29 Eylül 2014 Pazartesi

kitaplarla meydan okunursa varim.. 14 ve 15..

filme çekilip de sevmedigim kitap..
hepsi..
okuduğum kitabın filmini asla yeterli bulmam..
filmini izlediğim kitabı da okuyamam..
fena görsel hafizam vardir ve fena kirlenir hayal gucum..
zaten o yüzden hastanin tetkiklerine de bakmak istemem muayeneden once..
tetkikle sınırlı kalırım.. muayenede..
böyleyim evet..
hastamı da kitap gibi okurum...
bu 14. gündü.. kitap meydan okumasında..

15 gün ise en sevdigim erkek karakteri anlatmam gerekiyor..

bu sorular bana iyi bir okur değil.. obur bir okur oldugumu düşündürüyor..
bir tane mi karakter gelmez akla...
23luğum hbç'm büyürken .. oliver twist'te en sevdiği karater için fagin'in köpeģini seçmişti..
fagin adı bile öyle kaldı aklımda..
bu anektodu anlattığım için..
ben sanırım olaylarin.. kurgunun insanıyım..
kişilerin değil..

tarif edebilirim ama..
mesela isabel allendenin maya'nın günlüğü kitabında.. maya'yı adasında evinde saklayan yaşlı adam.. cok sevmiştim onu..

limonlu kekin sıra dışı hüznündeki babayı sevmistim..

hatta simdi düşünüyorum..
benim tüm sevdiklerim bir genç kadına destek olup yol açan sakin bilge erkekler..

victor hugo'nun sefillerini sevme nedenim de o..

posted from Bloggeroid

27 Eylül 2014 Cumartesi

kitaplarla meydan okunursa varım.. 14 ve deplasman..

en sevdiğim yazar.. ilginç ama
genelde kadın yazarlar öne çıkıyor ..

insan olarak kitabı bırakıp yazarın evinin kapısına dayanıp ..
hadi sen sesinle anlat bana dedirten..
bir dinozorun anıları .. bir dinozorun gezileri kitaplarının yazarı Mina Urgan..

yine anlatır gibi biraz da inanılmaz olayları mistisizmi araya katan.. İsabelle Allende..

okuru yarattığı karakterin kafasının içine sokup gözleriyle yarattığı dünyayı izletebilen Virginia Woolf..

an sevdiğim horror yazarım Stephen King..

en sıcacık hissettim Marquez..
en güzel betimleyen Selim İleri..
en entelektüel hissettiren Murathan Mungan..

en gündelik ayrıntılara can katan.. Barış Bıçakçı..
böyle sürer gider..

posted from Bloggeroid

26 Eylül 2014 Cuma

kitaplarla meydan okunursa varım.. 12..

bilemedim önce ne yazsam.. zorladi beni bu soru..
hem sevip hem nefret ettiğin kitap-lar?

sayıyorum
Anna Karenina.. Madame Bovary.. Oblomov.. çok güzel ve özel eserler.. ancak kahramanların vasıfları.. toplumun kaşı havadalığı..(ilk ikisi için)
ve yine karakterin iki parmagi ile bile bir şeyin ucundan aman sakın tutmasın .. aman bir faydası olmasın halleri..
beni delirttiğinden..
okurken arada durma.. mola verme.. derin nefes alma halleri ile sürdü okumalarım..
mümkünse çok az bahsederim kendilerinden..

hafta sonu bir kaçamağım var..
tek başıma..
bakalım yazmaya fırsat olarak mı..
akıllı telefon hayatı kolaylaştırıyor gerçi..
olur sanırım..

bugün son dakika işleri peşine düştüm ..
beynim bin numara..
bu kadar olsun..

posted from Bloggeroid

25 Eylül 2014 Perşembe

kitaplarla meydan okunursa Varım 11 .. ama iş yerinde canımı sıkmayın bence..

her şikayetçi olduğumda .. yeni bir sorumluluk paketi ile taçlandırılıyorum..
oysa sorumluluk yetki ile birlikte verilince bir anlam ifade ediyor..

'şikayet ediyorsun madem..
sen yap o zaman..'
bu mantığı sevmiyorum..
hatta bütün sistemim reddediyor..
çözüm filan değil..
yeni sorun demek..

canım sıkıldı ..

bir şarkı duydum sonra..
'bak anne şarkımı ne hale getirdiler..
bak beynimi ne hale getirdiler..
bana çok iyi bir kitap lazım şimdi..
arasına saklanmak için..
eğer çok iyi bir kitap bulamazsam..
dışarı çıkıp..
beynimi ne hale getirdiklerini göreceğim'..

buğulu bir kadın sesi..
basit bir ritm..

arasına saklanacak iyi kitap yok elimde..
1945'i' okuyorum..
sevemedim..
uzay çağında distopik İstanbul'da geçiyor ..
ne kahramanı..
ne araya sokulmuş gereksizce ayrıntılandırılmış seks sahnelerini..
ne dili..
sevmedim..
ama devam ediyorum okumaya..
sırf türk insanının distopisi nereye kadardır görmek için...

kıyameti sevmedim..
o da 'çarpık bir hayal gücü'
ama bitirdim..
incecik biseydi zaten..

kitap demişken
bugünün kitap meydan okuması..
en beğenmediğiniz kitap diyor..

sanırım ideon isimli kitap olsa gerek..
çünkü yaklaşık 50. saydada bu ne ya.. deyip..
fırlattığım ilk ve tek kitaptır..
ingiliz albayın aynı telefon konuşmasında..
fevkalade ve vahim sözcüklerini beş kere kullanması..
ingiliz ordusunda gòrev yapan kadınlar için.. arkadan dikişlı çorap ve yüksek topuklar ve topuk seslerinin.. film sahnesi anlatır gibi acemice dile getirilmesi bitirdi beni..
elli sayfa bozuk türkçe ile..
bir kadın koridorda yúrüdü..
bir albaya vahim bir konuda telefon geldi..
budur..
vahim konunun ne olduğunu bile merak etmedim..

bi baktım kitap havada uçuyor..
kontrolsüz bir çıkış olmuş elimden.. ama.. üzülmedim utanmadım da..
benim de bir zevkim.. bir türkçe beklentim.. ve okur olarak bir hakedişim var..

