29 Eylül 2008 Pazartesi

bayram güncesi..



ben bunu çok sevdim...=)  şiiri ..
buduarın genel havasına uyuyor..
bayram şiiri oluversin bakalım..

********************
burda görülecek hiçbirşey yok..
herşey gerçek..

bir atmaca yırtar yırtmaz gökyüzünü..
bir karga yeniden  dikiveriyor...

********************
Il n’y a rien à voir ici
tout est réel
à peine un épervier
déchire-t-il
le ciel
qu’un corbeau le recoud.
Serge Wellens

resim..http://www.vmagazine.com/


bayramınız ve rosh hashana kutlu olsun dilerim....

26 Eylül 2008 Cuma

simurgum hatırlattı da..


sk gerilimden çok.. aksiyon sever..
film canım ..
film diyorum.. ne diycem =P..

ben iyi tezgahlanmış gerilim severim..
bütün o soruşturmalar.. araştırmalar kanıtlat tanıklar sonucunda..
sürpriz bir nedenle..
sürpriz bir suçlu bulundu mu..
değmeyin ketfime..
tek şart..
tam da sürpriz suçlu sürpriz nedenini itiraf ederken..
birileri konuşmasın..
hele de.. bana "niye yapmış " gibi.. soru sırasında anlatılan ve bizim için sonsuza kadar. bu "nedenin" bir SIR olarak kalmasına yol açan sorular sorulmasın..

sk sorar..
ve hep..
katil yakalanıp.. da tam nedeni anlatırken sorar..
kaçırdım sanıyor sanırsam..
oysa sayesinde ben kaçırıyorum..,

bi de..
mistik şeyleri anlamaz..
hani bir hayalet konuşanı..
güzel dekolteli bi kız vardı..
örneğin onu.. takip edemiyor..
kim hayalet..
kim dizi kahramanı..
bi türlü ayırdedemiyor..
yok asla sk aptal demiyorum..
acaip zeki bi adamdır zira..
ama..
önyargılı..
izlemekten hoşlanmadığına karar verdi ya bi kere..
artık anlamazlıktan da gelir..
öffffler de.. püfffler de.. elma da ister..
telefonda da konuşur..
çocuk gibi..

geçenlerde çekirdeğe takıldı..
çekirdek sen anlıyor musun bu filmi dedi..
dedi.. tam da hayalet konuşucusu kadın oynarken gene..
bizim çekirdek fena alıngan bu aralar..
bi kızsın bi bağırıp azarlasın babasını..
bi afra tafra odayı terketsin..
kızım ben sana bişey demedim ..
ben gerçekten anlamıyorum onu dedim.. diye yırtındı sk..
ama ne fayda..
kırıldı bizim çekirdek.. alındı.. ve küstü..

aradan bir iki gün geçti..
sponcbobskuerpents oynuyor..
ben de seviyorum onun absürdlüğünü..
çekirdeğin de son günlerdeki doğasının tersine bir sarılıp sokulası gelmiş..
hatta saçını bile sevdiriyor .. yanıma uzanmış..
sk da geldi çekirdekle benim ortamıza yerleşti..
gene onu soruyor bunu soruyor..
hangisi hangi hayvan.. kare pantalonlu yaratık aslında ne..
anlamıyor..

ben anladım diye bağırdım..
neden sen bu hayaletli kadını anlamıyorsun ve benzeri karışık şeyleri..
neden dediler baba kız..
e sen çekirdekten yetişmedin..
bu çizgi filmleri izlemedin..
ondan..
eeeennn başa dönmen gerek.. bundan sonra düzenli..
sout park.. ve sponcbob ve bi de tombul oğlan var hani.. anne baba ve küçük erkek kardeşiyle yaşayan..
onu izleyeceksin..
=)

ne mi dediler..
çekirdek güldü pis pis..
ama kendi odanda dedi..

sk da.. baktı güzel gözleriyle..
sen sanki çekirdekten mi yetiştin dedi..
e ben xxim.. doğuştan mistikim karışıkım.. bizans gibiyim dedim =D...
**************
leke haftacasında..
yeni bişi yok..
yatağı var yumuş..
mor..
sıcacık..
içinde hatpek yeri bile olan..
ben yaptım..
o da sevdi..
kilo aldı sanki.. biraz da büyüdü..
en çok 18liğin odasını seviyor..
nedenini bilemedim..
ama fırsatı bulunca yallah oraya..
hayır oda zaten kedi yavrusunu kaybetse bulamaz odası idi..
şimdi gerçekten ööle oldu...
kaybediyor bulamıyoruz =D..
*****************
resim yok..
aa fena alıştınız siz..
napsaydım
skuarpentse jartiyer mi taksaydım..
=)

normal ilişki içindeyiz yani..
*****************
resmi sonradan ekledim.. pinokyoya ithaf ettim..
şrekdeki pinokyoya..
ve simurga bi teşekkür daha..
bu arada..
wall-e yi izleyelim derim.. vol-i de olabilir..
kaçmamalı o film..
burdan çizgiseverlere duyurayım..

beyin ve gene xx xy ve sabır mı değişim mi??


siz de yaşadınız mı böyle birşey..

