30 Aralık 2014 Salı

bu yıl...



yılın son yazısı olsun madem..
ben bu yıl büyüdüm..

ektiğimi farketmediğim tohumlardan sonuç aldım..
sevindim..
bazı ektiklerimi hiç göremeyeceğimi anladım ..
kabullendim..

anlık heves ve istekleri artık kale almamayı öğrendim..
heves tamam ama dümen suyuyla hiç işim olmayacağını artık anladım..
gölge boksunu bıraktım..
huzur havada hep var olan bir element değil bildim..
Yalnız zamanlarım değerli tadını çıkardım..
yapılacaklar listesini yok ettim..
'yapamadım' duygusunu tamamen rafa kaldırdım..
bana hoşlanmadığım şekilde davranan herkesi.. sevdiğim dostum demeden bir adım uzağıma yerleştirdim..

daha çok paylaşmaya özen gösterdim..
dahası ay ne bulsam da paylaşsam durumuna geçtim..
yapmayı Çok sevdiğim istediğim şeylerden birini yaptım..
diğerini planladım..

birçok likör yaptım
birkaç ekmek
çorba pisirdim özel tariflerle
çekirdekle zamanlar geçirdim gönendim..
Sonunda bitmeyen ev projesini bitirdim
(bak bir buna inanmayın ..)

hayatta var olan hiç bir şeye garanti diye bakmazdım..
yine bakmıyorum..
olmayanı kıskanmazdm..
yine kıskanmıyorum..

Merkür retrosunun önüme yeniden yeniden aynı Sorunları getirdiğini anladım..
ikisini sorun olmaktan çıkardım..
diğerlerini planladım..

Hiç gelecek programım olmamıştı..
programlamaya başladım..

yakın zaman tarihimizin tümünün yalan olduğunu öğrendim..

bu yıl çok öğüt verdim..
kendim birçoğunu tutmadım..
endişemle savaşmayı öğrenmeye başladım..

belki istediğim gibi yazılar yazmadım..
ama düşündüm..
birden kapılıverdiğim furyaları..
şimdi uzaktan izledim..

kokinalara ağlamadım..
yeni yıl süslerinde kudurmadım..
ahkam kesmedim..
azcık öfkemi kaydırdım..
ama farkedince geri döndüm..
farkettireni ben yetiştirmisim diye hayret ettim..

gençlerden birçok şey öğrendim.. yine..

bisürü hesaplaşma yaptım..
vazgeçtim..

döndüm baktım ..
ve farkettim ..
çocukluğumdaki gibi olmuşum..
çekilip köşemde..
oynayanları izlesem..
sonra dönüp mağaramda dinozor budumu yesem yeri..

ama seni de seviyorum canıtın ..
o yüzden seneye de sanal alemi kirletmeye devam edeceğim net..




posted from Bloggeroid

19 Aralık 2014 Cuma

bir doğum günü yazısı daha.. canıtın..

her yıl ataletin doğumgününde bir yazı eklerim ..
yine olsun..

atalet bir çığlık olarak açıldı hayata..
başkalarından çok kendi analizinde bir blog..
sansür koymadı kendine..
ne düşünürler demedi..
zayıflık acı korku hepsini yazdı.. huzun ozlem yazdi..

azıcık kodlamış olabilir..
ama okurları satır altını okudu hep..
hatta hep bir ağızdan dur.. bile dediler bir kere..
dur ..
biz pamuklara sararız da ya baskalari zedelerse dediler..
can onlar can... tesekkurler..

atalet insan degil.. bir insanin bir kismi sadece..
gunluk yasamda olmakta zorlandigi kismi..
dusunce notlari gibi.. yazdiklari..
fikir blogu desen onda akil fikir yok ki..
ancak .. o yuzden.. cilgin kirk yama..

merakli.. iz surucu.. tuhaf seyler ogrenmeye merakli olunca.. tuhaf seylerin pesine dusebilir..
yalanci benlerin verdigi mesajdan.. amazonlara bir cok yazi var burda.. bes benzemez..
cop olmasin ogrendikleri diye..
gelir buraya doker..

atalet entelektuel aç..
kisiyi degil olguyu .. olgunun arka planini bilmeyi tercih eder..
yutar gibi okur.. anlatacak paylasacak kimse omayinca hayatinda..
gelir buraya birakir..

atalet cani yaninca..
sasirinca..
ozleyince buraya birakir..
cunku ne kalabalik bir italyan ailesi..
ne kendisinde birebir iletisim duskunlugu var..

dusundum bugun..
zayifliklari.. istihza ile karsilama konusundan..
heykelin poposunu ortmeye kadar ne cok sey paylasmis..

okur olarak..
likor imalatcisi..
kahve tuketicisi..
endise kumkumasi..
gozyasi sisesi..
tarih guncecisi..
isyan ve sevgi tutanakcisi..
gururlu anne..
mustehzi eş..
keyif ehli..olarak..
ne cok sey paylasmis..



ama ilk yil ve bu yilin sonunda oldugum halleri ben bilerek..
diyorum ki..
cember ayni noktalardan gecse bile.. donusum degisim.. bazen insani ayni sarmalda yurutse bile.
guduyorum sanirken bir bakmissin hala ayni yere donuyordun.. olsa bile..
o noktalari adimlayan kisi asla tam olarak ayni kisi degil..

isyanim elimde hala..
bazen kendime bazen baskalarina..
aci .. en saf haliyle gelip oturabiliyor hala..
sevdiklerimden.. ve dunyayi olusturan her bir unsurdan kaynaklanabiliyor olsa da..

yaptiklarim.. yapmayi arzuladiklarim ve gerceklestiremediklerim..
onumde bir defterde..

bakiyorum bu gun gittigim bir arpa boyu sarmala..
hala dikmek istedigim hedef taslari var..
hala.. erteledigim guzellikler..
ama daha az..
daha mutevazi.. daha bilge..

kizginliklarim azalmis.. bu guzel..

endiseler..
onlar hic degismeyecek sanirim..
onlar dis kaynakli.. cocuks olur.. baskalarinin cocukslarina devlet eliyle olur.. bagnazliktan olur.. baskidan.. sevgisizlikten..
etken olamadigim hadiselerden..

umut.. sevmem zaten..
umut yanlis ellerde zaman kaybi..
umut savasmaya engel..
umut kuru kuru.. sorumlukugu devretme gerekcesi..

uzun bir surec atalette 7 yil..
kayit altina alinmis..
cok sey ogrenmisim..
bir kismini uygulayamadigim..
hala suruyor o konularla hesaplasmalarim..

geldigim yer olmayi sectigim yer degilse de..
oldugum kisiyi kabullenmeyi..
onu hala donusturmeyi hedefledigime gore..
daha biraz surer gibi geliyor bana..
ataletin bu yolculugu daha biraz surer...

pese:
resmi surdan sectim...
http://m.zgallerie.com/p-14679-nest-sphere.aspx

posted from Bloggeroid

18 Aralık 2014 Perşembe

burda durakalsın..

pakistanda Taliban okul bastı 140 civarında çocuk öldürdü..

ISID 150 kadının kafasını kesti Cihad nikahı reddettikleri için

papa cennet cehennem yoktur .. iyiliğe giden yol insanın içindedir..
ateistler bile yardım çalışmaları içinde imana ulaşabilir .. kitaplar önemli değildir.. erkeklere açık olan kapıları kadınlara kapatamayız .. kadın papalara yol açtı..
ikinci reform geliyor sanki ..
mağara devrine inat..

maymunlar cehennemine döneceğiz gibi 1984'den ziyade

posted from Bloggeroid

17 Aralık 2014 Çarşamba

duramayasıca bir şeyler dursun diye burda

bir vitrinvar..
kırmızı kadife perdeler önünde insan boyu fraklı papyonlu müzisyen mankenler
kimi tuba çalıyor kimi gitar
hareketliler
ve kafaları biri domuz biri gergedan diğerikisini seçemedim
camına
'işte sizin hayatınız' Yazsam yakışır

Juno var
geçen hafta için bir sonlanış yazmıştı
yaşıyorum
bir 22 aralık Yazmış Korkuyorum

bugün Saime hanımın toprağına kapanasım vardı
ama ne kadar çok
anlatamam
gözüm doluyor boğazı m tıkanıyor istekten
gidemedim
annelikte zorlanınca
evlatlığa sığınasım geliyor ondan
bir de Cemal bey'e benziyorum ondan
Saime hanım 5 yaşında öksüz yetim
sığınacak ana kucağı hiç bilmemiş
mezarı bile belli değil
ana babasının
nasıl başa çıktı acaba
güzel güçlü savaşçı annem

bir kadın linki okudum dün
bir Avustralyalı l6liktı en çok etkileyen
bugün bir ilk daha yaşandı
bir kadın piskopos atandı ingilterede
bunları aklımda tutunca utanıyorum

etkisiz ve gereksiz eleman durumu.. hissi..
Virçinyam o taşları toplarken ne hissediyordu

posted from Bloggeroid

4 Aralık 2014 Perşembe

yorgunum cunku.. likor yaptim.. haber izledim.. ve digerleri...

iki sey var not etmek istedigim blog ..
onun icin geldim..

birincisi..
bir sohbette birisi..
bir uzman icin fazla isyankarsiniz dedi..

uzmanligi bir kenara koy..
insan olarak isyankarligi dusundum..
evet..
daha cumlenin akisi ilerlerken..
soylenecegi anladigimda..
icimde buyuyor isyan.. hayir hayir diye bagirtim gelip yapisiyor girtlagima..
onu kontrol etmeye calismakla geciyor sonrasi..

isyan olmadan hic bir sey olmaz..
isyan .. sorunu gordugunde..
haksizligi farkettiginde hissedilen sey..
isyan seni bu sorunu cozmek.. haksizliga care bulmak icin yuruten motor duygu..

iste bu yuzden nirvanadan nefret ediyorum..
dunya yansa umuru olmayanlardan..
elle gelen dugun bayramcilardan..
bekle ic huzurunu bozma..
gecer ve goruruz avuntusundan..

sen oyle oturursan delip gecer..
hic de gecmeyebilir..
bi bakmissin alismissin.. hem nasil..
gecis zamanlarinda susup beklemek..
farkedilmemeye calismak..
nafiledir..
neydi mottomuz..
susma sustukca sira sana gelecek..
ne oldu..
sira epeyce yaklasti..

isyanini organize et..
iste esas motto bu olmali..
artik bu olmali..

ikincisi..

uc darbetesirli duygudurumum etkisi altindayim..
kadinlara cocuklara ve gocmek siginmaci olmak zorunda birakilmislara yasatilanlar icimi eziyor buruyor..
kosup ekmek corba yapiyorum..
sanki kapima dayanacaklar hepsi.. onlara dagitacagim..
yasam bicimimle ilgili her karar dayatmasinda icim sisiyor sisiyor oyle bir enerji patlamasi..
icimden cikarken sanki gogus kemigimi gogus duvarimi yarip cikacak..
kontrol etmesi her gun daha zor bir hale geliyor..
ilgisiz duramiyorum boyle seylere.. ben farketmezken ya cok yakinima duserse.. korkusundan..
bakiyorum .. surekli uzerinde gozum..
ucuncusu.. yasam zaten uc gun..
onun da icine edilmesinin eli kulaginda..
o zaman..
yap likor susle evi..
ye ic gez toz..
seks kahkaha flort ne bulursan vur dibine durtusu..

sonuc cok yorucu bunlarin hepsi..
cok yorucu..

bi de fukara ruhluluk derdi saime hanim sanirim bu simdilerdeki arabesk deyimiyle ortusur..
hep aglak hep memnuniyetsiz hep eksikli olma ruh durumu icin..
ondan nefret ederdim..
o hale getirdiniz lan beni..

sokaklara cikasim var..
kaldirim cigneyesim var..
iyi gelecek biliyorum..
oyle yani...

posted from Bloggeroid

30 Kasım 2014 Pazar

arnavutköy.. arnavut kaldırımları.. maya ceviz likörü ekmek ve diğer şeyler hakkında...