duydum ki yazar.. çok iyi ve değerli bir insanmış..
ida dağlarına gönül vermiş aktivist biri imiş biraz üzüldüm.. ama..

zaten kitabı almama neden olan şey de ida dağlarında ve arkeolojik olması idi..

ama yok..
iyi insandan ille iyi yazar olmadığı gibi..
iyi konu da iyi edebi eser olmuyor her zaman..
yoksa gayet konusuz.. anna karenina ve madame bovary..
ve deniz feneri.. ki bir mutfak masasına ayrılmış dolu dolu 2 sayfa vardır içinde..
dünyaca kabul görmüş iyi eserler olmazdılar..

neyse.. yine de bu bir ayıptı..
yaptığım icin utanıyorum..
siz siz olun benim yaptığımı yapmayın.. derim..

posted from Bloggeroid

24 Eylül 2014 Çarşamba

ev.. yuva.. greni.. outlander.. banana bread.. ama çukulatalı.. ha bir de kitaplarla meydan okunursa varım .. 10..



sana evini yuvanı hatırlatan kitap..
benim için Saime hanımın kitaplığından aşırıp okuduklarım..
adı aklımda kalanlar ..
Josephine.. Quo Vadis.. Desiree.. Sardalye sokağı.. Budden brook ailesi.. Bir Genç Kız Yetişiyor.. Genç Kızlar.. Fareler ve insanlar..
bir kısmını.. yeniden buldum aldım..
kendi ufak çocukluk evi kitaplığımı oluşturdum..

iki üç gündür görev insanıyım..
Ve şehir gürültüsü yorgunuyum..

c.tesi sabahına kadar ayakta kalırsam.. sonra biraz dinlenebileceğim heyo..

çukulatalı banana bread yapasım var..

greni skuer örmeye başladım..
yıllardır düşünüp dururdum..
geçen seneki koca atkının artan yünleri ile başladım .. birini çift dolama yaptım güzel olmadı.. diğerlerini tek dolama yaptim.. yumuşak oldular..
yeni dizim outlander .. i s koçya'da geçiyor.. kaleler sisler.. doğa ingilizce.. çok keyifli..
akşam 2 bölüm ve 2 greni karesi ördüm..
hava atmayı sevsem İskoçya filmi izlerken örülen battaniyeye özel bir isim takardım..
hatta takayım..
Outlander olsun adı..

bu kadar..

posted from Bloggeroid

23 Eylül 2014 Salı

uçuşmalar, virgül koymuşum buraya.. ev hali.. anı.. kitap meydan okuması 9

4 yaş gibi araları çocuk s'un..

biri henüz ev kızı..
diğeri ilkokulda.. süt kokuyor nefesi..
akşamları kaliteli 15 dakika peşindeyiz..
yatırıyorum sabah erken kalkacak olanı..
15 dakika hayhuydan uzak..
fişlerden.. tabağını bitirlerden uzak..

kapıda dikiliyor..
bir karış gölge..
konuştuklarımızı dinliyor.. arkadaşlar.. ögretmen.. gün.. yemek.. teneffüs.. oyun.. servis..

sonra aynısını istiyor..
okulu öğretmeni.. dersi teneffüsü yok..
O Zaman abisininkileri konuşuyoruz..
kapıdan duyduklarını..
xxx böyle demiş di mi anneee..
öğretmen de kızmış o zaman di mi annee..
evet kızım..

sonra kendi hayatı olsun..
kendi anlatacakları olsun..
ödünç hayatlar yaşamasın garip..
deyip yarım gün anaokuluna gönderdim..
gerçi orda da öğretmeni ısırdı..
ama o ayrı konu..

aynı öyleyim bu ara..
ne anlatsam ucu çekirdekte..
onu dedi..
buraya gitti..

böyle zamanlarda ..
film kitap anlatmak kasıyor..
okuyup izlesem de..

Kısa kısa..
kıyamet'i sevmedim..
yazan neden yazmış onu bile bilemedim..

sonbaharla beraber..
fırına sarıldım..
kilo alıcam..

trafik dert olmaya başladı ..
enerjim azalıyor yine..
bak bunu hiç dememiştim..
klinikten çok sıkıldım..

bir klavye almam gerek televizyon için..
rahat izleyeyim filmleri..

düzenli yürüyüşe başlasam boğazda iyi olmaz mı ki?

ruhu kaçıyor içine insanın bazen sanki..
en çok o zamanlarda katı oluyor tutumu..
yargılayıcı ve çıkartım yapmaya meyilli..
en çok o zaman kızıyor pozitif düşün'cülere..
rahat ol'culara..
ben yaptım oldu'culara..

9.gün beğenmeyip de sonuna gelince beğendigin kitap'demiş..
yok öyle..
düşündüm taşındım bulamadım ..
ne kitap ne film ne insan..
bitişler iz bırakmıyor bende..
'sen uçusu hatırla' diyor yüreğim

posted from Bloggeroid

22 Eylül 2014 Pazartesi

elma tarçın kimyon ve kitaplarla meydan okunursa varım.. 8..

nesi bu kadar meşhur anlamıyorum..
denilen kitaplar bugünün meydan okuması.. 8. gün..

benim için elif şafak'ın aşk isimli kitabı..
ve tüm o mucizeli kitaplar.. mucizeler dükkanı oteli ve diğerleri..

nedenini anlıyorum aslında.. ama analizle kimsenin canını sıkmak istemiyorum..

hafta sonu tuhaf geçti..
istediği m kadar okuyamadım..
derinde bir baş ağrısı..
ctesi eve döndüğümde.. çekirdek yatıyordu ..
karın ağrısı filan..
ona sandviç hazırladım ve meyve suyu..
apple pie yaptım.. ona dondurmalı..
bana kaymaklı..

bir arkadaşım uğradı..
onunla paylaştım.. applepie 'ı..
ona çay..
bana kahve..
ist. dışına giden çb erkenden döndü..
motor arızası..