çok işiniz var.. bikaç işi birden görmektesiniz..

sk ise.. koltukta teve izlemekte.. ya da birşey okumakta..

/sk dediğime bakmayın..

erkek kardeş.. baba.. oğul iş arkadaşı.. içinde xy geniolan herhangi biri/

skya seslenirsiniz işinizin arasından.

pazar günü annenlere mi gideceğiz.. onlar mı bize gelecekler..

kahve mi istersin çay mı yapayım..

sonra beklersiniz..biraz daha..cevap gelmez..hatta duymamış gibidir..

o kadar vakit geçer ki .. siz o arada iki üç şey daha halledersiniz..

hatta .. eğer unutmadınızsa ne dediğinizi..

alınır gücenirsiniz..

günün yorgunluğu ile.. sitem edebilir..

hatta kavga bile çıkarabilirsiniz bu nedenle.. ama tam o anda ..

"hıı.. ne dedin ??" der sevgili sk..

oluyor mu size de..



rahatlayın..

mahsus yapmıyor..

sevgili sknızın beyni acık .. yetersiz..

sizinkine kıyasla..

beynin iki yarısı arasındaki bağlar.. onlarda daha az..

bu nedenle biz başka şeyler yaparken de konuşabiliyoruz..

hatta düşünürken de.. konuşuyoruz..

çünkü düşünmek birşey yapmaktır..



sabırlı olun sklara karşı.. beyninde daha çok bağlantı ateşlemesi..

daha çok kimyasal salması.. daha uzun yol gitmesi gerekiyor ..

bu yüzden..onun yaptığı ya da düşündüğü şeyi durdurup sizin sorunuzu anlayıp cevap vermesi.. bayağı zahmetli bir iş..

sizinki değil..

sonuç..

iki adet..

1-.. bir daha köşede mutlu oturan sknıza..iletişmeye çalıştığınız xyye..

soru sorduğunuzda..ona kadar sayın.. ya da yirmiye.. ya da dilinizi ısırın..

zamanın tıkırtısı değil ..onun beyninin sizinkini yakalamak için çalışması bu duyduğunuz..

sabredin yani.. sabır xy ile iletişebilmek için en gereken şey..
=)

2- ve yıldızlı önemli..

size..kadınların çok konuştuğu söylenirse.. gülümseyin..

aynı anda birçok şeyi yapabilen xxlerin üstünlüğünden dem vurun..

tadını çıkarın yani...

***********

benim durum daha fena idi..
iki tane duymaz anlamaz.. cevap vermez.. ile yaşamak zorundayım..
sonuç mu??
sormaz.. dinlemez.. anlatmaz.. yapmaz oldum..
süper oldu..
=P
***********

25 Eylül 2008 Perşembe

ayna ve sır ve kod




ayna ayna..
duvardaki güzel ayna..
söyle bana..
benden daha cadısı var mı bu dünyada..
*************

her xx yaşamında bir ara prenses olmayı düşlemiştir.. diyordu..
her xx prensesler gibi beğenilmek sevilmek..diyordu..
ve şımartılmak istemiştir..diyordu okuduğum yazı..

ben şanslıydım cemal bey bana prensesi gibi davranırdı..
hiç eleştirmemiş.. hep şımartmış ve..
hayata karşı duruşumu desteklemiştir.. bu şekilde..
amacı bu olmasa da..
kendine güven ve yeterliliğimde..
cemal beyin bu olduğum hali beğenmesinin katkısı..
saime hanımın..
öyle oturulmaz..
öyle konuşulmaz..
cümlelerinden daha fazladır..
prenses değil ama cadı olmamda..katkısı için..
teşekkürler.. cemal bey..

sk değil ..o bilir benim cadılığımı..
ama patronum bana gerçekten prensesmişim gibi davranır..
ve çok iyi gelir..
anlık.. şımartılma duyguma..
burnum havada ayrılırım yanından..
ama o kadar..
yoksa ne prensesiyim ben onun.. ne de o bir yakışıklı prens..
=P


dolaşırken sağda solda..
ne buldum bakın..

prenses kodu..
okuyalım ve gerçekten prenses miyiz bakalım..