ıslak arnavut kaldırımlarından yürümek kadar canlandırıcısı var mı?
alaca karanlıkta..
hele de yokuştan aşağı iniyorsan..
ve tüm insan kaynaklı kirliliği indirmişse yağmur..
hatta abartıp denizin üzerinden dolaşıp da geldiğini gösterir gibi rüzgar..
hem iyod kokusunu hem martı çığlığı taşıyorsa..
bir hamlede..

arnavutköyünden aşağı yürürken boğaz kıyısına doğru..
tazelenmiş hissediyorum..
haftada bir kez bunu yapıyorum..
beni bunca keyiflendiren şeyi neden her gün yapmadığımsa bir muamma..

belki her gün yapınca eskir solar etkisizleşir korkusu..
belki de nasıl olsa her istediğimde yapabilirim duygusu..

ama şimdi tazelenmişliğimin tek nedeni bu değil..
üç saat boyunca..
fikir gezdiriyor harflerden sözcüklerden kırkyamalar yapıyorum..
notlar alıp soru işaretleri çiziyorum..
bazılarının peşine takılıp gideceğim bak bu soru işaretlerinin..

tamam  ben bunu hep yaparım..
merak eder.. dalar.. bir türlü çıkamam benim hayat durumumun özetidir..
'ayrıntıda kaldı.. boğuldu..'

ama bu kez bir fark var..
bu kez bir masa başında ben gibi meraklı ben gibi aç..
on kişi daha var..

ben gibi meraklı ben gibi aç..
bir de yol gösterici..

bilginin sonu yok..
bilgilenmedeyim..

artık biliyorum diye sevindiklerim..
nasıl gereksiz gelebilir bazılarına..
peri tozu gibiler artık bildiklerim..
hayat kurtarmaz ama yaşamaya değer kılar..

dönüşte evde beni bekleyen bir çorba var..
ve bir kadeh merlot..
ve bir ev yapımı ekmek..

ekmek bir simge..
hep olmuş..
ama şu an başka bir anlamı var benim için bende saklı..
yakında paylaşacağım..

bir rituelim oluştu son zamanlarda..
cuma en uzun gündür işte ve cuma olması nedeniyle trafikte..
eve geldiğimde çorbamı alıyorum ve..
oturuyorum..
 tevenin karşısına..
bir kadın var.. fransız kanalında güzel bir kadın 
sophie..
kasaba kasaba geziyor ve yöresel yemek tarifleri  topluyor..
sonra oturup o yörede kadının topladığı kişiler hep beraber bir ikramı paylaşıyorlar..
bu kez gittikleri bölgede..
ceviz yetişiyormuş..
ceviz yetiştiricisinin bir adı varmış..
nüsikültör..
yaradanım.. sözcüklersiz nasıl yaratırdın bizleri..
önce ses vardı kesin sonra söz oldu sonra biz biz olduk..

ceviz soyadlı bir likör dükkanına gitti..
likör dükkanı onsekizinci yüzyıldan bu yana..
aynı binada aynı tarifleri yaparmış..
biri de ceviz likörü..
içinde vanilya ve kakao da olan bir ceviz likörü..
yaklaşık iki yüz yıldır yapılıyor..
ama tarifleri ortaçağa dayanıyor..
o zamanın pastörleri alkolde otları dinlendirip ilaç hazırlarlarmış..
acı ilaç içilmesi zor olduğundan..
içine bal katmışlar..
şifa niyetine içerim ben ceviz likörünü..

sonra başka birşey çekti dikkatimi..  bir yazı paylaşılmıştı..
ekmek ve maya ile ilgili..
maya dediğin un ve su..
katkısız..
açıkta beklerse doğanın ödüllendirmesiyle..
bakteri ve mantarlar.. onu kabartıp köpürtüyor..
sonrası onu canlı tutmakta..
ama yeni oluşan maya ekmeği çok da kabartamıyor..
yıllanması demlenmesi lazım..

yıllar geçtikçe bu demlenme işinin hayatta ne kadar önemli olduğunu anlamaya başladım..
bu da bir gözlem ve tecrübe meselesi..
diğer bütün rafine distile imbikli şeyler gibi..
fazlası buharlaşsın..
tortusu çöksün..
saf olan kalsın diye..

maya da öyle işte.. yıllandıkça etkin ve lezzetli..
sonra san fransisco'da yapılan ekmeklerin..
neden öyle çıtır ve öyle özlü olduğunu anlatıyordu yazı..
onların kullandığu maya 18. yydan kalmış.. on8inci yüzyıldan..
onsekizinci yüzyıldan beri yapılan likörü anladım da.. 
bir mayayı kollamak korumak yaşatmak..
nasıl bir özen..

haydarpaşa diyesim var bu noktada..
yalova diyesim var..,
mozaik diyesim var..

eskiden ingiltere kıyılarında taş olsam derdim..
şimdi listeye san fransisco'da maya olmak da girdi listeye..
brive'de ceviz likörü olmak..
müzedir.. şatodur demiyorum bile..
maya diyorum..

arnavutköy'ün kaldırımları arnavut kaldırımı..
sokak isimleri başka güzel..
francalacı sokak var mesela..
kireçhane gediği var sonra..
 teyyareci suphi var..
dubaracı var..
düzyol sokak var ve düz orası iki yokuş sokak arasında çünkü..
dolaplı kuyu sokak var ..
her biri bir öykü anlatıyor..
tekerleme gibi..

teyyareci suphi..
 francalacıdan ekmeğini almış..
 düzyoldan evine giderken dolaplı kuyunun çıkrığı gıcırdamış olabilir mesela..

denizin eskinin ve yaşanmışlıkların bize armağanı bazı şeyler..
arnavutköy biraz öyle..



28 Kasım 2014 Cuma

neden..

neden blog yaymaya başlamıştım ve bir mahlas kullanmıştım..
çünkü sosyal çevrem yaptğım el işlerinin boyadır dekordur.. değerini vermiyordu..
meslek hayatımla da bağdaşmıyordu..
neden el işlerinden bahseden blogdan Kaçtım..
kendileri de dişi yapan ve esas istedikleri kendi küçük yaşamlarına hayranlık gösterilmesini hedefleyen bazı insan tiplemelerinin sığlığından sıkıldım..
benim nerem derinse..

neden geldiğim yeni yerde hiç bunlardan bahsetmedim..
Çünkü bazı yaşadıklarım nedeniyle kendimi kısıtlanmış..
o dar alanda sadece bunları yapabilmeme imkan Varmış gibi geldi..
her şeyi bıraktım..
yaşlılar örgü örer demişliğim bile vardır..
sırf madem değersizmiş..
en çok ben değersizleştireyim görsüler diye ..

neden elişlerinden bahseden bir ek blog açtım..
çünkü kısıtlamalar kalktı..
onları gerçekten sevdiğimi farkettim.. Ve sosyal çevremde ve meslek Yaşamımda onları yeterince sergileyemiyordum..

esas soru..
neden ille yazıyorum..
Çünkü meslek Ve aile yaşamımda beni 'özü' çok sallayan yok..
rolümle bağlantılı bana gösterilen ilgi..
o yüzden olana bitene
politikaya kitaba dair konuşmak için buraya geliyorum..
neden bu yazıyı yazıyorum..
bu cuma böyle..
çünkü galiba artık herşeyi umursamaz oldum..
neysen osun..
asl-ı hû nesl-i hû..
ben kendi münzeviliğinde mutlu..
bir küçük çocuktum..
toplu oyun sevmezdim..
hep birlikte- birlikte yapılan şeyleri sevmezdim..

Simdi de münzeviliği özleyen bir kadın..
yeter ki dişarda keyifle Yaşayan bir dünya olsun ..
ara sıra Çıkıp onu koklayayım..
münzevilik iyidir..
ama dışarı çıkıp dünyada hiç yenilik olmadığını görmek..
o fenadır işte..
bir de gruplaşmaları ..
o bizden değil yaklaşımını
ve 'ben-ben. hu ben' insanları görmek..
oynarım ama ebe ben hakem ben grup lideri ben olursam'cıları..

ilham..
ruh beslenmesi..
iki ana Sorun..
izm'leri.. hep birlikte'leri sevmeyen ben..
Munzeviliğime taşıyacak kışlık kilere koyacak şeyler peşindeyim..
bulamıyorum..
iş başa düştü..


posted from Bloggeroid

20 Kasım 2014 Perşembe

gözler çocuklar mali ve fransa hakkında

kendimi çok yaşlı ve bilge hissediyorum..
güneşin altında yeni bir şey yok..
batı cephesinde de..
bu beni bezgin veya tatsız yapmıyor..
ama bir heves kaybı yaşattığı kesin..
hala yüksek oktav kahkahalarım..
ama en son ne zaman böyle yatarak gerisi gelsin diye bekledim.. bilmem..
daha çok içime rağmen güler gibiyim..

bugün dünya çocuk hakları günüymüş ..
benim aklıma hemen iki çift göz geldi..
kız çocukların işi pek zor..
büyüyünce de kurtulamıyorlar..

mor çatı gibi oldu klinik..
kocalarıyla savaşıyor kadınlar kendi bedenlerinde..



çocuk hakları günüymüş ya bugün..



kalp kasının bazı lifleri kopar zaman içinde..
kapakları güçlendirenler..
kalp gerçekten kırılabilirmiş diyorlar buna dayanarak..
oysa ezilmiş gibi kalbim göğsümün orta yerinde..



en çok hayretle karışık neşe verecek iyi haber almayı özledim..
kışla-mıdır nedir geliyormuş..
öncesinde güzelce böldük nasılsa..
bir araya gelemez..
yağladık övdük..
soracaklarmış bize .. belli olan cevabı..
kağıt üstünde herşey iyi..
İstanbul'da yaşayıp
denizi görmemiş insanların yaşadığı güzel şehrimin 20 milyonu karar verecek..



çok üzülüyorum..
ümidi kırılacak nicelerinin..
korkuyorum..
öldünüz de ne oldu diyecek diye..
üstelik fıtratımızda yokken..
kilometrelerce ötede gencecik yaşlarında insanlar..

bir kitap okuyor..
diğerini çeviriyorum..
okuduğum fransanın kenar köşe bir köyünde geçiyor..
o bölgeye gelip yerleşen müslümanlar ve yöre halkı..
yok aslında daha çok müslümanın diğerine yaptığı..
önce huzurla sürerken bir kişinin gelmesiyle karışan ortalık..
intihara kalkan ergenler..

çevirdiğim Malide geçiyor..
ve hep günümle ülkemle bağlanıyor aklımda..

çorba ekmek kek greni likor
sıraya bal şarabını ve süt marme|adını aldım..



ama hep içimde gözler..
ülke göz oldu canıtınla yarenliğe çıktı..

beynin arkasındaki görme alanından başlayıp dümdüz öne algı alanına bağlanan koca bir yol bulmuşlar.. yeniden..
Aslında 1912'de bulunmuş da unutulmuş..

benimki çok kalın olsa gerek..

tad yok..
ne kadar baharat eklemeye uğraşsan da ..

posted from Bloggeroid

31 Ekim 2014 Cuma

lüzumu halinde itina ile keyif tanımlanır..

haziran ayında gitmiştik datça'ya..
evin yüzü ormana dağa dönüktü..
öğleden sonranın erken saatlerinde..
ikiyi geçmiş ama daha üç olmamışken..
değin rengi morardı ve nefis bir yağmur başladı..
çam kokusu kekik kokusuna sarıldı..
bizim hayata has..
bir de kahve kokusu katıldı onlara..
dizlerimi dikip oturdum..
iki elimle kavradığım kahve kupamı burnuma yaklaştırdıkça..
tenimden sabah girdiğim denizin tuzlu kokusu da inceden kendini hissettiriyordu..

ayaklarımın dibine karın üstü bıraktığım kitabım..
tepemde yolu kiremitlerde sonlanan damlaların sesi..

kırkbeş dakika filan sürmüş olsa gerek..

derken başladığı gibi bitti..
hatta güneşe sorarsan..
hiç böyle bir şey yaşanmadı..

ertesi gün tam kahvemi alıp oturdum..
azıcık kaydım yerimde..
kitabıma dalacağım..
birden gösteri yine başladı..

üçüncü gün o kadar gafil avlanmadım..
hatta bitter çukulatamı da hazırlamıştım..

ben orada 15 gün süresince kişisel doğa mucizemi yaşadım..
randevuyla gelen yağmur gösterisi..