yemek hazırladım..
çekirdek gece dışarı çıktı..
sonra arkadaşında kaldı..
onlar eve dönene kadar uyumadım..
the giver izledim..
kahramana değil.. Meryl'e hak verdim..
rizzoli ve isles dizisini bitirdim..
sabah erken kalktım fonda baş ağrısı..
birgün önceden kalan applepie'dan bir dilim..
yat yuvarlan ..
çekirdek geldi üst değiştirip çıktı..
hassasiyetim yüksekti..
her ses beynimin derinliklerinde..
bir cam kavanoz kırıldı..
bin parça oldu..
onu topladım..

sonunda bir sakinleştirici alıp yattım..
uyandığımda kimse yoktu..
kalktım ..
yıllar öncesinden bir amerikalıdan öğrendiğim kimyonlu bol soğanlı patatesi çekti canım..
kimyon ararken baharattıkların halini beğenmedim..
birer birer eve döndüler o arada..
açız dediler..
yemek koydum..
çb şu mor eriklerden getirmiş..
ev tarçın koksun ..
kek yaptım..
patatesten yemeyi unuttum..
çekirdek bana armağan almış..
bayıldım..

bugün fakültesinde ilk gününü yaşıyacak..
defterini hazırladı..
collage boyama ..
hayran oldum..

ona dondurma ve kek ikram ettim..
kek süperdi ama erikler çok ekşi..
hastaneden tatsız bir haber aldım..
yattım yine..
çevireceğim romanı okudum..
pdf dosya..

zor olacak..
çok argo çok yöresel sözcük var..

bu kadar..

posted from Bloggeroid

21 Eylül 2014 Pazar

kitaplarla meydan okunursa varım.. 7..

İngilizce bilmeden I love you Ferhan Şensoy'un sonradan gerçekleştirdiği gemide tiyatro yapabilmek için çabaladığı dönem ..
abede'ye gidiyor bir grupla görüşmeye .. onu da alıp meksikaya geçiyorlar .. olmuyor bir türlü görüşme..
geri dönüyor Ferhan ..
sınırda gümrük görevlisi ile yaptığı sohbet..
kahkahalarla gülmeye başladım..
mama sandalyesinde 23'lük kanepede babası ikisi de bana baktılar..
okuyayım da çb de eğlensin dedim..
ne mümkün..
diyaloga geliyor gülmeye başlıyorum ..
her sefer daha fazla..
daha uzun..
sonunda gıdaklamaya başladım..
duramıyor nefes alamıyorum..

çb hışımla odayı terketti filan..

sanırım en çok güldüğüm kitaplardır Ferhan'in kitapları..
ve Efraim Kishon gözlerimden yaş getirmece..

okumadıysanız mutlaka deneyin..

yedinci günün sorusu buydu evet .. sizi en çok eğlendiren kitap..

posted from Bloggeroid

20 Eylül 2014 Cumartesi

kitaplarla meydan okunursa varım.. 6..

kitapta küçük kız çok yalnızdı..
taptığı babası meşgul..
mesafeli ve zayıflığını buyurganlığa katmış annesi üstelik migrenli..
daima odasında idi..
tüm çocuk sevgisini bir aslana vermişti..
aslan öldürülmüştü..
ve az tanıdığı biriyle uçakta yatılı okula gidiyordu..

ilk hüznüm .. ilk çocuk romanlarından birinden..
heyecanlı maceradan bir demet hüzünle çıkmıştım..

geliştirdim sonradan..
insanın en narin duygusu çeker beni..
her kitaptaki hüznü yakalarım ..

her iyi kitap biraz hüzünlüdür..

posted from Bloggeroid

19 Eylül 2014 Cuma

kitaplarla meydan okunursa varım.. 5..

beni en mutlu eden kitap..
adını unuttum..
beni en mutlu eden kitap kendi başıma okuduğum ilk kitap olmalı..

daha önce anlattım..
ama anımsamak keyif veriyor..
çünkü beni sanki günlerin hep.. bugün istanbulu saran altın ışıkla aydınlandığı zamanlara taşıyor..

saime hanım ve cemal bey ben çocukken..
ne zaman seslensem..
ellerindeki kitabı ters kapatıp 'efendim' diyecekleri kadar çok okurlardı..

onların benden ayrı bir dünyaları varmış gibi gelirdi bana..
o dünyaya ait olmanın tek yolu kitap okuru olmaktan geçiyordu..

ilk kitabımı ilkokulun birinci sınıfının sömestre tatilinde okudum..
ilk kitap anım sobanın önünde.. halının üzerine karın üstü uzanıp ayaklarımı havada sallayarak okurken..
cemal beyin hadi dışarı gidiyoruz dediği ..
ve benim kitabımı ters kapatıp ..
'ben gitmek istemiyorum' dediğim güne ait..

bu cevabı verebilmek için ..
o kitabı ters kapatabilmek için ömür boyu beklemiş olmanın mutluluğu..

beni en mutlu eden kitap ilk kitabım..
ama adını anımsamıyorum..

posted from Bloggeroid

18 Eylül 2014 Perşembe

kitaplarla meydan okunursa varım.. 4..

en sevdiğin serinin en sevdiğin kitabi..
karıncanın su içtiği.. ada üçlemesi..
kabak çiçeği dolması..
ve göçen ekalliyetin evlerine yerlesen göçen trakyalı.. adalı müslümanlar ve..
chpnin kuruluş yıllarında kadrolarına almak zorunda kaldığı yerel ..
ya da biyerlerin biraz okumus yazmis insanlarının elinde daha başlamadan çöken sistemi bana hissettirdiği
bu kırıntıların peşine düşüp bilgilenmeme yol açtığı için..