*prensesler hayal ve ümitlerinin peşinden gitme konusunda başkalarına esin verirler..
*prensesler herkesi gülümseyerek karşılar, dostların kalbini eritip.. düşmanların silahını elinden alırlar..
*prenseslerin vakarı onları bilgisiz insanların fikir ve tepkilerinden korur..
*prensesler her adımda.. mükemmelliği hedefler..
*prenseslere hergün çiçek verilmelidir..kendi kendilerine vermek zorunda kalsalar bile..
*prensesler başkalarına kral gibi davrandıkça kendisi yücelir..
*prenses hergünü kalbiyle yaşar.. kendini özgürce ifade eder.. ve her anından zevk alır..
*prensesin güzelleşmek çin harcama yapmaya hakkı vardır.. ama yapmaz çünkü içten gelen güzelliğin paha biçilmez olduğunu bilir..
*prensesler şiddet ve medeniyetsizlikle.. kendileri kurallara daha çok uyarak savaşır..
*prensesler hayallerinin peşinden gitmek zorundadır.. bütün dünya buna karşı bile olsa..
*prensesler güzel bir çift söz söylemek ya da gülümsemek için.. asla çok meşgul değildirler..
*prensesin en güzel takısı ümittir..en karanlık günlerini bile bu aydınlatır ..
*prensesler her zaman kötü olayların iyi taraflarını görürler ve yanlış olanı düzeltmek için çabalarlar..
*************

hehehe.. ben bunu tartışırım..
bi kere..
doğruyum.. çalışkanım.. yasam.. diye..
çalışkandır .. zekidir.. diye yıkanan beyinlerimizi.. çağırıştırtı bana..
nerde o bahsedilen özeliklere sahip insan kitlesi..
yoksa ben başka bi ülkeyemi göçtüm / mi ayrı mı olucaktı bilemedim şimdi.. gerekiyorsa ayırıverin/ ..

bunu okuyunca insan hemen anlıyor..
demek diana buna inandı da.. hep gülümsedi..
yardım derneklerine çalıştı..
ve asil kocasını ve iki oğlunu bıraktı da mısırlı zengine kaçtı..
ümitlerinin peşindeymiş..

karolinin kardeşi stefani..
bunu okumuş da.. sirklere katılmış..
ümidinin.. hayalinin peşinden gitmiş..
e ümit bu..
sirke de katılır..
mısıra da göçer..

şu ümit işi.. de.. sinir etti beni..
mariantuanete bi sorulmalı..
zindanda iken acaba hiç kaybetmiş mi ümidini..

ya şu rus çarı ve sayısız kızları ile eşi..
romanoflar..
onlar da..
cevaplayabilirler..
askerler tüm aileyi gece yarısı bodruma indirirken ne ümit etmişler..

gerçi hepsi için asil ve tepkisiz gittiler derler..

ben artık bana.. bize..
bu karmaşık ve giderek yozlaşan dünyayı..
iyi ve yaşanır göstermeye çalışan..
hiç bir şeyi okuyamıyor ve dinleyemiyorum..
alay etmeden..
ne prenses kodu ne positif düşünce ne sır ne bişey..
ne sineye çekesim..
ne kabullenesim var..
benim aslında çokca bağırıp.. kızasım var..

bir çok yerde insanların kendilerine hala uğrunda yaşanabilir birşeyler varmış gibi göstermek için..
küçük şeylere teşekkür etmelerinden..
ellerindekini kaybetmedikleri için sevinmelerinden..
kendilerine yapılan kabalıkları .. kötülükleri.. bayağılıkları..
görmezden gelmeye çalışmalarından..
ya da sindirmek için..
sayısız mantra.. yoga.. dardar baba.. sabır dede..mazeret anne.. empati kardeş şeklinde.. dolanmalarından..
pozitif düşünmekten..
özlü sözlerden..
sevgi herşeyin anahtarıdır.. sevelim güzelleşelim yaklaşımlarından..
sıkıldım..
dayanamıyorum..

dünya beter bir gayya kuyusu..
giderek daha yabani.. sevimsiz .. kuralsız.. etiksiz..
ayrıntısız tatsız ve baharatsız bir yer haline geliyor..
insanların elinde..
bu da..
sinir ve küfür küpü haline getiriyor insanı..
lanet ediyorsun bazen dakika bir gol bir..
gözünü açıp evinden çıkarken..
sabah gözünü açmış olduğuna..

ama ben gene de..
seviyorum yaşamayı.. her günü.. her anı..
göz göre göre..
hiç bi ümit filan beslemeden..
daha yaparken birinin hemen bozacağını bilerek..
ama seviyorum ulenn.. insanlara rağmen..
hayatı.. ve var olmak.. varlığımı sürdürmek için..
topuklarımı saplayıp yere..
yapışıyorum istediklerime..
ümidin olmadan da.. birşeyler üretebilirsin..
esas güç.. bu zaten..
ümidin olmadan..
afyon çekmeden..
hala yaşayabilmek tadını çıkara çıkara..
bardak dolu mu boş mu diyene..
hangi bardak demek bile daha iyi bir ruh hali..
daha sağlam..

bu arada..cadılığımı sevip..
birileri örnek alacak..
ders çıkaracaksa..
e o da olur..
engel olmam..
bir grup eğlenen xx olarak..
cadı cadı sürdürürüz .. dünyayı güzelleştirmeyi..

pehh..
zaten buduar kadınından masal prensesi olmaz.. örnek olmaz..
olsa olsa..
masaldaki kötü hatun olur.. masaldaki cadı olur..
asla kolkola şarkı söyleyen..
hayat sevince güzel.. diye şirinleşen bir iyi karakter olmadım ..olmak da istemedim..

daha gerçekçiyim ...
en azından..
prensese kıyasla..

dedim..
doğru ya da hatalı fikrim budur..
************

bu arada en sevdiğim çizgi film..
south park canım.. elbette..
sizce?? başka ne olabilir ki..