Saime hanımın bana ..
ne ehl-i keyifsin dediği zamanlardı..

mordan yeşile açık maviden griye renklerin uyumla geçtiği..
nefis kokuların karışıp insanı hayale sürüklediği..
zamanın yavaşlayıp içe sindiği..
yumuşacık saatler..

nerden geldi aklıma ..
keyif nasıl bir şey onu tanımlamak istedim..
lüzumu halinde okunsun diye..

posted from Bloggeroid

22 Ekim 2014 Çarşamba

ayraç kolye kitap cümlenin meli mah hali.. canıtın..

topkek şeklinde mıknatıslı ayraç getirmiş bir dost..
hem de kokulu..

kitabın arasından fırladı düştü..
halı da aynı renklerde..
geç kalmıştım arayamadım..

kaç gün oldu.. 3 günsanırım..

düzeltmek için takı kutusunu devirdim halının üzerine..
sedefler tahtalar..
metaller kristaller kolyeler bilezikler..
acelem vardı..
düzeltemedim..
kaçgün oldu.. 11 ? 13?

telefonda söylerim mesaj atmak ayıp..
diye düşündüm..
işim çoktu..
o an arayamadım..
günler geçti..
10 mu..

bulamadım aradığımı..
yardımcıya sorarım dedim..
ne zaman dı..
3 hafta.. 4?..

kuru temizlemeye vereyim dedim..
arabanın arkasına koydum..
veremedim..
ne kadar gezdi benimle..
6 ay? 8?..

sonra tut gelecekte ne olmak isteyip de planlar yapanları oku..
peh..

olsun..
ben gibiler de olmalı..

dün dedi ki biri..
neden nasıl bulunduğum noktaya geldim..
gelmeyip farklı bir mutsuzluk mu yaşasaydım konuşmalarına cevap..
bu siz olmamalısınız..
bu soruları hiç sormayıp..
yaşayacaklarınızı..
keyif alma fırsatı olarak görüp rahatlamalısınız..

gelen kitaplardan birini bitirdim..
Zehr - i katil..

kitapların arkasındaki tanıtım cümlelerini nasıl seçiyorlarmış biliyor musun blog!
diyelim Figaro'nun kitap ekinde..
A kitabına bu kadar benzemese harika olabilirdi demişler..
Kitapta bu
'harika' .. Figaro
diye çıkıyormuş..

yasalmış..
Figaro'da harika demiş mi..
demiş..

1 gecede bitti bu katil-i polisiye
ön kapakta
'umarım aşkla cinayetin iç içe geçtiği bu romandaki Çarpıcı insan hikayelerini siz de seversiniz..' Ahmet ümit
yazıyor..

çarpmadı.. sevmedim...

posted from Bloggeroid

19 Ekim 2014 Pazar

pazar..



tuhaf bir yemek pişirme dürtüsü içinde..
eve geldim cumartesi..
kocaman iki kasa siklamen ve bir kasa kasım patı eşliğinde..

çok yemek vardı..
çiçekleri ektim suladım..
Çok yemek vardı üstü açık tost ve yaseminli yeşil çaydan yana yaptım tercihimi..
çok yemek Vardı Selgin GB'nin paninilerine ağzım sulandı..
ama çok ekmek de vardı..
pinterest e nakliyelediğim reçelli bisküvilerden yapmak istiyordum ama..
çok tatlı da vardı..

amaan maksat deli gönlü eğlemek..
hamurla oynayası.. şu fırını yakası var işte dediğimde..
saat 10 olmuştu..
çekirdek patenden geldi..
onu doyurup..
reçelli kurabiyeleri yaptım..
tam sevdiğim gibi kıtır kıtır oldular..
lar değil..
oldu.. tek bir büyük çörek..

pazar sabah kendi iradem ile uyandım ..
kahvemi içerken..
bahçedeki kedileri farkettim..
3 kez bir ana..
yavrular yerken nöbet tuttu..
onlar doyup yalanmaya geçince..
yerleri koklayıp yalamaya başladı..
ay aç kaldı..
içerden bir tas ve arniyeden azıcık mama..
kapıyı sessizce araladım..
anne kedi yoktu..
simsiyah bir kedi ama o da pek genç..
seyirtti..
çb geldi napıyorum diye..
serp dedi bahçeye..
yok dedim..
bir başka orta boy kedi geldi..
tastan mama yiyen kara kedi ona kıhladı..
korktu garip..
bir başka tas ..
avniyeden mama..
geldim ..
ona da vermek için..
ikisi birden kaçtılar..
tası bırakıp soğuyan kahvemi yenilemeye gittim..
döndüğümde çb sonunda gelmeyi başaran anne kediyi kovalıyordu pist kost diye..
duruma el koydum..
bu arada çb'nin tastan yere serptiğini de farkettim ama daralmıştım artık..
herkesi kendi kaderine terkettim..

çakmam gereken kornişi takarken duvar karşı gelince..
arabanın arkasındaki dağınıklık düzene girmeyi reddedince ..
yürüyüşe çıktım.. güzeldi gökyüzü..
dönüşte kuaför..
2 greni.. 2 yazı..
biraz gelecek hayali..

az sohbet
çokça üşüme..
iki kitap..
bir çorba..
bitti gün..

.....
Açıklama..
Çocuklarıma yemek kitabı hazırlıyorum.. sevdiğim kolay havalı tarifler .. pişirirken denenenler.. değişiklikler..
ilk.. nasıl bir günde yapıldı..
Onun notları olacak burada bazen.. mutfak kategorisinde
.... mutfak notları..
kıtır kıtır kurabiye hamuru
İtalya'dan
2 bardak (birini kepekli koydum)
1/3 bardak şeker (biraz fazla geldi)
1 yumurta + 1yumurta sarısı
1 kaşık kabartma tozu
yarım bardak z.yağı

karıştırıp yoğuruyorsun
tart kalıbına 2/3'ünü döşeyip..
üzerine marmelat sürüyorsun ..
ben bahçe elma+ armutlarından yaptığımı sürdüm..
kalan hamurdan şeritler veya benim gibi yıldızlar serp üzerine önce 15 dakika200 derece sonra 18o derecede toplam 40 dakika..
fırını soğukken koyuyoruz içine..
not:
ideal kıtırlıkta oldu
ancak kepek ve tozşeker nedeniyle kolay şekillenmiyor
bir de sadece un ve pudra şekerle denemeli..
marmelat çok iyi pişti..

posted from Bloggeroid

18 Ekim 2014 Cumartesi

kestane çorbası.. canıtın.. yeni favorim..



evi ısıtmayı seviyorum..
bu mevsim..
dikkat ettim her sonbahar aynı renkler ..
benzer tadlar peşindeyim..
içgüdü olsa gerek..

dün yıllardır okuduğum bir blogda anlatıyordu..
annem sabah uyandığında akşam yemeğinde ne olacağını bilir..
sabah 7-de market alışverişindedir..
ben akşama doğru hazırlamaya başlarım..
o yüzden annem her sabah..
bir şey gerekli mi? dediğinde..
herşeyimiz var diye cevapladım..
yazmıştı..
sonra koca arayıp akşama konuk getireceğini söylüyor
ve anne buzdolabını görüp ..
bunda hiç bir şey yok diye korkuyor..
Ve sonrası bir masal biraz bazen benimkiler gibi..
onun masalını değil kendiminkini yazıyorum bu cümleden sonra..

saime hanım kestaneli pilav yapardı yılbaşı için..
kestane kabuklarını çizerdi..
ve haşlardı..
o kestanelere bayılırdım..
gidip gelip çalardım..
ufaktan fırçalardı..
ama bilirdim ki benim için fazladan eklenmiş kestane vardır o tencerede..

o yüzden kestane çorbası denemeyi çok isteyeceğim bir tad oluverdi..
aklıma düştü..

arada olur böyle..
alışverişi yapıp giderim eve..
çoğunlukla olan ise
mutfakta bir tecrübe edinince gelişen birşey..
elindeki ile ortaya farklı şeyler çıkarmak..
tek domates .. son havuç..
iki üç kornişon turşusunu farklı bir şeye dönüştürmek ..
biraz şamanik sihirli bir şey..
bir malzeme yoksa diğerine geçmek..
bir yemeğe başlayıp başkasıyla bitirmek..

evde herşey var diyerek sadece kestane aldım..
30 kadar demiş Corey..
pişmiş demiş..

köşedeki kestaneci ile beraber..
5o tane kuzu kestane saydık..
trafik sıkışıktı..
ara ara sağ koltuktan kestane kokusu vuruyordu..
kulağımda Zaz'ın sesi..
bu albüm de öyle bir kitapçıda çalarken duyduğum..
nedir diye sorup aldığım bir albüm..
en iyi alışverişler böyle olur bence..
dikkatin başka yerde iken..
aradan sızıp kendini gösterenlerdir..
yaşamımda en çok yer eden.. en çok keyif verenler..

eve geldiğimde kimse yoktu..
bir beyaz soğanı küp küp doğradım..
az zeytin yağı ile çelik tencereye koydum..
biraz tuz..
bir avuç su..
soğan suyunu salana kadar..
yumuşak tutsun..
kavurmasın sıcak yağ..

kestanelerin kabuklarını soydum..
ve nefis kokular salan soğanların üzerine attım.. iyice karıştırdım..

aklımda kalan cümle..
kestaneler iyice emsin tenceredekilerin kokusunu..
karıştırdım..
sonra üzerine kettle'da kaynattığım suyu döktüm..
sonra tarife baktım..
Corey ince havuç ve biraz kereviz sapını da koymuş soğanlarla beraber öldürmüş meğer..
üstelik soğuk su eklemiş ..

olsun..
altını kıstım..
50 dakika kalacak.. tıkırdayacak..

face'e baktım..
eve birer birer gelenlere baktım..
sonra tencereme baktım..
kestaneler kısmen helmeleşmiş kaşıkla ezilir hale gelmiş..

beyaz şarap 1 bardak diyordu..
bir fırt vermut..
açık şarabım kırmızı idi..
rengi bozmak istemedim..
vermut yoktu ..
koymadım..
biraz karabiber çektim üzerine..
bir de şu minik hint cevizi diyordu ..
o vardı ama bulamadım..

blenderi sokup birkaç kere çalıştırdım..

sonra kaseye döktüm..
biraz karabiber daha ..
biraz beyaz biber..
bir iki maydanoz..

lezzet süper..
kesinlikle mevsim çorbam..
Corey soya kreması ya da herhangi bir krema diyordu..
bence gerek yok..
bir daha yaparken havuç olsa da eklemeyeceğim..
tatlı olur o zaman..
ama kereviz sapı olur.. azıcık..
kestanenin kokusunu engellemesin..
soğan belki 2 tane olur..
ya da daha büyük bir soğan..
o küçük ceviz güzel olur bak..
belki suyun bir bardağını sütle değiştiririm.. ya da çiğ krema..
hatta tavuksuyu..
kıvamı tarhana çorbası kıvamında..
en sevdiğim..
arada diş diş kestaneler..
ve içerken nefis kestane kokusu ..
beyaz şarap ekşilik verebilir..
koymam..
ama vermut iyi fikir..
belki bir iki mantar yakışır bu çorbaya..
badem çok yakışır..
ya da kavrulmuş fındık..
bu benim damak tadım tabii..

bence bir kere deneyin sadesini..
sonra sihrinizi kullanın..
sonuç nefis bir sonbahar kış çorbası ..
topraksı kokular ile..
bon apetit

posted from Bloggeroid

17 Ekim 2014 Cuma

alaz yeşil.. kaplumbağa boynu.. fincancı katırları..



turuncuya düştüm bu ara..
fırınlanıp azıcık karamellenen tonunu..
düştüm dediysem..
gözümü alıyor..
yanında mürdüm rengi.. alaz yeşil..
böyle bir renk yok..
ben uydurdum..
yeşil'in inceliğine alazın sertliği kalınlığı ve haşinliği uydu..
alaz diye bi sözcük olmasaydı da..
isim annesi olurdum..
ama var..
ama haşin değil ..
yanık.. o yüzden dokunulunca dağılıverecek kadar kırılgan..
bir yere varır mı bu söylem..

haşin kaba söylemlerin insanın içini yakıp kırılgan hale getirmesi dışında..

kırıldıkça ben..
eve sığınmak istiyorum..
ev bahane..
aslında bihaber çocukluğuma dönmek istiyorum..
büyüdüğüm evin
penceresinden..
yeşil görünürdü..
cemal beyin bahçesi..

evde olmak bu çocukluğa dönüşümü kolaylaştırıyor..
pencereden görünen yeşil sayesinde..
kahve fincanını iki avucumla kavrayıp..
tepesinden yükselen buharın arasından pencerenin dışına dikince bakışımı..
çocukluğuma dönüyorum..
sıkıntılar anne babamın..
keyifler.. benim oluyor..

fırından yükselen bir baharatlı koku istiyor canım..
kavanozlarda reçel..
yenmese de mandalina reçeli yapmak geliyor içimden..
ve mürdüm reçeli.. sırf yan yana koymak için mor ile turuncuyu..

lise mezuniyeti için kıyafet derdine düşmüştük..
vakkoda kumaş reyonunda..
bir ipek kumaşı açıvermişti tezgahtar..
ne güzeldir o açılan kumaş topunun tezgah üzerinde çıkardığı ses..
taptaptap eder ve metrelerce güzellik önünüze açılır..

sahi kaç yıl oldu kumaş almayalı..
o sesi duymayalı..
hem ne becerikli çevirir tezgahtar o kumaş topunu ..