öfkeyi değil.. yalnız ve hüzünlü ülkeyi vurgulayarak..

kitap yanımda değil..
ama adını söylesen bende bıraktığı etki budur...

posted from Bloggeroid

17 Eylül 2014 Çarşamba

kitaplarla meydan okunursa varım.. 3..

bugünün sorusu..
en sevdiğin kitap serisi..
ne yalan söyleyim kitap serisi okumadım..
yani Lawrence Durell İskenderiye Dörtlüsü okudum bak.. ama sorsalar Justine derim..
Yaşar Kemal Ada üçlemesinin sonuncusunu sevmedim bitirmedim.. Karıncanın Su içtiği favorimdir..
Harry Potter 2 tane çocuks ne okuyacak görmek için..
çocukken pembe ve yeşil diziler Vardı Fransızca Hachette kitabevinde..
onlardan 3-5-7 okumuşumdur..

ama kendimi dizi okuru olarak görmem..
eğer Agatha Christie'nin
Mrs Marple Hercule Poirot ve Tuppence' ları sayılmazsa..

bi onları tam okudum..

posted from Bloggeroid

16 Eylül 2014 Salı

kitaplarla meydan okunursa varım ..2..

bugün'ün sorusu 3 kez veya daha fazla okuduğun kitap!
yok öyle bir kitap dedim..
sözel ve görsel hafızam fazla iyi..
sayfalar fotografik olarak kalıyor..
filmleri de 2-3 kere izleyemem..

sonra leylak dalı'min yazısını okudum..
öyle güzel yazmış ki..
çağrışım yaptı..
tümünü 2-3 kere okumuş olmaya gerek yoksa eğer..

nazım hikmet 'kuva-yi milliye destanı' 'Jocond ile si ya u'
severek tekrar tekrar okuduklarım..

iki de çocuk kitabı..
bir kez kendim ..
birer kez de Çocuklarıma okudum..
noktacık ile Anton..
ve küçük prens ..

küçük prens'e çocuk kitabı demek mümkün değilse de..
her ikisi de her okuduğumda gülümseten hüzünlendiren kitaplar..

bir de martı Jonathan onu da ..
bir kez kendim için bir kez 23'lük okul öncesindeyken okumuştum..

nazım'ı hürmet ve hayranlıkla anarak bitirelim bu yazıyı..

'luvur müzesinde artık canım sıkılıyor.
can sıkıntısından çok çabuk bıkılıyor.
bıktım artık canımın sıkıntısından.
içimdeki bu ruh yıkıntısından
aldı fikrim şu hisseyi:
müzeyi
gezmek iyi
müzelik olmak fena.'


bu da güne not
'1900' isimli filmden alıntılayıp çıktığım cümle filmin kahramanı 1900 'ün New York'a onun sonu görünmeyen sokaklarına binalarına bakarak söylediği..
'piyanoda 88 tuş var ve bunlarla milyonlara müzik yaratabilirim..
ama bana milyonlarca tuş verirsen hiç bir şey yaratamam'..

oysa gemiden inen diğerleri için 'son' var ve belli..
ev'leri otel'leri .. hedefleri..
1900 bunu anlamamıştı..
elinde bir adres vardı ama
açılımı da vardı öncesinde söylediklerinde..
yine de bu cümle 'sky is the limit' in zararlarını gösteriyor..
velev o da bitmiş geçmiş..
'Sky is not the limit.. don't do anything' olmuş artık..

posted from Bloggeroid

15 Eylül 2014 Pazartesi

kitaplarla meydan okunursa varım.. 1..

bir kac kitabı isim isim sayabilirim.. ama
gectigimiz yıl okudugunuz diyor soru 'bir'kitap diyor..

zaman hafizam yok ki benim mecbur bloga baktım.. face e baktım...
bir yerli bir yabancı olsun madem...

2013 baslarında okuduğum..
leyla erbil'in kalan isimli kitabı.. beni soluksuz bırakmıstı okurken..

yabancı yazarlardan saramago.. ölüm başka yerde isimli romanı da değişik bir pencere açmıştı.. ve çok etkilemişti...

posted from Bloggeroid

bana kitabını söyle..

her güne bir soru cevaplayarak..
bir aylık bir kitap faaliyetine katiliyorum..

http:leylakdali.blogspot.com'dan okudum.. o güzelce anlatmış..
aslında dün paylaşacaktım ama laleninbahcesi'nin önerdigi filme dalmisım.. 1900'e

bu iki kadın.. entel dantel faaliyetlerimin entel katsayisini arttirmamı sağlıyorlar..
iyi ki varlar..

birazdan gelip..
hem filmi hem kitabı yazacağım..
dileyen yazsın..
heyecanla bekliyorum..

sorular şöyle
1.gün: Geçen sene okuduğun en iyi kitap
2. gün: Üç kere ya da daha çok okuduğun kitap
3. gün: En sevdiğin kitap serisi
4. gün: En sevdiğin serinin en sevdiğin kitabı
5. gün: Seni mutlu eden bir kitap
6. gün: Seni hüzünlendiren bir kitap
7. gün: Sana kahkaha attıran bir kitap
8. gün: En abartılmış bulduğun kitap ("Nesi bu kadar meşhur bu kitabın, anlamıyorum?" gibilerinden)
9. gün: Sevmem sanıp da sonunda sevdiğin bir kitap
10. gün: Sana evini, yuvanı hatırlatan bir kitap
11. gün: Nefret ettiğin bir kitap
12. gün: Hem sevip hem nefret ettiğin bir kitap
13. gün: En sevdiğin yazar
14. gün: Filmi çekilen ve mahvedilen bir kitap
15. gün: En sevdiğin erkek karakter
16. gün: En sevdiğin kadın karakter
17. gün: En sevdiğin kitaptan en sevdiğin alıntı
18. gün: Seni hayalkırıklığına uğratan bir kitap
19. gün: Filmi çekilmiş olan sevdiğin bir kitap
20. gün: En sevdiğin aşk romanı
21. gün: Okuduğunu hatırladığın ilk roman
22. gün: Seni ağlatan bir kitap
23. gün: Ne zamandır okumak isteyip de bir türlü okuyamadığın bir kitap
24. gün: "Keşke daha çok insan okusa" dediğin bir kitap
25. gün: Kendine en yakın bulduğun karakter
26. gün: Bir konu hakkındaki fikrini değiştirmiş olan kitap
27. gün: Bir kitapta okuduğun en "sağ gösterip sol vuran" gelişme ya da sürprizli son
28. gün: En sevdiğin kitap adı
29. gün: Herkesin nefret ettiği ama senin sevdiğin bir kitap
30. gün: Senin için tüm zamanların en favori kitabı


http://3.bp.blogspot.com/-1Jo8sHmckT0/VBSasv3UvEI/AAAAAAAAJ2I/bGxfi7bJuCw/s1600/5a2a4a871e2ce28693936b68b9e5934d.png

posted from Bloggeroid

14 Eylül 2014 Pazar

cumartesi .. çukulatalı kek.. güç.. sevgi.. ve canıtın..