***********
resim..http://toniaconger.blogspot.com/
resim: http://www.chateaublanc84.com

24 Eylül 2008 Çarşamba

söylemesem olmazdı.. deme..





yok..
değişmedim ben
gene zıplayasım var da..
son zamanlarda..
başım ya evin tavanına..
ya hastaneninkine çarpıyor..
o yüzdenn..
bi alıntı sadece..

yec'e de cevap olur.. dedim =D....

"sessizliği geliştiremeyeceksen.. konuşma"

böyle demiş arjantinli yazar ve şair horge lui borges

(1899—1986).



resim.. lopezbook.comdan..


BORGES, Jorge Luis
Evaristo Carriego

23 Eylül 2008 Salı

zeytinyağının fimi..




hayırdır..
yukardaki nedir filan ..
demeyin ..
söyleyeceğim..

tıpta bir sürü skala vardır..
asia
nih
fim bartel glasgov modifiye bartel
tinetti..
bak bi nefeste sayıverdiğim bunlar dahaa üüü çok var..

bunlarda bazı testler sorular var..
yapıp cevaplıyorsun..
tik atıyosun yanlarına.. evet hayır var yok sıfır bir iki üç..
ve sonunda da..
her sorunun sonucunu topluyorsun..
cep telefonunun hesap makinesinde..
en yüksek tolam değere göre derecelendiriyorsun..
tinetti 16/25..
asia - a diyosun..

neden mi..
deli değiliz her halde.. var bi bildiğimiz..

şimdi evrenselleştik ya..
iletişim halinde ve hareket halindeyiz kıpır kıpır..

diyelim bi yerde bişi geldi başına.. birinin..
ilk tedavi orda yapıldı..
ama memlekete dönülmeli bi gün..

ya da.. burada tedaviniz yapılamıyor..
başka bi yere sevkedileceksiniz..
ordakilere durum raporunuz yazılacak..

ya da..
tedaviniz hep aynı yerde sürecek ama..
6 ay bak bak aynı hasta..
hani insan kendi çocuğunun büyüdüğünü göremez hesabı.. durumu objektif değerlendiremiyor doktor..
işte bu nedenlerle..

bir doktor diğerine 2 sayfa muayene bulgusu yazsa da..
bi şeyleri gene de yeterince açıklayamamış olur..
bir doktor hastasını hergün muayene etse de sonunda körleşir sağırlaşır..
amma..

bir doktor diğerine..
hasta için asia c.. derse..
tam olarak anlıyor öbür taraf..
neyle uğraşıldığını..

ilk muayenesinde tinetti 9/25 olan hasta.. sonrakinde.. 17/25 olduysa..
e süper.. ne güzel düzelmiş.. devam.. denir..
ama aynıysa skor.. hmm.. başka bişi denemek gerek..
ya da.. acaba sevk mi etsek..
ya da.. kessek mi tedaviyi.. denir..

doğru iletişim ve doğru karar verme mekanizması..
iyi sonuç verir..

amma...
ay ne çok ama dedin atalet..
derim.. çünkü.. pırlanta gibi fikirlerim var..
çok fasetalı..
çok parlak..

bazı kliniklerde bu eğitim verilmez..
onlar klasik hasta bakar.. sayfalarca nor tutar..
arasında kaybolur..
ben de öyle bir klinikte yetişirken..
gittim yabancı memleket..
baktım çince gibi konuşuyolar..
nih fayf..
fim sevın..
ne diyo bunlaarrr..
dedim hepsini öğrendim..
diğer asistanlara öğrettim..
hocalardan gizli hastaların eline notlar yazdım..
bu hocanın istediği ansiklopedik raporunuz..
bu da.. özeti..
ben olsam özete çalışırdım dedim..

ammmma.. hala öğrenmeyenler var..
hala sayfa sayfa yazanlar var..

niye???
bazı skorlar..
parayla satılıyo..
bazıları.. örneğin.. asia.. amerikın spaynıl cord inuri asosieyşın .. demek..
bi de amaca yönelik olan isimler var..
muhtemel çıkış skalası gibi..
bunlar bedava..
heryerden edimilir...
ammmaaaa...
bu bartel..bobat filan özel isimler..
bu insanların ya da kurdukları vakıfların ekipleri çalışıyor..
metodu geliştiriyor.. yeniliyor..
belli aralıklarla..
modifiye edilmiş.. olarak hazırlıyorlar..
ve emek ve çalışma ve zamanlarının karşılığını da para ile satıyorlar..
o yüzden bazıları..
hastalarının ve kendi mesleklerinin buna değmediğine mi inanıyor..
skalalara mı ruhen bi karşıtlığı var..
kullanmayınca yararını öğrenememişler de mi.. ööle düşünüyorlar..
kullanmıyolar..işte..
bakıyolar hastalara elbet.. gayet güzel tedavi de ediyolar..
ama iletişimde.. ve takipte.. ve çalışma yayınlarken..
işleri daha zor oluyor..
yoksa.. tedavide bi hata yapıyorlar demiyorum ha.. yanlış anlamayın..