'size bir prune verelim'
taptaptap
'ya da şöyle bir olive'

hoşuma gitmişti renkleri böyle isimlendirmesi..
kendimi önemli hissetmiştim..

incirli peynirli tart gördüm geçen gün..
onu yapmak istiyorum..
kestane çorbası gördüm..
onu yapmak istiyorum..
muffin kabında bireysel apple pie pişirip..
ikram ettiklerime..
finlandiyada gördüğüm bireysel filelerinde satılan limonları anlatmak..
inceden kahkaha atmak..
ve bunları yaparken endişelerden uzak olmak istiyorum..

az konuşmak..
çok yazmak ..
bolca yatmak..

greni duraklıyor..
2 günde bir motif anca..
arasına pas rengi ..
mürdüm alaz yeşil atamayacağım kadar pastel renklerim..
ya da inadına atarım belki..

yanık kahve.. narçiçeği kırmızı beyaz bu renklerden bir battaniye örmüştüm..
pas rengi süt kaymağı koyu kahve.. bunlardan bir kazak..
turtleneck demişti saime hanımın bir arkadaşı..
o yakaya..
kaplumbağa boynu desem ne olur.. yarım balıkçı yerine ben de..
gözleri kapa ve gözünün önüne kaplumbağanın kabuğunun duruşunu getir sen blog..
ben gözlerimi kapatıp..
Saime hanımın evini getireyim..
zorlarsam belki ince belli fincandaki çayın ..
ızgarada pişmiş üzeri kızarmış kaşar peynirli üstü açık tostun kokusunu duyar..
kaşık seslerini işitirim..
belki biri fincancı katırları geçiyor galiba der..
gülüşürüz..
iyi gelir..
alaz ruha..

posted from Bloggeroid

15 Ekim 2014 Çarşamba

kitaplarla meydan okunursa varım deyince anladım ki ben yok oluşun eşiğine gelmişim.. canıtın

zihnin arka sokakları başlatmıştı bu etkinliği..
kitap meydan okumasını..

onu bu sayede keşfetmiş oldum
keyifle takibe aldım
minoshka var bir de yeni takibe aldıklarımdan..

dolu.. derin kadınlar..
tüm katılımcılardan kitap listelerim olamadı..
her katılanı bilemedim..
ben de Katılıyorum bile demedim..
kendine güven sorunu yaşıyorum sürdürme konusunda..
terapistim söylemişti..
tolerans tutarlılık ve sürdürme önemlidir demişti..
ilk ikiyi hallettim..
3.ye hala çalışmam lazım
uzun süredir bilgisayarsızım..
bilgisayar var da kullanmıyorum..

cep telefonu ile idare ediyorum..
eklentiler indirdim..
değil blog yazısı..
epikriz bile yazabiliyorum..

0labildiğince küçülesim var..

kitap meydan okumasının son günü son soruya cevap vereyim..

30- senin için tüm zamanların en iyi kitabı..
düşünüyorum taşınıyorum ve bulamıyorum..
her türden beni çarpmış olan kitaplar var..
pat diye liste olarak geliyor..

bu kitap meydan okuması ..
her ne kadar belli etmediysem de..
bana ehlikeyifliğimden çok şey kaybettiğimi fark ettirdi..
başkasının özeli olduğu için..
açıklayamıyorum nedeni..
ama öyle basit bir kalp kırgınlığı değil..

üstüste öyle çok endişe veren olay yaşadım..
ve biri hala sürüyor ki..
artık üzerimde etkisi kalmadı..
o dozda endişe ile yaşamak mümkün değil..
bünye kendini kapatıyor sanki..
üstelik sürecek bu..
son nefesime kadar..
kötü şeyi görmemek için gözleri kapayamadığımdan..
kulakları kapatıp 'seni duyamıyorum'
diye çığıramadığımdan..
göz-kulak açık ..
ama sanki endişenin kalbindeyım..
Pinokyonun babasını yutmuşlu hani balina..
beni öyle düşün blog..

kitapları görselliğinden..
kokusuna.. tutkuyla seven biri olarak..
sadece gereğini yerine getirdim..

çabalamadım..
fotoğraflamadım..
alıntılamadım..
şeklen ordaydım..

şimdi hayatla ilgili programlar yapasım var..

balinanın karnında..
tek kişilik bir dünya kurasım var ..

posted from Bloggeroid

14 Ekim 2014 Salı

ondan bundanaşıdan bakandan malti yazı

3 şey öğrendim dedi elinden çantasını atarken..
12 tanrı var ..
balede aydınlatma arkadan yapılır..
ve salsa yaparken zıpla zıpla zıplarsın...
bu arada zıplamaya başlamıştı..
ben de senkronize olup zıplıyordum artık onunla..

isveçte yeni sağlık bakanı 29 MEB 27 yaşında..
ayrıca güzeller..
ortalık yıkıldı..
twitter da facede..
sağlık bakanı Türkçe twit attı..
change.org'da genç ve yakışıklı bakan istiyoruz diye dilekçe açıldı imzaya..

şaka bir yana
yürüyen bir sistemleri var..
bozasıları .. yeniden yapasıları yok..
sadece biraz daha rafine hale getirecekler..

demek yetenekli ve donanımlı bulundular ki atandılar..
dedim..
çb hiç sanmıyorum dedi..
birçok insan da sanmıyordur..
bense inanıyorum..

yeni takip etmeye başladığım bir blog var..
iyi geceler kucukjoe..

beni öyle güzel motive etti ki
bir yazısında söz ettiği 4 kadranlı sistemi uygulamaya başladım..
huzur arıyorum diye söylenmeyi bırakıp 1 A kadranına vakit ayıracağım..

ben o kadar çok şey öğreniyorum ki gençlerden..
hem de sistematik şeyler..
öyle çok pencere açıyorlar ki yüzümde..
mutlu ve verimli oluyorum onlardan öğrendiklerimle..

bu aralar okuma hızım azaldı..
greni durakladı..
ama aklımda bitmiş hali..
geçen sene ördüğüm Kocaman atkıyı kısaltıyorum biraz..
castle'ı netten izliyorum..
outlander bitti..
downtown abbey güncel noktadayım..

bugün bir yazı okudum..
Stanford da yapılmış deneylerin sonuç yorumlaması ve derlemesi..
Forbes da yayınlanmış..
multitasking ile ilgili..
multitasking
1-IQ azaltıyor
2- EQ nun sosyal ve kişisel farkındalık bölümünü azaltıyor..
3- Beyinde ön bölgede atrofi yapıyor..
o bölge EQ bölgesi.. iş başarısı yüksek insanların EQları yüksekmiş.. yani multitasking gelecekteki iş başarınızı azaltır diyordu sonuç..

ben bir süredir fazla yordum beynimi ve algılarım azaldı..
o yüzdendir böyle bir yazıya Ve İsveçli'ye sözlü taciz yapmış sayılabilir miyiz gibi havalı yazılarımdan birini döktüremedim..
multi-farkında lık kurbanı sayılır mıyım..
*
kitap meydan okuması
26. bir konu hakkında fikrimi değiştiren kitap.. olmadı.. yeni fikirler Verenler olmuştur..
ama sabit fikrim yoktur benim..
27- en sağ gösterip sol vuran ..
hafızam kötü benim.. bilemedim..
28- herkesin nefret ettiği senin sevdiğin 'yeni hayat'

*

fırın hep yansın istiyorum bu ara..
üzeri kürktü güllü terliklerimi seviyorum..
uykularım uzun ama sanki yüzeysel..
değiştirmek .. derinlemesine düşünmek istediğim şeyler var sanki..
ama bulamıyorum ipucunu..
bi de minotorla ipucu bağlantılı diyeyim..
kahve konyak scotish buttercream yemeye gideyim..



bugün lab testinde LDH ve crp yüksek çıktı..
migren yüzünden Çok ilaç alıyorum..
ondan yükselmiş olabilir..
gug'la sordum ..
belki de tuhaf bir lenfadenitsindir diyor..
1 ay sonra tekrarlamalı..
He bi de hepatit aşımın koruyuculuğu bitmiş..
yaptırmalı..

posted from Bloggeroid

10 Ekim 2014 Cuma

kendime soz verdim... bitecek bu..

kitap meydan okumasi..
bayram ve hastalik nedenleriyle surdurulemedi..
suran devam edeyim..
16-en sevdigin kadin karakter..
aslinda yok.. sevmediklerim var.. nefret ettiklerim var..
ama en sevdigim .. yok..

17- en sevdigin kitaptan en sevdigin alinti..
virginia woolf .. kendine ait bir oda..

"Düşsel planda kadın son derece önemlidir; gerçek yaşamda ise tümüyle önemsiz. Şiiri bir baştan öbür başa kaplar; tarihte ise hiç görülmez. Kurmaca yazında kralların ve fatihlerin yaşamlarına hükmeder; gerçek yaşamda ailesinin parmağına bir yüzük geçirdiği herhangi bir oğlanın kölesidir. Kurmaca yazında en esin dolu sözler, en derin düşünceler onun dudaklarından dökülür; günlük yaşamda hemen hemen hiç okuyup yazamaz ve kocasının malıdır. tarih kadından hemen hemen hiç söz etmez."

18-hayal kirikligi yaratan kitap.. masumiyet muzesi.. orhan pamuk.. bitirmeye bile zahmet etmedim..

19-filmi cekilen ve cok begendiginiz kitap.. lizbona gece treni ve kitap hirsizi basa guresir..

20-ask romani.. sevmem ki..
icinde yaratici ask olan roman severim ama.. bulamadim bir ornek..

21- 22 okudugumu hatirladigim ilk roman.. ve beni aglatan roman ayni.. aslan.. daha once bahsetmistim..
23-okuyamadigin roman.. zafon'un ruzgarli kitabi..
24-keske daha cok insan okusa dedigim.. kendine ait bir oda..
25-kendine en yakin buldugun karakter.. aslandaki ana karakter kiz cocugu.. koca evde herkesle mesafeli.. yalniz.. hala da oyle yakin..

posted from Bloggeroid

9 Ekim 2014 Perşembe

Nobel kadınlar yazarlar ödüller ve diğerleri bi de canıtın



ruhum içime kaçmış ya ..
kuyruğundan tutup çıkartayım dedim..

nobel edebiyat dalında ödül sahibi belli oldu..

ben svetlana'dan yana idim ..
kız kardeşlik ruhuna uygun ..
o da kızkardeş olmaya uygun..

Svetlana Alexivitch savaşla ilgili yazıyor ..
Afgan kadınlarla..
savaşta kadınların yaşadıkları ile..
Çernobil sonrası ile ilgili yazıyor..

Nobel edebiyat ödülleri 190 1'den beri veriliyor..
Toplam 106 kere verilmiş..
Sadece 13 kadına verilmiş..

şu gorilla gerillaları biliyorsunuz değil mi?
hani müzelerde sergilenen eserlerin sadece yüzde azıcığı kadın..
depolardakilerin yüzde 48'i diye tepki veren kadın aktivistleri..
ha pardon biz aktivist sevmeyiz..
hele gerilla olanlar..
söz meclisten dışarı..

kadınlar genel olarak Nobel ödüllerine.. ki 863 ödüldür sözünü ettiğimiz..
sadece 51 kere layık görülmüşler..
15 barış .. 13 edebiyat..
10 fizyoloji ve tıp..
7- ekonomi / fizik/ kimya dalında..