o yıllardan en güzel anımsadığım şey..
cumartesi aksam üzerleri ..

aslında yazdım daha önce diye anımsıyorum ama bulamıyorum.. o yüzden bir daha yazayım..
insan gibi etiketleyeyim de kolay bulayım..

cumartesi günleri.
yarım gün olan oku|dan öğlende gelirdi saime hanım..

pazarlardan iyiydi..
pazarları temizlik çamaşır banyo..
anneme hasrettim..
ama cumartesi..

kek yapardı..
eğer beyoğluna gitmek..
halamlara gitmek ya da bizim onlara gitmemiz söz konusu değilse..
annem bana kalırdı..
kek yapardı..

bana çocukluğumun her cumartesisinde kek yapılıyormuş gibi gelmesi bundan olabilir..

yemek odası tarafında yapılıyor olabilir..
çünkü oturduğum yerden sıramın gelmesini beklediğimi anımsıyorum..
sıram kek kalıba dökülünce gelirdi..
tencerenin dibini sıyırmak..

keki saime hanım yapardı..
kocaman bakır tencere çırpma kabı olarak kullanılırdı..
malzemeyi saime hanım hazırlar..
cemal bey çırpardı..

küsuratı anımsamıyorum..
ama bin bilmem yüz on beş olabilir..

o kadar uzun çırpardı ki hiç olmayacak hiç durmayacak gibi gelirdi bana..

saime hanımın gücü o kadar uzun çırpmalara dayanamazdı..
babam erkek gücünü bana ilk.. kek çırpmadaki güç olarak göstermiş oldu demek..
o yüzden benim gücün şefkat ve rikkat içermesini beklemem..

hiç şeker kristali kalmayana kadar çırpılmalıydı kek..
4 yumurta 4 fincan şeker.. 4 fincan un.. bu klasik bir pandispanya tarifidir..

ben sıram gelince..
yani kek fırına girmek için kalıba dökülünce koşar dibini sıyırırdım tencerenin..
ve hala sıyırırım..

sonra uyurdum ben..
hele kışsa sobalar yanıyorsa..
ev buram buram kek kokana kadar uyurdum..
çünkü uyanışlarımı anımsıyorum..
kek kokusu.. annemin babamın mırıltı düzeyindeki sesini bir süre uyandığımı belli etmeden dinlediğimi.. anımsıyorum..
o çocukluktaki gibi duru uyanmaların tadı damağımda..
yuvarlanıp diğer yana dönüşler...
gerinmeler kedi gibi..
saçının okşanması..

bazı cumartesiler..
saime hanım kek hamurunun birazını da bir sahana döker..
benim için ayrı minik bir kek pişirirdi..
o günlerde krem patisiyer de pişirir.. arasına sürer..
ve bana kendi kişisel pastamı hazırlardı..

dün akşam..
çekirdek..
anne kek yapmazsın di mi dediğinde..
yaparım dedim.. neli olsun..
çukulatalııı diye geldi cevap..

geçenlerde mikro dalga keki yaptım..
yedi dakikada..
onda kalmış aklı ama ben hep aynı şeyi yapmayı sevmem..
ve eve fırın istemedigim..
hop diye gelen misafirler ve tatlı krizleri için yaptığım mikro dalga kekimi çok sevsem de bazen içimdeki.. mutfak insanı kabarıyor.. bunu en çok eylülde..
bir de yılbaşı gelirken yaşıyorum..

tarif..
ilk aşçılık yıllarımdan..
çay hazırlıklarını
saime hanımın elinden aldığım..
daha yeni daha modern tariflere geçtiğimiz zamanlardan..

yumurra akları kar haline getirilir..
bunu iyi yapmak icin.. icine hic sarı kacırmanak..
bir tytam tuz eklemek ve kıvrım kıvrım şekiller artık yayılmayıp yerinde kalana kadar çırpmak gerek..

gerisi süper kolay..
Su+ kakao+ şeker tencerede kısık ateşte pişer içine yağ katılır ..
bir bardak ayrılır..
kalana tek tek yumurta sarıları yedirilir..
Sonra un+ kabartma tozu..
alkol istemezseniz katmayın..
ben vanilya ekstremden bol bol kullandım..

en son kar haline getirilmiş yumurta akları azar azar eklenir ve tahta bir kaşıkla kaldıra kaldıra karıştırılır..
40 dakika 18o• c fırında pişmesine yeterli..
sonra üzerine birkaç kez çatal batırıp..
daha kek sıcakken ayırdığımız çukulata sosunu dökeriz..

tarif bu.. ama 21. yyda
modifiye ettim..
önce bir bardak sosu ayırıp biraz tereyağ attım içine eriyene kadar karıştırdım..
bu sosun akışkan ve parlak olması için şart..
kalan malzemeyi ise zeytinyağı ( yarım bardak) kullanarak devam ettim hazırlamaya..
unu da kepekli una çevirecektim ama baktım kalmamış..
eminim o da olur..
sonuç gayet basarılı


posted from Bloggeroid

11 Eylül 2014 Perşembe

etek boyu itina ile kısaltılır.. canıtın

inanilmaz biyerden patladi..
çalışmadığımız okuldan geldi..
etek mi pantalon mu .. kavgası..
özgürlüğe karışmak değil de.. veliler istedi kamuflajı..
veliler atladı önce ortaya..
ögrendik çocuklarımızın yanında olmayı..

rahibe okulunda okudum ben..
sekiz sene etek boyu kavgası verdik..
yeni alınan diz üstü forma etekli bizler..
etekleri üstten kıvırır kıvırırdık.... can simidi gibi..
belimizde..
bazi günler kontrol olurdu..
tutup aşağı çekerlerdi.. yakalayınca..
e biz indirecektik zaten.. nedir..

bazıları israrla zaten kısacık eteklerini giyerdi..
orta sonda alınan eteği..
lise sonda giyen bi arkadasim vardı mesela..