e bi de tabii..
biz skalaseverlere göre daha havası sönük bunların..
biz aşvört.. rankin filan fısıldaşırken..
aa yazık asia c miymiş.. hay allah..
aman iyi bari..
bak fim nası yükseldi deyip dururken..
onlar yabancılıyor..

nerden mi geldi aklıma..
havadan sudan değil de..
yağdan geldi..
*******************

kesersem konu bölünecek..
dileyen mola alsın..
kesecekse burda kessin..

dileyen..
devam etsin..
********************

zeytinyağını nasıl bilirsiniz..????

derler ki..
zeytinyağını..
derin olmayan bir kaba koyacaksın..
taze ekmek batırıp..
tadacaksın..

derler ki..
yok aslında en doğrusu..
sahanda yumurta yapacaksın..
eğer yanmıyor ise..
tamam doğru zeytinyağıdır bu..

derler ki..
böyle yeşilimsi olacak rengi..
o yağ güzeldir işte..

cemal bey derdi ki..
0 asit olacak..
en güzeli odur..

değil işte.. değilmiş..

zeytinyağını şarap gibi tadacakmışsın..
önce bakıp sallayıp..sonra..
koklayıp.. en sonunda yudumlayıp..ağzında yuvarlayıp..
öyle anlayacakmışsın..

her zeytinyağı bilirle aynı dili konuşmak..
bu işe standart getirmek için..
bir de tablo alıp eline ..
hatta eğer iyi bir zeytinyağı takipçisi isen..
o tabloyu pevece ile kaplatıp üzerine işaretleyip..
eve gidince.. temize çekeceksin..
skorları..
şu tarihte.. edremitte tattığım..
mehmet efendinin yağının skoru diye..
dosyalayacaksın ki..
başka zeytinyağı severlerle bir araya gelince..
edremitteki yağı anlatırken siz..
aklı evvelin biri çıkıp..
ayvalık .. üstüne tanımam dediğinde..
çıkarıvereceksin tuttuğun kayıtları..
bak.. şimdi renk olarak ayvalık daha iyi olabilir ama.. diye başlayacaksın..
standardize edilmiş beğenini..


hehe ne mi diyorum..????
ayrıntı diyorum..
standart diyorum..
anlaşabilmek aynı dili konuşmak diyorum..
ne diyeceğim..


şimdi sen bu skalayı..
çıkar ataletim armutludaki zeytinyağcı hatice teyzelerde..
sonun olsun..
kime diyosun..???
kimden söz ediyorsun..???

tarlaya zehiri basan..
fındığın küflüsünün yağını çıkaran..
lokuma zehirli boyayı katan..
tavuğa domatese.. hormonu.. akıtan..
biberin küflüsünü pul biber yapan yetmedi kiremit tozu ekleyen..
çayın içine.. zeytinin hamına.. siyah boyayı basan ..lardan söz ediyorum..
bi de su yerine lağım.. zehir akıtanlardan.. musluklarımızdan..
onlara da diyorum..

insanın insana ettiğini kimse etmez diyorum..

yoo uğraşmayın..
cehalet..
fakirlik..
açlık..
sen açlığı bilir misin neriman.. demeyin..şiire başlamayın..
biz holdinlerle başa çıkamayız..
organik tarım pahalı..
biz onun altından kalkamayız..
zenginler daha çok kazansın..
biz fakir köylü ile arasında haksız rekabet olsun.. diye..
dedikodu çıkarıyorlar tarım ilaçları hakkında..
yoksa.. zehir değil o..olsa biz koyar mıydık..
diyen adamı bana savunmayın..

hayır net var gugl var..
girsin öğrensin der..
lümpen davranırım..
zeytinyağı gibi üste çıkarım bu konuda.. biline..

hatta derim ki..
ne bakanlıklar.. ne kurumlar gördüm skalaları akreditasyonları yoktu..
=)

oyalamayın beni..
daha şarap tatma kursuna gidicem..
skalasını bulmam gerek..........
sonra da sırada viski kursu var..
en son bi de..
suşi kursuna gidersem..
rafineriden çıkartılmış gibi olucam..

**********
durum..
skalaları yapabilecek ..
bunları saçma sapan şeyler için bile uygulayabilecek insanları ..
accaiyip kıskanan..
haset atalet..