Svetlana ödülü alamadı..
Murakami de alamadı..
Modiano aldı..
Patrick Modiana'nun babam ve ben isimli kitabı türkçeye çevrilmiş..
ama ben
keşke svetlana alsaydı..
onun kitapları çevrilseydi istedim..
yaşadığımız günlerde katılığın neredeyse cop kıvamında her yerden kafamıza indiği günlerde..
bir kız kardeşin kaleminden ..
savaş sırasında kadın hallerini anlattığı bir kitaba sarılıp..
usulca gözyaşı dökmek isterdim..
orta avrupalı bir yazarın narin satırlarından daha iyi gelirdi kesin..

posted from Bloggeroid

29 Eylül 2014 Pazartesi

kitaplarla meydan okunursa varim.. 14 ve 15..

filme çekilip de sevmedigim kitap..
hepsi..
okuduğum kitabın filmini asla yeterli bulmam..
filmini izlediğim kitabı da okuyamam..
fena görsel hafizam vardir ve fena kirlenir hayal gucum..
zaten o yüzden hastanin tetkiklerine de bakmak istemem muayeneden once..
tetkikle sınırlı kalırım.. muayenede..
böyleyim evet..
hastamı da kitap gibi okurum...
bu 14. gündü.. kitap meydan okumasında..

15 gün ise en sevdigim erkek karakteri anlatmam gerekiyor..

bu sorular bana iyi bir okur değil.. obur bir okur oldugumu düşündürüyor..
bir tane mi karakter gelmez akla...
23luğum hbç'm büyürken .. oliver twist'te en sevdiği karater için fagin'in köpeģini seçmişti..
fagin adı bile öyle kaldı aklımda..
bu anektodu anlattığım için..
ben sanırım olaylarin.. kurgunun insanıyım..
kişilerin değil..

tarif edebilirim ama..
mesela isabel allendenin maya'nın günlüğü kitabında.. maya'yı adasında evinde saklayan yaşlı adam.. cok sevmiştim onu..

limonlu kekin sıra dışı hüznündeki babayı sevmistim..

hatta simdi düşünüyorum..
benim tüm sevdiklerim bir genç kadına destek olup yol açan sakin bilge erkekler..

victor hugo'nun sefillerini sevme nedenim de o..

posted from Bloggeroid

27 Eylül 2014 Cumartesi

kitaplarla meydan okunursa varım.. 14 ve deplasman..

en sevdiğim yazar.. ilginç ama
genelde kadın yazarlar öne çıkıyor ..

insan olarak kitabı bırakıp yazarın evinin kapısına dayanıp ..
hadi sen sesinle anlat bana dedirten..
bir dinozorun anıları .. bir dinozorun gezileri kitaplarının yazarı Mina Urgan..

yine anlatır gibi biraz da inanılmaz olayları mistisizmi araya katan.. İsabelle Allende..

okuru yarattığı karakterin kafasının içine sokup gözleriyle yarattığı dünyayı izletebilen Virginia Woolf..

an sevdiğim horror yazarım Stephen King..

en sıcacık hissettim Marquez..
en güzel betimleyen Selim İleri..
en entelektüel hissettiren Murathan Mungan..

en gündelik ayrıntılara can katan.. Barış Bıçakçı..
böyle sürer gider..

posted from Bloggeroid

26 Eylül 2014 Cuma

kitaplarla meydan okunursa varım.. 12..

bilemedim önce ne yazsam.. zorladi beni bu soru..
hem sevip hem nefret ettiğin kitap-lar?

sayıyorum
Anna Karenina.. Madame Bovary.. Oblomov.. çok güzel ve özel eserler.. ancak kahramanların vasıfları.. toplumun kaşı havadalığı..(ilk ikisi için)
ve yine karakterin iki parmagi ile bile bir şeyin ucundan aman sakın tutmasın .. aman bir faydası olmasın halleri..
beni delirttiğinden..
okurken arada durma.. mola verme.. derin nefes alma halleri ile sürdü okumalarım..
mümkünse çok az bahsederim kendilerinden..

hafta sonu bir kaçamağım var..
tek başıma..
bakalım yazmaya fırsat olarak mı..
akıllı telefon hayatı kolaylaştırıyor gerçi..
olur sanırım..

bugün son dakika işleri peşine düştüm ..
beynim bin numara..
bu kadar olsun..

posted from Bloggeroid

25 Eylül 2014 Perşembe

kitaplarla meydan okunursa Varım 11 .. ama iş yerinde canımı sıkmayın bence..

her şikayetçi olduğumda .. yeni bir sorumluluk paketi ile taçlandırılıyorum..
oysa sorumluluk yetki ile birlikte verilince bir anlam ifade ediyor..

'şikayet ediyorsun madem..
sen yap o zaman..'
bu mantığı sevmiyorum..
hatta bütün sistemim reddediyor..
çözüm filan değil..
yeni sorun demek..

canım sıkıldı ..

bir şarkı duydum sonra..
'bak anne şarkımı ne hale getirdiler..
bak beynimi ne hale getirdiler..
bana çok iyi bir kitap lazım şimdi..
arasına saklanmak için..
eğer çok iyi bir kitap bulamazsam..
dışarı çıkıp..
beynimi ne hale getirdiklerini göreceğim'..

buğulu bir kadın sesi..
basit bir ritm..

arasına saklanacak iyi kitap yok elimde..
1945'i' okuyorum..
sevemedim..
uzay çağında distopik İstanbul'da geçiyor ..
ne kahramanı..
ne araya sokulmuş gereksizce ayrıntılandırılmış seks sahnelerini..
ne dili..
sevmedim..
ama devam ediyorum okumaya..
sırf türk insanının distopisi nereye kadardır görmek için...

kıyameti sevmedim..
o da 'çarpık bir hayal gücü'
ama bitirdim..
incecik biseydi zaten..

kitap demişken
bugünün kitap meydan okuması..
en beğenmediğiniz kitap diyor..

sanırım ideon isimli kitap olsa gerek..
çünkü yaklaşık 50. saydada bu ne ya.. deyip..
fırlattığım ilk ve tek kitaptır..
ingiliz albayın aynı telefon konuşmasında..
fevkalade ve vahim sözcüklerini beş kere kullanması..
ingiliz ordusunda gòrev yapan kadınlar için.. arkadan dikişlı çorap ve yüksek topuklar ve topuk seslerinin.. film sahnesi anlatır gibi acemice dile getirilmesi bitirdi beni..
elli sayfa bozuk türkçe ile..
bir kadın koridorda yúrüdü..
bir albaya vahim bir konuda telefon geldi..
budur..
vahim konunun ne olduğunu bile merak etmedim..

bi baktım kitap havada uçuyor..
kontrolsüz bir çıkış olmuş elimden.. ama.. üzülmedim utanmadım da..
benim de bir zevkim.. bir türkçe beklentim.. ve okur olarak bir hakedişim var..

duydum ki yazar.. çok iyi ve değerli bir insanmış..
ida dağlarına gönül vermiş aktivist biri imiş biraz üzüldüm.. ama..

zaten kitabı almama neden olan şey de ida dağlarında ve arkeolojik olması idi..

ama yok..
iyi insandan ille iyi yazar olmadığı gibi..
iyi konu da iyi edebi eser olmuyor her zaman..
yoksa gayet konusuz.. anna karenina ve madame bovary..
ve deniz feneri.. ki bir mutfak masasına ayrılmış dolu dolu 2 sayfa vardır içinde..
dünyaca kabul görmüş iyi eserler olmazdılar..

neyse.. yine de bu bir ayıptı..
yaptığım icin utanıyorum..
siz siz olun benim yaptığımı yapmayın.. derim..

posted from Bloggeroid

24 Eylül 2014 Çarşamba

ev.. yuva.. greni.. outlander.. banana bread.. ama çukulatalı.. ha bir de kitaplarla meydan okunursa varım .. 10..



sana evini yuvanı hatırlatan kitap..
benim için Saime hanımın kitaplığından aşırıp okuduklarım..
adı aklımda kalanlar ..
Josephine.. Quo Vadis.. Desiree.. Sardalye sokağı.. Budden brook ailesi.. Bir Genç Kız Yetişiyor.. Genç Kızlar.. Fareler ve insanlar..
bir kısmını.. yeniden buldum aldım..
kendi ufak çocukluk evi kitaplığımı oluşturdum..

iki üç gündür görev insanıyım..
Ve şehir gürültüsü yorgunuyum..

c.tesi sabahına kadar ayakta kalırsam.. sonra biraz dinlenebileceğim heyo..

çukulatalı banana bread yapasım var..

greni skuer örmeye başladım..
yıllardır düşünüp dururdum..
geçen seneki koca atkının artan yünleri ile başladım .. birini çift dolama yaptım güzel olmadı.. diğerlerini tek dolama yaptim.. yumuşak oldular..
yeni dizim outlander .. i s koçya'da geçiyor.. kaleler sisler.. doğa ingilizce.. çok keyifli..
akşam 2 bölüm ve 2 greni karesi ördüm..
hava atmayı sevsem İskoçya filmi izlerken örülen battaniyeye özel bir isim takardım..
hatta takayım..
Outlander olsun adı..

bu kadar..

posted from Bloggeroid

23 Eylül 2014 Salı

uçuşmalar, virgül koymuşum buraya.. ev hali.. anı.. kitap meydan okuması 9

4 yaş gibi araları çocuk s'un..

biri henüz ev kızı..
diğeri ilkokulda.. süt kokuyor nefesi..
akşamları kaliteli 15 dakika peşindeyiz..
yatırıyorum sabah erken kalkacak olanı..
15 dakika hayhuydan uzak..
fişlerden.. tabağını bitirlerden uzak..

kapıda dikiliyor..
bir karış gölge..
konuştuklarımızı dinliyor.. arkadaşlar.. ögretmen.. gün.. yemek.. teneffüs.. oyun.. servis..

sonra aynısını istiyor..
okulu öğretmeni.. dersi teneffüsü yok..
O Zaman abisininkileri konuşuyoruz..
kapıdan duyduklarını..
xxx böyle demiş di mi anneee..
öğretmen de kızmış o zaman di mi annee..
evet kızım..

sonra kendi hayatı olsun..
kendi anlatacakları olsun..
ödünç hayatlar yaşamasın garip..
deyip yarım gün anaokuluna gönderdim..
gerçi orda da öğretmeni ısırdı..
ama o ayrı konu..

aynı öyleyim bu ara..
ne anlatsam ucu çekirdekte..
onu dedi..
buraya gitti..

böyle zamanlarda ..
film kitap anlatmak kasıyor..
okuyup izlesem de..

Kısa kısa..
kıyamet'i sevmedim..
yazan neden yazmış onu bile bilemedim..

sonbaharla beraber..
fırına sarıldım..
kilo alıcam..

trafik dert olmaya başladı ..
enerjim azalıyor yine..
bak bunu hiç dememiştim..
klinikten çok sıkıldım..

bir klavye almam gerek televizyon için..
rahat izleyeyim filmleri..

düzenli yürüyüşe başlasam boğazda iyi olmaz mı ki?

ruhu kaçıyor içine insanın bazen sanki..
en çok o zamanlarda katı oluyor tutumu..
yargılayıcı ve çıkartım yapmaya meyilli..
en çok o zaman kızıyor pozitif düşün'cülere..
rahat ol'culara..
ben yaptım oldu'culara..