önceleri eteğin ucunu bastıran dikişi söküp ögrenciyi sufli bir görüntüyle gezdirmeye..
afişe etmeye calısan rahibeler..
bunun hic asağılayıcı utandırıcı bi davranış olmadığını anladılar sonra..
eteğin eğitimin önüne geçmesine..
savaşı keserek.. engel oldular..
arada göstermelik kontroller olsa da..
tatlı bir cekışme halinde sürdü..
tahtaya kalkmış..
sınav kapısında bekleyen öğrenciye bişey denmedi mesela..
okulun kapısında idi..
etek kavgası..

kopya suçtu..
çalışmamak ayıp..
ders disiplinini bozmak.. başkalarına saygısızlık..
fransızca konuşmamak.. ceza gerektiren bi davranış..
ödevı yapmamak ve istendiğinde yanında bulunmaması..
kınanması gereken bişey..

eteğim kısa oldu ama çok şey ögrendim ben..
nerede ne giyeceğim de hiç dolanmadı ayağıma..
hiç uyarı almadım erişkin yaşam boyunca..

çekirdeğe bu kadar kısa etek giyiyorsun.. annen baban seni hic mi sevmiyor diyen öğretmeni geldi aklıma..
çekırdek analı babalı ve çok sevilen bir çocukken ne kadar etkilenmişti..
ya öyle olmasaydı..

su persepoliste çarsafıyla kosan kıza..
koşma oran buran sallanıyor diyen kolluk kuvvetlerinin olduğu sahne geliyor aklıma.. sen niye okul çocuğunun poposuna bakıyorsun diyen kız çocuģu..

ve kasap bile eti kağıda sarıp da veriyor diyen cüppeli hasta yakını..
ve yanında dikilen sadece gözleri görünen kadın.. kız cocugu.. erkek ya da uzaylı..

etek mi pantalon mu konusundan..
farkını göremedim ben..
bütün bunların..

forma iyidir..
bizim gibi gelir eşitsizliği..
ve ilkokula muz götürülmezdi.. dönemi tedavülden kalkmış ülkelerde..
gelir dağılımı eşitsizliğinin görülmesini engeller..
öğrencileri bir anlamda uni tek.. form.. tip..leştirir..
ama bir de kisilik var dışa vurulmak istenen..

formayı eğitimin önüne çıkarmak..
uzüm yemek değil.. bağcı dövmek..

bu konu öyle tuhaf ki..
ve öyle derin ki..
ve beynimizde öyle çok çip mikroçip var ki..

etek boyundan size ne desen..
kızım kıçının tepesinde etek giysin evet..
tacizi davet etsin hıhı..
der gibi hissettirecek şekilde bir mizansen yaratılmasi ne iğrenc..

giysin formayı..
kıvıran kıvırsın beli..
kısaltsın ucunu..
uğraş sen de..
ne var..

okula çağırmıslardı beni..
kahkulü çok uzun diye sikayete..
toka koyuyorum çantasina demiştim..
kestirin.. demişlerdi..
sizce ben dışa vurumu engelleyecek birine benziyor muyum demistim.. mor saclarimi gösterip..
büyüyecek ve bir kadin olacak..
benim istegim 30 yasindaki çekirdeğin sahip olmasını istediğiniz şeylere odaklanmaniz..
demistim..
bir tek öğretmen anlamıştı beni..
ve hayatımızı kurtarmıştı..

sanat lisesine gitti sonra..
orda bile forma sorunu..
sanatçının tek tip olmasını isteyen kafalar var.. gözünü sevdiğim ülkemde..

çok çalışmadığımiz yerden geldi..
hazırdık ama başka yerlerxen bekliyorduk..
çok beklemediğimiz yerden geldi..
itüden geldi çünkü..

posted from Bloggeroid

10 Eylül 2014 Çarşamba

sonbahar.. geldi canıtın..

okullar açılmadan önceki o hazırlık günlerini..
tatilin son haftalarını ne çok severdim..

bitti bitiyor tadını çıkarmak lazım duygusu ile..
yapardım üç aydır farketmeden yaptığım herşeyi..

bahçedeki iki ağaç elmanın benden kurtulmuş olanları tadını bulmuş sararmış olurdu..
cemal bey yedi verenlerin en güzellerini artık balkon masasına değil içerideki sehpaların üzerine koyardı..

evde formalar dolabın derinliklerinden çıkarılıp ütülenir.. yeni ayakkabılar alınır.. yeni çoraplar..
kitaplar ve gereken defterler listesi okul açılınca verilecek olsa da..
müsvedde için sarı defterler.. olmazsa olmaz kalemler..
kalem kutusu..
yeni sezonun kokulu silgisi..
hazırlanırdı..

ve ben son hız okumalara abanırdım..
ve son dakikaya bırakılmış yaz ödevlerini tamamlamaya..

saime hanım okula gitmeye başlamış olur..
saat beş çayları sanki daha lezzetli olurdu..

sonbahar sıkıcı uzun yaz günleriyle ışığının güzelliği..
akşamın daha erken oluvermesi yüzünden..
ev duygusunun sıcacıklığı ile yarışırdı..

sonbaharın ışığı geldi istanbula bir iki gündür..
bugün uzun koridorda yürürken yüzüme esen rüzgar tam olması gerektiği gibiydi..
perde kıpırdıyor.. her an her yerde..
gece klima pervane gerekmiyor..
ve çorba tarifleri bakar oldum nette..
ve örgü modelleri..

bu sene muşamba moda olmuş sanırım..
kaç yerde gördüm..
çekirdeğe aldık bi tane..
elma yeşili..

bahçemde armutlar sarardı..
ve elmalar kızardı..
elma ve armut sirkesi yapasim var..
fırını bütün yaz yok saydım..
şimdi her an çalıstırasım var..

kitaplar dünyası bile canlandı sanki..
buzlu içecekleri bırakıp.. kahvenin yanına konyak katma zamanları hemen kapıda..

yaşam.. seni seviyorum...

posted from Bloggeroid

6 Eylül 2014 Cumartesi

sayısal post.. bu sefer onda kalsa da

1- herkes martı görüp fotoğrafını çekip bana yolluyor .. sonra ilk fırsatta ben martı sevmem aslında diyorlar..
Komik çünkü benim de martı düşkünlüğüm yok aslında..
düşkün olduğum canıtın..