20 Eylül 2008 Cumartesi

geğirmek isteyen düşes....




iki üç yıl önce..
mari antuanet filmi ile başladı bu merak..
o günlere ilgi..
devir giysileri.. dekoru.. ev eşyaları..
saraylı.. dantelli.. zahmetli herşeye merak..

son osmanlılar kitabı çıkmıştı kenizenin..
o zaman da böyle bir furya oldu..
benim favorim nilüfer sultandı..
o ne zarif bir kadındı..
hatta bi de genç son osmanlılardan biri.. burda istanbulda yaptı düğününü..
di mi..
geçmişe mazi..
bile diyemiyordu gerçi ahir zaman osmanlıcası ile..

insanlar paradoksal ..
elleriyle yok edip.. bir türü..
bir yaşam biçimini..
bir devri..
sonra da..
bir sürü taklitle yaşamlarını güzelleştirmeye çalışıyorlar..

fransa için konuşursak..
konu evrensel boyuta geliyor..
onların asil sınıfı yok etmesi ile başladı..
insanın insan olarak kendini farketmesi..
korunması.. kollanması ve haklarını elde etmesinin..
birilerinin keyfine göre değil..
insan olarak doğmuş olmasıyla elde edildiğini öğrenmesi..ifade etmesi.. değil mi..
hani ilk insan hakları beyannamesini yazanlar ile..
o asilleri yok edenler aynı kişiler..
aynı devir..
sınıfkırımcı hümanistler.. diyebilir miyiz..
bal gibi de deriz..

bir devri yok etmeden diğerine geçilememesi..
evresel bişey de..
hatta nerdeyse..
"e olmazdı tabii..
bir takım şakşakçılar.. sonra dönüp..
gene onları arayıp bulurdu .. gene tepeye oturturdu..
bunca emek boşuna olurdu..
zaten..
asil sınıfın esas becerisi..
politikayı kimin zararına olursa olsun kendi çıkarına kullanmaktı.. "
mı dediniz.. katılabilirim bile..
ısrar ederseniz..

ama bana asla şunu söyletemezsiniz..
"taklitlerin de asil sınıf kadar..
bu işi görebileceğini.."
hangi işi..mi??
ayrıntılı estetik şıklık güzellik gösteriş hükümranlık ve yaşam biçimini..
bir varolma ezme ve üstünleşme becerisini..
işte bunu..

yoksa..
kimin zararına olursa olsun.. kendi yararını kollamayı.. çıkarını öne çıkarmayı..
burjuva da.. köylü de.. köle de serf de..becerebilir..
niyetlenirse.. ve fırsat bulursa..
xx ve xy farkı bile olmaz bu konuda..
üstünlük sağlama içgüdüsü..
dna sarmalında mı acaba.. neremizde....
hayvanlarda hayatta kalma içgüsü eşdeğeri..
insanda üstün olma dna sı.. olabilir mi..
olur bence..

neyse.. ben başka konuya girecektim..
oyalanmayayım..

şimdi yeni bir film çevildi.. düşes...
corcana spensır../ devinşayr düşesi..
hayırlısıyla bu kış vizyona girecek..

güzel.. çarpıcı ve toplum tarafından çok sevilen bir kadın.. devınşayr düşesi..

yabancı değil canım..
leydi dayananın büyük büyük kuzeni.. teyzesi akrabası..

hatta filmin yapımcıları tanıtım vidyosuna dayananın da bir resmini koymuşlar ve..
tarih kendini tekrar ediyor demişler..

özetle..
corcana.. spensır.. devınşayr düşesi olur..
kendini aşksız bir evliliğin ortasında tıkılıp kalmış bulur...
ve bir çarls greye aşık olur..
daha sonra bu çarls.. başbakan olur.. vs vs..

kira naytli isimli güzel kadın oynamış corcana rolünü..
"belki aptalca ama .. bu kadar çok dikkat çekeceğini düşünmemiştim.. demiş..
tanıtım vidyosundaki bu sahne için..
dayana hikayesini /burdaki olması gereken "nın" ekini ben değil kira ihmal etmiş../
corcana ile aralarında benzerlikler olup olmadığını söyleyecek kadar bilmiyorum ama ..
corcananın.. kendi başına büyüleyici bir karakter olduğu kesin..
uzak akraba olmaları ilginç bir tesadüf.. ama benim için bundan öte bir anlamı yok"... demiş..
**********

doğru demiş..
her kadın kendi hayatını oynar..
benzerlikler tamamiyle tesadüfidir..
sultan sultanı.. çekemez.. saray cariyesi hiçbirini çekemez..
**********

başka ne demiş..
otantik onsekizinci yüzyıl giysileri için de.. kabus gibiydi demiş..
içinde nefes alamıyordum..
ama yardımı oldu bu durumun..
duygusal sahneleri oynarken gereken o nefes nefeselik durumunu..
zaten elbisenin sıkılığı yüzünden yaşadığım için..
çok gerçekçi çekimler oldu bu sayede demiş..
**********