9.gün beğenmeyip de sonuna gelince beğendigin kitap'demiş..
yok öyle..
düşündüm taşındım bulamadım ..
ne kitap ne film ne insan..
bitişler iz bırakmıyor bende..
'sen uçusu hatırla' diyor yüreğim

posted from Bloggeroid

22 Eylül 2014 Pazartesi

elma tarçın kimyon ve kitaplarla meydan okunursa varım.. 8..

nesi bu kadar meşhur anlamıyorum..
denilen kitaplar bugünün meydan okuması.. 8. gün..

benim için elif şafak'ın aşk isimli kitabı..
ve tüm o mucizeli kitaplar.. mucizeler dükkanı oteli ve diğerleri..

nedenini anlıyorum aslında.. ama analizle kimsenin canını sıkmak istemiyorum..

hafta sonu tuhaf geçti..
istediği m kadar okuyamadım..
derinde bir baş ağrısı..
ctesi eve döndüğümde.. çekirdek yatıyordu ..
karın ağrısı filan..
ona sandviç hazırladım ve meyve suyu..
apple pie yaptım.. ona dondurmalı..
bana kaymaklı..

bir arkadaşım uğradı..
onunla paylaştım.. applepie 'ı..
ona çay..
bana kahve..
ist. dışına giden çb erkenden döndü..
motor arızası..

yemek hazırladım..
çekirdek gece dışarı çıktı..
sonra arkadaşında kaldı..
onlar eve dönene kadar uyumadım..
the giver izledim..
kahramana değil.. Meryl'e hak verdim..
rizzoli ve isles dizisini bitirdim..
sabah erken kalktım fonda baş ağrısı..
birgün önceden kalan applepie'dan bir dilim..
yat yuvarlan ..
çekirdek geldi üst değiştirip çıktı..
hassasiyetim yüksekti..
her ses beynimin derinliklerinde..
bir cam kavanoz kırıldı..
bin parça oldu..
onu topladım..

sonunda bir sakinleştirici alıp yattım..
uyandığımda kimse yoktu..
kalktım ..
yıllar öncesinden bir amerikalıdan öğrendiğim kimyonlu bol soğanlı patatesi çekti canım..
kimyon ararken baharattıkların halini beğenmedim..
birer birer eve döndüler o arada..
açız dediler..
yemek koydum..
çb şu mor eriklerden getirmiş..
ev tarçın koksun ..
kek yaptım..
patatesten yemeyi unuttum..
çekirdek bana armağan almış..
bayıldım..

bugün fakültesinde ilk gününü yaşıyacak..
defterini hazırladı..
collage boyama ..
hayran oldum..

ona dondurma ve kek ikram ettim..
kek süperdi ama erikler çok ekşi..
hastaneden tatsız bir haber aldım..
yattım yine..
çevireceğim romanı okudum..
pdf dosya..

zor olacak..
çok argo çok yöresel sözcük var..

bu kadar..

posted from Bloggeroid

21 Eylül 2014 Pazar

kitaplarla meydan okunursa varım.. 7..

İngilizce bilmeden I love you Ferhan Şensoy'un sonradan gerçekleştirdiği gemide tiyatro yapabilmek için çabaladığı dönem ..
abede'ye gidiyor bir grupla görüşmeye .. onu da alıp meksikaya geçiyorlar .. olmuyor bir türlü görüşme..
geri dönüyor Ferhan ..
sınırda gümrük görevlisi ile yaptığı sohbet..
kahkahalarla gülmeye başladım..
mama sandalyesinde 23'lük kanepede babası ikisi de bana baktılar..
okuyayım da çb de eğlensin dedim..
ne mümkün..
diyaloga geliyor gülmeye başlıyorum ..
her sefer daha fazla..
daha uzun..
sonunda gıdaklamaya başladım..
duramıyor nefes alamıyorum..

çb hışımla odayı terketti filan..

sanırım en çok güldüğüm kitaplardır Ferhan'in kitapları..
ve Efraim Kishon gözlerimden yaş getirmece..

okumadıysanız mutlaka deneyin..

yedinci günün sorusu buydu evet .. sizi en çok eğlendiren kitap..

posted from Bloggeroid

20 Eylül 2014 Cumartesi

kitaplarla meydan okunursa varım.. 6..

kitapta küçük kız çok yalnızdı..
taptığı babası meşgul..
mesafeli ve zayıflığını buyurganlığa katmış annesi üstelik migrenli..
daima odasında idi..
tüm çocuk sevgisini bir aslana vermişti..
aslan öldürülmüştü..
ve az tanıdığı biriyle uçakta yatılı okula gidiyordu..

ilk hüznüm .. ilk çocuk romanlarından birinden..
heyecanlı maceradan bir demet hüzünle çıkmıştım..

geliştirdim sonradan..
insanın en narin duygusu çeker beni..
her kitaptaki hüznü yakalarım ..

her iyi kitap biraz hüzünlüdür..

posted from Bloggeroid

19 Eylül 2014 Cuma

kitaplarla meydan okunursa varım.. 5..

beni en mutlu eden kitap..
adını unuttum..
beni en mutlu eden kitap kendi başıma okuduğum ilk kitap olmalı..

daha önce anlattım..
ama anımsamak keyif veriyor..
çünkü beni sanki günlerin hep.. bugün istanbulu saran altın ışıkla aydınlandığı zamanlara taşıyor..

saime hanım ve cemal bey ben çocukken..
ne zaman seslensem..
ellerindeki kitabı ters kapatıp 'efendim' diyecekleri kadar çok okurlardı..

onların benden ayrı bir dünyaları varmış gibi gelirdi bana..
o dünyaya ait olmanın tek yolu kitap okuru olmaktan geçiyordu..

ilk kitabımı ilkokulun birinci sınıfının sömestre tatilinde okudum..
ilk kitap anım sobanın önünde.. halının üzerine karın üstü uzanıp ayaklarımı havada sallayarak okurken..
cemal beyin hadi dışarı gidiyoruz dediği ..
ve benim kitabımı ters kapatıp ..
'ben gitmek istemiyorum' dediğim güne ait..

bu cevabı verebilmek için ..
o kitabı ters kapatabilmek için ömür boyu beklemiş olmanın mutluluğu..

beni en mutlu eden kitap ilk kitabım..
ama adını anımsamıyorum..

posted from Bloggeroid

18 Eylül 2014 Perşembe

kitaplarla meydan okunursa varım.. 4..

en sevdiğin serinin en sevdiğin kitabi..
karıncanın su içtiği.. ada üçlemesi..
kabak çiçeği dolması..
ve göçen ekalliyetin evlerine yerlesen göçen trakyalı.. adalı müslümanlar ve..
chpnin kuruluş yıllarında kadrolarına almak zorunda kaldığı yerel ..
ya da biyerlerin biraz okumus yazmis insanlarının elinde daha başlamadan çöken sistemi bana hissettirdiği
bu kırıntıların peşine düşüp bilgilenmeme yol açtığı için..

öfkeyi değil.. yalnız ve hüzünlü ülkeyi vurgulayarak..

kitap yanımda değil..
ama adını söylesen bende bıraktığı etki budur...

posted from Bloggeroid

17 Eylül 2014 Çarşamba

kitaplarla meydan okunursa varım.. 3..

bugünün sorusu..
en sevdiğin kitap serisi..
ne yalan söyleyim kitap serisi okumadım..
yani Lawrence Durell İskenderiye Dörtlüsü okudum bak.. ama sorsalar Justine derim..
Yaşar Kemal Ada üçlemesinin sonuncusunu sevmedim bitirmedim.. Karıncanın Su içtiği favorimdir..
Harry Potter 2 tane çocuks ne okuyacak görmek için..
çocukken pembe ve yeşil diziler Vardı Fransızca Hachette kitabevinde..
onlardan 3-5-7 okumuşumdur..

ama kendimi dizi okuru olarak görmem..
eğer Agatha Christie'nin
Mrs Marple Hercule Poirot ve Tuppence' ları sayılmazsa..

bi onları tam okudum..

posted from Bloggeroid

16 Eylül 2014 Salı

kitaplarla meydan okunursa varım ..2..

bugün'ün sorusu 3 kez veya daha fazla okuduğun kitap!
yok öyle bir kitap dedim..
sözel ve görsel hafızam fazla iyi..
sayfalar fotografik olarak kalıyor..
filmleri de 2-3 kere izleyemem..

sonra leylak dalı'min yazısını okudum..
öyle güzel yazmış ki..
çağrışım yaptı..
tümünü 2-3 kere okumuş olmaya gerek yoksa eğer..

nazım hikmet 'kuva-yi milliye destanı' 'Jocond ile si ya u'
severek tekrar tekrar okuduklarım..

iki de çocuk kitabı..
bir kez kendim ..
birer kez de Çocuklarıma okudum..
noktacık ile Anton..
ve küçük prens ..

küçük prens'e çocuk kitabı demek mümkün değilse de..
her ikisi de her okuduğumda gülümseten hüzünlendiren kitaplar..

bir de martı Jonathan onu da ..
bir kez kendim için bir kez 23'lük okul öncesindeyken okumuştum..

nazım'ı hürmet ve hayranlıkla anarak bitirelim bu yazıyı..

'luvur müzesinde artık canım sıkılıyor.
can sıkıntısından çok çabuk bıkılıyor.
bıktım artık canımın sıkıntısından.
içimdeki bu ruh yıkıntısından
aldı fikrim şu hisseyi:
müzeyi
gezmek iyi
müzelik olmak fena.'


bu da güne not
'1900' isimli filmden alıntılayıp çıktığım cümle filmin kahramanı 1900 'ün New York'a onun sonu görünmeyen sokaklarına binalarına bakarak söylediği..
'piyanoda 88 tuş var ve bunlarla milyonlara müzik yaratabilirim..
ama bana milyonlarca tuş verirsen hiç bir şey yaratamam'..

oysa gemiden inen diğerleri için 'son' var ve belli..
ev'leri otel'leri .. hedefleri..
1900 bunu anlamamıştı..
elinde bir adres vardı ama
açılımı da vardı öncesinde söylediklerinde..
yine de bu cümle 'sky is the limit' in zararlarını gösteriyor..
velev o da bitmiş geçmiş..
'Sky is not the limit.. don't do anything' olmuş artık..

posted from Bloggeroid

15 Eylül 2014 Pazartesi

kitaplarla meydan okunursa varım.. 1..

bir kac kitabı isim isim sayabilirim.. ama
gectigimiz yıl okudugunuz diyor soru 'bir'kitap diyor..

zaman hafizam yok ki benim mecbur bloga baktım.. face e baktım...
bir yerli bir yabancı olsun madem...

2013 baslarında okuduğum..
leyla erbil'in kalan isimli kitabı.. beni soluksuz bırakmıstı okurken..

yabancı yazarlardan saramago.. ölüm başka yerde isimli romanı da değişik bir pencere açmıştı.. ve çok etkilemişti...

posted from Bloggeroid

bana kitabını söyle..

her güne bir soru cevaplayarak..
bir aylık bir kitap faaliyetine katiliyorum..

http:leylakdali.blogspot.com'dan okudum.. o güzelce anlatmış..
aslında dün paylaşacaktım ama laleninbahcesi'nin önerdigi filme dalmisım.. 1900'e

bu iki kadın.. entel dantel faaliyetlerimin entel katsayisini arttirmamı sağlıyorlar..
iyi ki varlar..

birazdan gelip..
hem filmi hem kitabı yazacağım..
dileyen yazsın..
heyecanla bekliyorum..

sorular şöyle
1.gün: Geçen sene okuduğun en iyi kitap
2. gün: Üç kere ya da daha çok okuduğun kitap
3. gün: En sevdiğin kitap serisi
4. gün: En sevdiğin serinin en sevdiğin kitabı
5. gün: Seni mutlu eden bir kitap
6. gün: Seni hüzünlendiren bir kitap
7. gün: Sana kahkaha attıran bir kitap
8. gün: En abartılmış bulduğun kitap ("Nesi bu kadar meşhur bu kitabın, anlamıyorum?" gibilerinden)
9. gün: Sevmem sanıp da sonunda sevdiğin bir kitap
10. gün: Sana evini, yuvanı hatırlatan bir kitap
11. gün: Nefret ettiğin bir kitap
12. gün: Hem sevip hem nefret ettiğin bir kitap
13. gün: En sevdiğin yazar
14. gün: Filmi çekilen ve mahvedilen bir kitap
15. gün: En sevdiğin erkek karakter
16. gün: En sevdiğin kadın karakter
17. gün: En sevdiğin kitaptan en sevdiğin alıntı
18. gün: Seni hayalkırıklığına uğratan bir kitap
19. gün: Filmi çekilmiş olan sevdiğin bir kitap
20. gün: En sevdiğin aşk romanı
21. gün: Okuduğunu hatırladığın ilk roman
22. gün: Seni ağlatan bir kitap
23. gün: Ne zamandır okumak isteyip de bir türlü okuyamadığın bir kitap
24. gün: "Keşke daha çok insan okusa" dediğin bir kitap
25. gün: Kendine en yakın bulduğun karakter
26. gün: Bir konu hakkındaki fikrini değiştirmiş olan kitap
27. gün: Bir kitapta okuduğun en "sağ gösterip sol vuran" gelişme ya da sürprizli son
28. gün: En sevdiğin kitap adı
29. gün: Herkesin nefret ettiği ama senin sevdiğin bir kitap
30. gün: Senin için tüm zamanların en favori kitabı


http://3.bp.blogspot.com/-1Jo8sHmckT0/VBSasv3UvEI/AAAAAAAAJ2I/bGxfi7bJuCw/s1600/5a2a4a871e2ce28693936b68b9e5934d.png

posted from Bloggeroid

14 Eylül 2014 Pazar

cumartesi .. çukulatalı kek.. güç.. sevgi.. ve canıtın..