2- yine bir abstre sanat yaptım .. ama esas istediğim bir özel mermer yapmaktı ..

3- bu hafta nisbeten sakin geçti.. sukunetin korkutucu olduğunu bilmezdim..

4- ani kararlar uygulanabilince iyi sonuçlar çıkıyor ortaya..

5- ne istediğini bilerek başlayıp başka güzelliklere ulosmann hedefe ulaşmaktan daha tatmin edici olması garip..

6- gerilim yazarken kendini daha güzel ifade eden..
ve daha derin felsefeler yapan bir yazar okuyorum.. ilginç..

7-sonunda Kitaplığımın rafları tamamlandı.. kitaplar yerleşti.. sıra kuşlarımda..

8- tavada tost ve salatanın sade lezzeti bazen emek emek yapılan yemekten çok daha fazla oluyor..

9- doğru kararlar ve doğru dışavurum evde işte heryerde .. sistematik sonuç verse keşke ama olmuyor..

10- hem evdeki fazlalıkları atmaya çalışıp hem de kenar köşeden bişeyler bulup sevinmek .. tuhaf bir çelişki ..
daima varlığını unuttuğum bazı nesneler .. fotoğraflar.. geride kalmış kraft olmalı hayatımda..
kendi gömdüğü hazineyi bulup sevinen çocuklar gibiyim..

posted from Bloggeroid

4 Eylül 2014 Perşembe

büyüklere masal kavak ağacı kabuğu dokuz kat ve canıtin ile not defteri..

canım sıkılıyordu..
işler bitmiş ama mesai bitmemişti..
bazen oynayasım geliyor..
gerinip bir kahve söyledim..
gofret istiyorum dedim ..
ama üzeri çikolatalı olandan değil ..
dokuz kat olur mu?
evet işte o..

defterim açık sabahtan beri ufak tefek not alıp..
ufak tefek not okuyorum..

kırmızı bir kutu var masamın üzerinde ..
ıvır zıvır kutusu ..
bozuk paralar kalemler ..
bir de kavak ağacı kabuğu..

bir gofret aldım..
telefon çaldı..
gofreti açık defterin üzerine koydum..
not almam gerekti..
kırmızı kutuyu açtım..
kalem ararken kavak ağaç kabuğu elime takıldı..
onu da gofretin yanına bıraktım..

telefonu kapattım ..

bir kavak ağacı kabuğu ile bir gofret..
bir defterin arasında..

neler söyler birbirine..

ağaç yıldız sarayının bahçesinde ..
sevdiğim birini beklerken yerde gördüm kabuğu..
uzanıp aldım ..
bir kaç gün çantamda gezdi..
sonra kırmızı kutunun içine yerleşti..
oda arkadaşı kalemler hep değişti..
bozukluklar da öyle..

o hep orda kaldı..
düşününce gün farkı ile bir yıldır orda..

saray bahçesinin haşmetli ağacının tam göbeğinde kimbilir kaç yıl önce dünyaya gelmiş..
dünyayı görmediğinden geldiğini de bilememiş..
o yıl yağmurdan yana bereketli imiş..
kalın esnek bir katmanmış katmanlar arasında..
sonunda birgün kendisinden önce doğan son katman dökülünce..
kavak ağacı kabuğu olmuş..
boğazın kendisini göremese de kokusunu..
rüzgarı tanımış..
yağmurla karla tanışmış..
ayazı bilmiş..
güneşle gönenmiş.. sıcağı bilmiş..
ağacin altına gelen insanları bilmiş..
sevgilileri aileleri.. öğrencileri.. insanı bilmiş..
heyecanı.. hüznü.. özlemi.. sabırsızlığı.. huysuzluğu bilmiş..

süresi dolunca önce çatlamış sonra kıvrılmış ..
sonunda yere düşüp toprakla tanışmış..

bir ketumluk.. bir sessiz kişisel duruş ve felsefesi varmış..
çünkü uzun zaman diliminde yavaşça olgunlaşmış..
ağacı beslemiş korumuş yıllarca.. sorumlulukları varmış..

toprakta bir mevsim geçirip kendini bir kutuda bulmuş ..

oda arkadaşları hep değişmiş..
çok gezen.. çok bilmiş..
bozuklukların..
manasız ve temelsiz kendine hayranlığı ile..
aşk mektupları.. şiirler.. olmadı yüksek rakamlı çekler yazmak dururken..
hasta dosyası ve reçete yazmaktan bıkmış kalemlerin..
kıskanç mutsuzluğunu dinlemiş.. tanımış..

sonra bir anda ..
kendini aydınlıkta bulmuş..
yanında geçmişte kendi duruşunu anımsatan kat kat biri duruyormuş..

katları çok düzgün.. eşit aralıklı imiş..
biraz tanıdık.. fazlasıyla yabancı..

sessiz kalmış kavak ağacı kabuğu.. ne diyeceğini bilememiş..

oysa gofret kalabalıkların ortasına doğmuş..
aaten doğumu çok hareketli olmuş..
çeşitli malzeme bir araya gelmiş tanışıp kaynaşmış.. o doğsun diye..
karadenizden fındık ..
içanadoludan buğday..
egeden şeker pancarı..
marmarada buluşmuş..
ezilmiş karışmış..
işlenmiş..
ve hepsi çok hızla oluvermiş..
sonra birden karanlığa düşmüşler.. bir pakete girmişler..

ne olduğunu biliyormuş ama..
özgüveni yüksekmiş..
tanıtımı yapılan.. övülen.. sevilenmiş..
çok uzun beklemesi bile gerekmemiş gün ışığını yeniden görmek için..
raf ömrü varmış..
durduğu yerde kimseyi görmemiş..
ama çocuk sesleri kadın sesleri duymuş çoğunlukla..
sevgi sevinç arzu doluymuş çocuk sesleri.. talep ısrar doluymuş..
yorgun bıkkın bazen dertliymiş kadın sesleri..
birbirlerine anlatıyor..
telefonda konuşuyorlarmış..
bazen de erkek sesleri..
soru doluymuş..
gofretler nerdeydi?
bizim oğlan hangisini sever?
kaç tane alayım?
diyormuş..
sonuçta hepsi kendisini istiyor arıyormuş..