ben de katılıyorum..
hele de bugünün hayatında..
bir sürü giyinme ritüeli gerektiren her şey insanı nefes nefese bırakıyor..
uzun etekler..hayati tehlike yaratıyor..koştururken..
al sana bir nefes nefeselik nedeni daha..
hem..sıcakta o kadar kat..
nefesin kesilmeyecek de ne olacak..
dekolte ve hafif giysilerimden memnunum.. pratik oluyor..
değişmeye niyetim yok biline..
**********

en çok yemek sonralarında zorlandım demiş..
yediklerimiz sindirim sisteminde ilerleyemezken..
geğirip duracağıma.. o hanımefendi duruşlu asil kadını canlandırmak zor oldu..
**********

bak bu da hoş..
giysisi gevşek ve hatta sindirim organının bir karış üzerine tırmanan..
dolayısıyla ferah karınla dolananlar bile rahat rahat geğirirken..
sen sıkı elbise ile geğireme..
bu ingilizler bir tuhaf canım..
ay asil olmak hatta asilmiş gibi davranmak bile..ne zormuş..
aa.. bi sürü ıvır zıvır.. boş kural..
***********

sevgilisi çarls rolünü de..
dominic..kupır oynamış..

dumanı tüten aşk sahnelerinin çekimini sormuşlar kiraya..
etkilendin mi demişler..

"sormayın .. demiş.. hem de nasıl..
gülmekten ölüyordum..az kalsın..
aşık olduğum adam..
altındaki ten rengi bir çocuk bezinden başka hiçbirşey giymeden karşımda dikiliyordu..
hayatımda bundan daha az seksi bişey düşünemiyorum.." =)
ben de.. =D..
devam ediyor..kira..
"yönetmen.. sahneye biraz daha kendini veremez misin .. biraz daha destek olamaz mısın..dedikçe..
ben.. hayır.. o çocuk bezi giyiyor... " diye cevap veriyordum..

demiş..
***************
aramayın hiç bi yerde hiç bi gönderme yok..
ne yok ettiğimiz asaletten..
ne sonradan görmeliğimizden..
ne devletin denizliğinden..
ne derinliğinden..
ne de.. ayaklar baş olursa..
neler olur.. hakkında.. gönderme mönderme yok..

hem canım ben resimler için yazdım bu yazıyı..
buduara yakışıyor bu konular...............
***************

resim.. netten...


19 Eylül 2008 Cuma

kedi haftacası 1




buduarda kedi haftacası..
ne var hiç mi duymadınız.. günce deyince anlıyosunuz ama..
bu da haftada bir yazılan köşe olsun..
eğer bi düzene uyabilirsem..
söz vermiyorum kesinlikle..
haftada bir leke hanımın serüvenlerini yazalıl..

leke..bir haftadır bizimle..
bu arada.. güzel yaşıyor..
bizim biyoritme uygun..
sedencik dışarı çıkarma dediği..
evdeki şaşkın yardımcı her an kapı ve pencere açtığı
ve evin de bahçeli ve yeşil bir parka baktığı düşünülürse..
bunun tek çözümü var..
bir yerde kalması..
o yer de çekirdeğin odası..
ufak balkon leke hanımın yatak yemek odası..
çekirdeğin odası da.. oyun alanı ve buduarı..

dikkatle giriyoruz..içeri ..
üstüne basmayalım diye..
birden çıkıyor ortaya ve...
hemen ayaklara özellikle kırmızı ojelere atlıyor..
bazen parkede kayıp.. bileklere sarılarak durabiliyor..

mamasını.. suyunu.. verip biz işe gidiyoruz..
kediler gündüz dinlenir..
gece yaşar..
biz de..

bizim evde sabaha kadar hareket var..
herkes 5_6 saat uyuyor.. ve bu uykuyu mümkün olan en az düzeyde..
birbirlerinin uykusuna çakıştırıyor..
yani lekenin sürekli bir oyun arkadaşı var..

şimdilik tek bildiği oyun ve yalanmak..
iyice beyazladı..güzelleşti..
gözleri inanılmaz güzel bir yeşil..
temiz.. ve titiz..
tuvalet sorunu da yaşamadık bir haftadır..
oysa pofi.. tuvaleti intikam aracı şeklinde kullanırdı..