o yıllardan en güzel anımsadığım şey..
cumartesi aksam üzerleri ..

aslında yazdım daha önce diye anımsıyorum ama bulamıyorum.. o yüzden bir daha yazayım..
insan gibi etiketleyeyim de kolay bulayım..

cumartesi günleri.
yarım gün olan oku|dan öğlende gelirdi saime hanım..

pazarlardan iyiydi..
pazarları temizlik çamaşır banyo..
anneme hasrettim..
ama cumartesi..

kek yapardı..
eğer beyoğluna gitmek..
halamlara gitmek ya da bizim onlara gitmemiz söz konusu değilse..
annem bana kalırdı..
kek yapardı..

bana çocukluğumun her cumartesisinde kek yapılıyormuş gibi gelmesi bundan olabilir..

yemek odası tarafında yapılıyor olabilir..
çünkü oturduğum yerden sıramın gelmesini beklediğimi anımsıyorum..
sıram kek kalıba dökülünce gelirdi..
tencerenin dibini sıyırmak..

keki saime hanım yapardı..
kocaman bakır tencere çırpma kabı olarak kullanılırdı..
malzemeyi saime hanım hazırlar..
cemal bey çırpardı..

küsuratı anımsamıyorum..
ama bin bilmem yüz on beş olabilir..

o kadar uzun çırpardı ki hiç olmayacak hiç durmayacak gibi gelirdi bana..

saime hanımın gücü o kadar uzun çırpmalara dayanamazdı..
babam erkek gücünü bana ilk.. kek çırpmadaki güç olarak göstermiş oldu demek..
o yüzden benim gücün şefkat ve rikkat içermesini beklemem..

hiç şeker kristali kalmayana kadar çırpılmalıydı kek..
4 yumurta 4 fincan şeker.. 4 fincan un.. bu klasik bir pandispanya tarifidir..

ben sıram gelince..
yani kek fırına girmek için kalıba dökülünce koşar dibini sıyırırdım tencerenin..
ve hala sıyırırım..

sonra uyurdum ben..
hele kışsa sobalar yanıyorsa..
ev buram buram kek kokana kadar uyurdum..
çünkü uyanışlarımı anımsıyorum..
kek kokusu.. annemin babamın mırıltı düzeyindeki sesini bir süre uyandığımı belli etmeden dinlediğimi.. anımsıyorum..
o çocukluktaki gibi duru uyanmaların tadı damağımda..
yuvarlanıp diğer yana dönüşler...
gerinmeler kedi gibi..
saçının okşanması..

bazı cumartesiler..
saime hanım kek hamurunun birazını da bir sahana döker..
benim için ayrı minik bir kek pişirirdi..
o günlerde krem patisiyer de pişirir.. arasına sürer..
ve bana kendi kişisel pastamı hazırlardı..

dün akşam..
çekirdek..
anne kek yapmazsın di mi dediğinde..
yaparım dedim.. neli olsun..
çukulatalııı diye geldi cevap..

geçenlerde mikro dalga keki yaptım..
yedi dakikada..
onda kalmış aklı ama ben hep aynı şeyi yapmayı sevmem..
ve eve fırın istemedigim..
hop diye gelen misafirler ve tatlı krizleri için yaptığım mikro dalga kekimi çok sevsem de bazen içimdeki.. mutfak insanı kabarıyor.. bunu en çok eylülde..
bir de yılbaşı gelirken yaşıyorum..

tarif..
ilk aşçılık yıllarımdan..
çay hazırlıklarını
saime hanımın elinden aldığım..
daha yeni daha modern tariflere geçtiğimiz zamanlardan..

yumurra akları kar haline getirilir..
bunu iyi yapmak icin.. icine hic sarı kacırmanak..
bir tytam tuz eklemek ve kıvrım kıvrım şekiller artık yayılmayıp yerinde kalana kadar çırpmak gerek..

gerisi süper kolay..
Su+ kakao+ şeker tencerede kısık ateşte pişer içine yağ katılır ..
bir bardak ayrılır..
kalana tek tek yumurta sarıları yedirilir..
Sonra un+ kabartma tozu..
alkol istemezseniz katmayın..
ben vanilya ekstremden bol bol kullandım..

en son kar haline getirilmiş yumurta akları azar azar eklenir ve tahta bir kaşıkla kaldıra kaldıra karıştırılır..
40 dakika 18o• c fırında pişmesine yeterli..
sonra üzerine birkaç kez çatal batırıp..
daha kek sıcakken ayırdığımız çukulata sosunu dökeriz..

tarif bu.. ama 21. yyda
modifiye ettim..
önce bir bardak sosu ayırıp biraz tereyağ attım içine eriyene kadar karıştırdım..
bu sosun akışkan ve parlak olması için şart..
kalan malzemeyi ise zeytinyağı ( yarım bardak) kullanarak devam ettim hazırlamaya..
unu da kepekli una çevirecektim ama baktım kalmamış..
eminim o da olur..
sonuç gayet basarılı


posted from Bloggeroid

11 Eylül 2014 Perşembe

etek boyu itina ile kısaltılır.. canıtın

inanilmaz biyerden patladi..
çalışmadığımız okuldan geldi..
etek mi pantalon mu .. kavgası..
özgürlüğe karışmak değil de.. veliler istedi kamuflajı..
veliler atladı önce ortaya..
ögrendik çocuklarımızın yanında olmayı..

rahibe okulunda okudum ben..
sekiz sene etek boyu kavgası verdik..
yeni alınan diz üstü forma etekli bizler..
etekleri üstten kıvırır kıvırırdık.... can simidi gibi..
belimizde..
bazi günler kontrol olurdu..
tutup aşağı çekerlerdi.. yakalayınca..
e biz indirecektik zaten.. nedir..

bazıları israrla zaten kısacık eteklerini giyerdi..
orta sonda alınan eteği..
lise sonda giyen bi arkadasim vardı mesela..

önceleri eteğin ucunu bastıran dikişi söküp ögrenciyi sufli bir görüntüyle gezdirmeye..
afişe etmeye calısan rahibeler..
bunun hic asağılayıcı utandırıcı bi davranış olmadığını anladılar sonra..
eteğin eğitimin önüne geçmesine..
savaşı keserek.. engel oldular..
arada göstermelik kontroller olsa da..
tatlı bir cekışme halinde sürdü..
tahtaya kalkmış..
sınav kapısında bekleyen öğrenciye bişey denmedi mesela..
okulun kapısında idi..
etek kavgası..

kopya suçtu..
çalışmamak ayıp..
ders disiplinini bozmak.. başkalarına saygısızlık..
fransızca konuşmamak.. ceza gerektiren bi davranış..
ödevı yapmamak ve istendiğinde yanında bulunmaması..
kınanması gereken bişey..

eteğim kısa oldu ama çok şey ögrendim ben..
nerede ne giyeceğim de hiç dolanmadı ayağıma..
hiç uyarı almadım erişkin yaşam boyunca..

çekirdeğe bu kadar kısa etek giyiyorsun.. annen baban seni hic mi sevmiyor diyen öğretmeni geldi aklıma..
çekırdek analı babalı ve çok sevilen bir çocukken ne kadar etkilenmişti..
ya öyle olmasaydı..

su persepoliste çarsafıyla kosan kıza..
koşma oran buran sallanıyor diyen kolluk kuvvetlerinin olduğu sahne geliyor aklıma.. sen niye okul çocuğunun poposuna bakıyorsun diyen kız çocuģu..

ve kasap bile eti kağıda sarıp da veriyor diyen cüppeli hasta yakını..
ve yanında dikilen sadece gözleri görünen kadın.. kız cocugu.. erkek ya da uzaylı..

etek mi pantalon mu konusundan..
farkını göremedim ben..
bütün bunların..

forma iyidir..
bizim gibi gelir eşitsizliği..
ve ilkokula muz götürülmezdi.. dönemi tedavülden kalkmış ülkelerde..
gelir dağılımı eşitsizliğinin görülmesini engeller..
öğrencileri bir anlamda uni tek.. form.. tip..leştirir..
ama bir de kisilik var dışa vurulmak istenen..

formayı eğitimin önüne çıkarmak..
uzüm yemek değil.. bağcı dövmek..

bu konu öyle tuhaf ki..
ve öyle derin ki..
ve beynimizde öyle çok çip mikroçip var ki..

etek boyundan size ne desen..
kızım kıçının tepesinde etek giysin evet..
tacizi davet etsin hıhı..
der gibi hissettirecek şekilde bir mizansen yaratılmasi ne iğrenc..

giysin formayı..
kıvıran kıvırsın beli..
kısaltsın ucunu..
uğraş sen de..
ne var..

okula çağırmıslardı beni..
kahkulü çok uzun diye sikayete..
toka koyuyorum çantasina demiştim..
kestirin.. demişlerdi..
sizce ben dışa vurumu engelleyecek birine benziyor muyum demistim.. mor saclarimi gösterip..
büyüyecek ve bir kadin olacak..
benim istegim 30 yasindaki çekirdeğin sahip olmasını istediğiniz şeylere odaklanmaniz..
demistim..
bir tek öğretmen anlamıştı beni..
ve hayatımızı kurtarmıştı..

sanat lisesine gitti sonra..
orda bile forma sorunu..
sanatçının tek tip olmasını isteyen kafalar var.. gözünü sevdiğim ülkemde..

çok çalışmadığımiz yerden geldi..
hazırdık ama başka yerlerxen bekliyorduk..
çok beklemediğimiz yerden geldi..
itüden geldi çünkü..

posted from Bloggeroid

10 Eylül 2014 Çarşamba

sonbahar.. geldi canıtın..

okullar açılmadan önceki o hazırlık günlerini..
tatilin son haftalarını ne çok severdim..

bitti bitiyor tadını çıkarmak lazım duygusu ile..
yapardım üç aydır farketmeden yaptığım herşeyi..

bahçedeki iki ağaç elmanın benden kurtulmuş olanları tadını bulmuş sararmış olurdu..
cemal bey yedi verenlerin en güzellerini artık balkon masasına değil içerideki sehpaların üzerine koyardı..

evde formalar dolabın derinliklerinden çıkarılıp ütülenir.. yeni ayakkabılar alınır.. yeni çoraplar..
kitaplar ve gereken defterler listesi okul açılınca verilecek olsa da..
müsvedde için sarı defterler.. olmazsa olmaz kalemler..
kalem kutusu..
yeni sezonun kokulu silgisi..
hazırlanırdı..

ve ben son hız okumalara abanırdım..
ve son dakikaya bırakılmış yaz ödevlerini tamamlamaya..

saime hanım okula gitmeye başlamış olur..
saat beş çayları sanki daha lezzetli olurdu..

sonbahar sıkıcı uzun yaz günleriyle ışığının güzelliği..
akşamın daha erken oluvermesi yüzünden..
ev duygusunun sıcacıklığı ile yarışırdı..

sonbaharın ışığı geldi istanbula bir iki gündür..
bugün uzun koridorda yürürken yüzüme esen rüzgar tam olması gerektiği gibiydi..
perde kıpırdıyor.. her an her yerde..
gece klima pervane gerekmiyor..
ve çorba tarifleri bakar oldum nette..
ve örgü modelleri..

bu sene muşamba moda olmuş sanırım..
kaç yerde gördüm..
çekirdeğe aldık bi tane..
elma yeşili..

bahçemde armutlar sarardı..
ve elmalar kızardı..
elma ve armut sirkesi yapasim var..
fırını bütün yaz yok saydım..
şimdi her an çalıstırasım var..

kitaplar dünyası bile canlandı sanki..
buzlu içecekleri bırakıp.. kahvenin yanına konyak katma zamanları hemen kapıda..

yaşam.. seni seviyorum...

posted from Bloggeroid

6 Eylül 2014 Cumartesi

sayısal post.. bu sefer onda kalsa da

1- herkes martı görüp fotoğrafını çekip bana yolluyor .. sonra ilk fırsatta ben martı sevmem aslında diyorlar..
Komik çünkü benim de martı düşkünlüğüm yok aslında..
düşkün olduğum canıtın..