paket açılıp gün ışığına alışınca ..
yanında durana bakmış..

a ! sen tek katsın..
benim dokuz katım var..
uzuun zamandır bugünü bekledim..
çok tatlı çok çıtır olduğum söylendi hep bana..
şimdi sana bakınca..
gerçekten de öyleyim..
beğenilip istenmek için geldim buraya..
bir de kendine bak..
şeklin de bir tuhaf..
kavruk kuru görünüyorsun..
tam şuranda bir çatlak var hem..
oysa ben nasıl düzgün'üm ..
derken..

aniden havalanmış..
yine bir karanlığa düşmüş..
ezilmiş ıslanmış..
yoka karışmış..

kavak ağaç kabuğu öyle kalakalmış defterin üzerinde..

o anda o da havalanmış..
2 göz ona dikilmiş..
bakıyormuş..
sonra özenle okşanmış..
ve masanın üzerine yerleştirilmiş..

defter..
hepsi şaşkın bunların diye iç geçirmiş..
kapıdan giren rüzgara kaptırmış yapraklarını ..

kesinlikle ..
diye cevaplamış onu..
yapraklarının arasında Uzun zamandır barındırdığı martı tüyü..
posted from Bloggeroid

2 Eylül 2014 Salı

nurdan beşergil ile devere'de .. tesadüfen karşılaştık..
o gömleğinde bir kırmızı kalp işlemesi ile tel sepetin içinde oturuyordu..
sırtında gerilim polisiye yazıyordu..
Memnun oldum karşılaştığımıza dedim..
hızlı ilerledi ilişkimiz..
merakla başladı..
hızla akıl mantık espri gözlem ve ifade güzelliği temelleri üzerine sağlamca oturdu..
kasaya kafeye ondan eve davetimi kırmadı..
yatak odama kadar girdi..

ilk ortak kitabımız bana baktığın gibi bakma ..
Sudoku uzmanı bir kadının polisle iş birliği yaparak Sudoku çözerken ölen insanların katilini bulmaya çalışması konulu bir roman..
kahramanlar şirin .. bizden .. Konu ne kadar tuhaf görünse de..
işin içine büyü bile giriyor ..
hem de mantık sınırlarını Zorlamadan..
kadının gücü..
sevgi bağları..
aile ilişkileri..
çok tipik.. sevimli sıcak..

eğlendim okurken ve merakla peşine düştüm..

önce öykücü..
sonra romancı..

okuduğum 2. romanı Mecburi istikamet bana Ruth Rendell'i anımsattı..
İngiliz polisiyelerinin duayenlerindendir Ruth..
sucu ve Suçlunun bulunmasını değil adım adım insanları suç istemeye götüren psikolojik altyapıyı ve onu destekleyen tesadüfleri anlatır..

Mecburi istikamet'te de Fatih'i Oğuz'u Mete'yi Gamze'yi Sema'yı anneleri babayı .. çocukluk arkadaşlıkları aile dinamikleri..
içinde okuyup duruyoruz ..
bu arada günümüz insan tiplemelerini..
insanlara verilen hakedilmiş edilmemiş değerleri..
her cümlede bir sürpriz ilmek ..
yok iplik alıyor .. başka bir yere bağlıyor aklı..
dursam biraz bunu düşünsem diyor insan..
ama duramıyor hızla seyrediyor diğer ipliğe doğru..
akla çünkü..

ben çok keyif aldım okurken..
bazı saptamaları aforizma bile yaparım.. öyle öz sade ve kısa buldum..

şimdi öykülerini okuyacağım ..
külliyatı edinmezsem rahat edemeyeceğim

posted from Bloggeroid

1 Eylül 2014 Pazartesi

nicea bazilikalar surlar Ve çirkinlikler üzerine

bu hafta sonu hic bir el işi dekor işi bunu yapan hep bi kişi..
yapamadım..

yol yaptım..
biraz yeşil'e kaçtım..
ama bence yeşil bizden kaçacak halde..

bir kaç kurtarılmış köşe ve güzellik.. kişisel alanlarda..
onun dışında..
hep bozgun..
hep zevksizlik..
hep basit insan hırsı..
çirkin .. gustosuz..

İznik'e gittim..
binlerce yıllık binaları..
canlarının istediği gibi ..
tiyatro sahnesi malzemeleri ile restore ettikleri yetmiyormuş gibi..
el sanatları çarsısı dedikleri yerde ..
göze değer..
dişe dokunur..
bir tek şey mi olmaz..

hepsi birbirinin aynı..
tarihin kötü kopyaları..
yanında çin malları..
adi metal yüzük halkalarının küpe tabanlarının üzerine tutturulmuş aynı desenler renkler..
yanyana dükkanlarda sıkışık düzen aynı şeyler..
sanırsın rakip değil kooperatif..
çok moral bozucu idi..

böyle bir gelmisin geçmişin mem havuzun olsun..
böyle harca yok et..
yazıktır..

çekirdeğe İznik çinileri hakkında anlattıklarımdan utandım ..

yarım metrelik duvarı şehir merkezi haline getiren insanlar da var yeryüzünde..
onlardan utandım..

ruhsuzsun türkiye..
nursuzsun..

birey olmayı da öğrenmemişin..
toplum olmayı da bilmemişin..

sahip olduğun güzellikleri bozdurup bozdurup harcayıp..
bu günlere gelmişin de..
bitmiş artık..

iznik 1 konsülün toplandığı yer..
mevcut yüzlerce İncil'den hangisinin kalacağına karar verilen konsey..
paskalya'nın tarihine Ve nasıl bir bayram olacağına karar verilen yer..
geçen sene bulundu bu basilica'nın geri bile..
gölün altında..

sen nasıl bunu dünyaca Meşhur etmezsin..
sen doğru düzgün sergilersen ..
hac yeri olur..
istanbula 3 saat yemyeşil bir vaha ..
böyle heba et böyle salakça ..
basitçe Omurilik düzeyinde yaşa..

boşa övünüp durma bence..
türkiye ..
görmemişsin görgüsüzsün kolaya kaçansın..

posted from Bloggeroid

Follow my blog with Bloglovin