2- yine bir abstre sanat yaptım .. ama esas istediğim bir özel mermer yapmaktı ..

3- bu hafta nisbeten sakin geçti.. sukunetin korkutucu olduğunu bilmezdim..

4- ani kararlar uygulanabilince iyi sonuçlar çıkıyor ortaya..

5- ne istediğini bilerek başlayıp başka güzelliklere ulosmann hedefe ulaşmaktan daha tatmin edici olması garip..

6- gerilim yazarken kendini daha güzel ifade eden..
ve daha derin felsefeler yapan bir yazar okuyorum.. ilginç..

7-sonunda Kitaplığımın rafları tamamlandı.. kitaplar yerleşti.. sıra kuşlarımda..

8- tavada tost ve salatanın sade lezzeti bazen emek emek yapılan yemekten çok daha fazla oluyor..

9- doğru kararlar ve doğru dışavurum evde işte heryerde .. sistematik sonuç verse keşke ama olmuyor..

10- hem evdeki fazlalıkları atmaya çalışıp hem de kenar köşeden bişeyler bulup sevinmek .. tuhaf bir çelişki ..
daima varlığını unuttuğum bazı nesneler .. fotoğraflar.. geride kalmış kraft olmalı hayatımda..
kendi gömdüğü hazineyi bulup sevinen çocuklar gibiyim..

posted from Bloggeroid

4 Eylül 2014 Perşembe

büyüklere masal kavak ağacı kabuğu dokuz kat ve canıtin ile not defteri..

canım sıkılıyordu..
işler bitmiş ama mesai bitmemişti..
bazen oynayasım geliyor..
gerinip bir kahve söyledim..
gofret istiyorum dedim ..
ama üzeri çikolatalı olandan değil ..
dokuz kat olur mu?
evet işte o..

defterim açık sabahtan beri ufak tefek not alıp..
ufak tefek not okuyorum..

kırmızı bir kutu var masamın üzerinde ..
ıvır zıvır kutusu ..
bozuk paralar kalemler ..
bir de kavak ağacı kabuğu..

bir gofret aldım..
telefon çaldı..
gofreti açık defterin üzerine koydum..
not almam gerekti..
kırmızı kutuyu açtım..
kalem ararken kavak ağaç kabuğu elime takıldı..
onu da gofretin yanına bıraktım..

telefonu kapattım ..

bir kavak ağacı kabuğu ile bir gofret..
bir defterin arasında..

neler söyler birbirine..

ağaç yıldız sarayının bahçesinde ..
sevdiğim birini beklerken yerde gördüm kabuğu..
uzanıp aldım ..
bir kaç gün çantamda gezdi..
sonra kırmızı kutunun içine yerleşti..
oda arkadaşı kalemler hep değişti..
bozukluklar da öyle..

o hep orda kaldı..
düşününce gün farkı ile bir yıldır orda..

saray bahçesinin haşmetli ağacının tam göbeğinde kimbilir kaç yıl önce dünyaya gelmiş..
dünyayı görmediğinden geldiğini de bilememiş..
o yıl yağmurdan yana bereketli imiş..
kalın esnek bir katmanmış katmanlar arasında..
sonunda birgün kendisinden önce doğan son katman dökülünce..
kavak ağacı kabuğu olmuş..
boğazın kendisini göremese de kokusunu..
rüzgarı tanımış..
yağmurla karla tanışmış..
ayazı bilmiş..
güneşle gönenmiş.. sıcağı bilmiş..
ağacin altına gelen insanları bilmiş..
sevgilileri aileleri.. öğrencileri.. insanı bilmiş..
heyecanı.. hüznü.. özlemi.. sabırsızlığı.. huysuzluğu bilmiş..

süresi dolunca önce çatlamış sonra kıvrılmış ..
sonunda yere düşüp toprakla tanışmış..

bir ketumluk.. bir sessiz kişisel duruş ve felsefesi varmış..
çünkü uzun zaman diliminde yavaşça olgunlaşmış..
ağacı beslemiş korumuş yıllarca.. sorumlulukları varmış..

toprakta bir mevsim geçirip kendini bir kutuda bulmuş ..

oda arkadaşları hep değişmiş..
çok gezen.. çok bilmiş..
bozuklukların..
manasız ve temelsiz kendine hayranlığı ile..
aşk mektupları.. şiirler.. olmadı yüksek rakamlı çekler yazmak dururken..
hasta dosyası ve reçete yazmaktan bıkmış kalemlerin..
kıskanç mutsuzluğunu dinlemiş.. tanımış..

sonra bir anda ..
kendini aydınlıkta bulmuş..
yanında geçmişte kendi duruşunu anımsatan kat kat biri duruyormuş..

katları çok düzgün.. eşit aralıklı imiş..
biraz tanıdık.. fazlasıyla yabancı..

sessiz kalmış kavak ağacı kabuğu.. ne diyeceğini bilememiş..

oysa gofret kalabalıkların ortasına doğmuş..
aaten doğumu çok hareketli olmuş..
çeşitli malzeme bir araya gelmiş tanışıp kaynaşmış.. o doğsun diye..
karadenizden fındık ..
içanadoludan buğday..
egeden şeker pancarı..
marmarada buluşmuş..
ezilmiş karışmış..
işlenmiş..
ve hepsi çok hızla oluvermiş..
sonra birden karanlığa düşmüşler.. bir pakete girmişler..

ne olduğunu biliyormuş ama..
özgüveni yüksekmiş..
tanıtımı yapılan.. övülen.. sevilenmiş..
çok uzun beklemesi bile gerekmemiş gün ışığını yeniden görmek için..
raf ömrü varmış..
durduğu yerde kimseyi görmemiş..
ama çocuk sesleri kadın sesleri duymuş çoğunlukla..
sevgi sevinç arzu doluymuş çocuk sesleri.. talep ısrar doluymuş..
yorgun bıkkın bazen dertliymiş kadın sesleri..
birbirlerine anlatıyor..
telefonda konuşuyorlarmış..
bazen de erkek sesleri..
soru doluymuş..
gofretler nerdeydi?
bizim oğlan hangisini sever?
kaç tane alayım?
diyormuş..
sonuçta hepsi kendisini istiyor arıyormuş..

paket açılıp gün ışığına alışınca ..
yanında durana bakmış..

a ! sen tek katsın..
benim dokuz katım var..
uzuun zamandır bugünü bekledim..
çok tatlı çok çıtır olduğum söylendi hep bana..
şimdi sana bakınca..
gerçekten de öyleyim..
beğenilip istenmek için geldim buraya..
bir de kendine bak..
şeklin de bir tuhaf..
kavruk kuru görünüyorsun..
tam şuranda bir çatlak var hem..
oysa ben nasıl düzgün'üm ..
derken..

aniden havalanmış..
yine bir karanlığa düşmüş..
ezilmiş ıslanmış..
yoka karışmış..

kavak ağaç kabuğu öyle kalakalmış defterin üzerinde..

o anda o da havalanmış..
2 göz ona dikilmiş..
bakıyormuş..
sonra özenle okşanmış..
ve masanın üzerine yerleştirilmiş..

defter..
hepsi şaşkın bunların diye iç geçirmiş..
kapıdan giren rüzgara kaptırmış yapraklarını ..

kesinlikle ..
diye cevaplamış onu..
yapraklarının arasında Uzun zamandır barındırdığı martı tüyü..
posted from Bloggeroid

2 Eylül 2014 Salı

nurdan beşergil ile devere'de .. tesadüfen karşılaştık..
o gömleğinde bir kırmızı kalp işlemesi ile tel sepetin içinde oturuyordu..
sırtında gerilim polisiye yazıyordu..
Memnun oldum karşılaştığımıza dedim..
hızlı ilerledi ilişkimiz..
merakla başladı..
hızla akıl mantık espri gözlem ve ifade güzelliği temelleri üzerine sağlamca oturdu..
kasaya kafeye ondan eve davetimi kırmadı..
yatak odama kadar girdi..

ilk ortak kitabımız bana baktığın gibi bakma ..
Sudoku uzmanı bir kadının polisle iş birliği yaparak Sudoku çözerken ölen insanların katilini bulmaya çalışması konulu bir roman..
kahramanlar şirin .. bizden .. Konu ne kadar tuhaf görünse de..
işin içine büyü bile giriyor ..
hem de mantık sınırlarını Zorlamadan..
kadının gücü..
sevgi bağları..
aile ilişkileri..
çok tipik.. sevimli sıcak..

eğlendim okurken ve merakla peşine düştüm..

önce öykücü..
sonra romancı..

okuduğum 2. romanı Mecburi istikamet bana Ruth Rendell'i anımsattı..
İngiliz polisiyelerinin duayenlerindendir Ruth..
sucu ve Suçlunun bulunmasını değil adım adım insanları suç istemeye götüren psikolojik altyapıyı ve onu destekleyen tesadüfleri anlatır..

Mecburi istikamet'te de Fatih'i Oğuz'u Mete'yi Gamze'yi Sema'yı anneleri babayı .. çocukluk arkadaşlıkları aile dinamikleri..
içinde okuyup duruyoruz ..
bu arada günümüz insan tiplemelerini..
insanlara verilen hakedilmiş edilmemiş değerleri..
her cümlede bir sürpriz ilmek ..
yok iplik alıyor .. başka bir yere bağlıyor aklı..
dursam biraz bunu düşünsem diyor insan..
ama duramıyor hızla seyrediyor diğer ipliğe doğru..
akla çünkü..

ben çok keyif aldım okurken..
bazı saptamaları aforizma bile yaparım.. öyle öz sade ve kısa buldum..

şimdi öykülerini okuyacağım ..
külliyatı edinmezsem rahat edemeyeceğim

posted from Bloggeroid

1 Eylül 2014 Pazartesi

nicea bazilikalar surlar Ve çirkinlikler üzerine

bu hafta sonu hic bir el işi dekor işi bunu yapan hep bi kişi..
yapamadım..

yol yaptım..
biraz yeşil'e kaçtım..
ama bence yeşil bizden kaçacak halde..

bir kaç kurtarılmış köşe ve güzellik.. kişisel alanlarda..
onun dışında..
hep bozgun..
hep zevksizlik..
hep basit insan hırsı..
çirkin .. gustosuz..

İznik'e gittim..
binlerce yıllık binaları..
canlarının istediği gibi ..
tiyatro sahnesi malzemeleri ile restore ettikleri yetmiyormuş gibi..
el sanatları çarsısı dedikleri yerde ..
göze değer..
dişe dokunur..
bir tek şey mi olmaz..

hepsi birbirinin aynı..
tarihin kötü kopyaları..
yanında çin malları..
adi metal yüzük halkalarının küpe tabanlarının üzerine tutturulmuş aynı desenler renkler..
yanyana dükkanlarda sıkışık düzen aynı şeyler..
sanırsın rakip değil kooperatif..
çok moral bozucu idi..

böyle bir gelmisin geçmişin mem havuzun olsun..
böyle harca yok et..
yazıktır..

çekirdeğe İznik çinileri hakkında anlattıklarımdan utandım ..

yarım metrelik duvarı şehir merkezi haline getiren insanlar da var yeryüzünde..
onlardan utandım..

ruhsuzsun türkiye..
nursuzsun..

birey olmayı da öğrenmemişin..
toplum olmayı da bilmemişin..

sahip olduğun güzellikleri bozdurup bozdurup harcayıp..
bu günlere gelmişin de..
bitmiş artık..

iznik 1 konsülün toplandığı yer..
mevcut yüzlerce İncil'den hangisinin kalacağına karar verilen konsey..
paskalya'nın tarihine Ve nasıl bir bayram olacağına karar verilen yer..
geçen sene bulundu bu basilica'nın geri bile..
gölün altında..

sen nasıl bunu dünyaca Meşhur etmezsin..
sen doğru düzgün sergilersen ..
hac yeri olur..
istanbula 3 saat yemyeşil bir vaha ..
böyle heba et böyle salakça ..
basitçe Omurilik düzeyinde yaşa..

boşa övünüp durma bence..
türkiye ..
görmemişsin görgüsüzsün kolaya kaçansın..

posted from Bloggeroid

Follow my blog with Bloglovin