çekirdek lekenin adını değiştirdi..
avniye yapı..
ama ben lekede israrlıyım..
zaten kedi adını filan öğrenmez..
eğer yeterince çağırıp israr edersen..
o zaman ay çok dayattın ne var diye şööle bir ya sabır niyetine bakar..
dolayısıyla.. adı bile stress oluşturmuyor..

sk kediyi alma kararımızı gerçekleşmeyecek fantezi sandığından..
önce taraftar..
bizim ciddiyetimizi görünce.. karşı..
sonra da ilgisiz kalmıştı..
baktı ki..
tasını mamasını.. oyuncağını diş kaşıyıcısını.. tuvaletini herşeyini
hallediyoruz..
ve gayet onurlu bi suruş içindeyiz..

baktım dayanamadı..
elinde bir ip.. ucunda bir rulo yapılmış kağıt..
o önde.. leke arkada.. dolaşıyorlar evin içinde..
bana alıştı diyor.. sık sık.. sevdi beni..

evdeki herkesin kendisine kayıtsız şartsız tapınma içinde olmasını sever.. sk..
ama bizim evde herkes tapınak karşıtı =P..
pofi ona bu duyguyu yaşatıyordu..
benim kediler özgür ve özgün hayvanlardır..
sen ona sahip olamazsın.. o eğer isterse sana sahip olabilir.. demelerime inat..
beni sevdi.. çok sevdi.. şeklinde anlatıp duruyor sabah akşam..
anlatsın bakalım.. kandırsın kendini =P..

ve gelelim renkli haftalık fotoromana..
bu arada yine.. sedenciğe.. sevgiler burdan..

sedenciiiiiiiik ...
resim .. hani resim diye yazarken..
kesin gülüyordun di mi..??..
cıva tanesi ne kadar resimlenebilirse..
o da o kadar resimlenebiliyor..
bak bakalım iyi bakmış mıyız..=D..

Atalet= sessizce girersem içeri belki resim çekebilirim..
Leke= atalet fotoğraf makinesi ile içeri girdiğinde işime bakıyordum ben..


A= dur kızım .. ne meraklısın hemen kucağa.. aa.. ordan gerdana.. ordan yanağa.. e dur biraz..gıdıklanıyorum ..=)
L= sonra ona bir hoş geldin kucağı verdim..


A= havada tutarsam belki bana bakar da yüzünü çekebilirim..
L= atalet keyifli bugün beni yere göğe koyamadı..


A= çekirdeğin kolyesi ile belki dikkatini çekeblirim.. dur kızım.. bi hareketsiz dur.. çılgın şey..
L= ilk takıma sahip oldum galiba.. ama bi de çekiştirmese.. hem verici hem alıcı mıdır nedir bu atalet.. bırakmıcam.. asılmaaa...
aman ya.. uuraşamam bi kolye için bu kadar da ..

A= yerde dururken daha iyi resim verebilir.. leke pşşt baksana kızım.. bırak sabahlığın kemerini yukarı bak..
L = bununla oynamak daha eğlenceliymiş.. hem ısırınca canım da yanmadı..




A= hop .. hadi.. çık kutunun üzerine.. pşşt bana bak..
L=bu kutu pofi abinin kutusuymuş.. şimdi benim oldu..
özel eşyalarımı ve çamaşırlarımı orda saklıyoruz..
kolyem nerde.. nereye koydun..

A= ayhh fenalık geldi.. bi durmuyo.. sonra gene denerim..
L = nooldu gidiyo musun.. iyiydik.. daha oynayacaktık..

********************

bu arada iki cümle ilişti gözüme..
"köpeklerimiz bizim en kötü halimizi bile sevmeye ve hayran olmaya hazırdırlar; devasa kendini beğenmişliğimizi.. eleştirisiz tapınmaları ile beslerler"
Agnes Repplier
"bir çok filozofu ve birçok kediyi inceledim.. kedilerin bilgeliği sınırsızca daha üstün..." Hyppolite Taine
***********
ilk resim.. cellini zarif hediyelerden ..

18 Eylül 2008 Perşembe

gene zıpladıkkk...=P




bazı müzik aletleri her müziğe yakışıyor..
çello gibi..
gitar gibi..
keman gibi..

klasik etnik rak pop
hepsine yakışıyor

keman deyince..
keman şekil olarak kadın bedenine benzer ya..
eskiden kadınlara keman çalmak yasakmış..
biliyor muydunuz..
zarif değilmiş..
oysa piyano iyi bir duruş edinmenizi sağlarmış..
piyano çalsınmış kadınlar..
hem flört de edebilirlermiş..
notaları filan çevirmeye..ya da şarkıya eşlik etmeye gelirmiş yakışıklılar..=P

bi de harp..
kollarınızı sergilemek ve yine duruşu güzelleştirmek için.
iyi bir seçimmiş..

ben müzik konuşuyoruz sanıyorum..
ama sanki müzik.. zamanın pilatesi gibiymiş..
=P

ondokuzuncu yüzyıl başında..
kadınlar keman çalamıyormuş..
avrupada..
canım memleketimde osmanlı..
hatta lale devri..
biz.. o zamanlar basım evi basıyoruz..
isyan çıkarıyoruz filan..
gvur icatlarından kafirlerden korunmak için..
müzikle pek işimiz yok..
yapsak da müziğimizi..
evimizde haremimizde yapıveriyoruz..

erkek virtüözler .. avrupada..
kemanı çok ateşli çalarlarmış..
mimikleri ve beden hareketleri çok abartılı imiş..
kemana sarılıp çalarken..
ama kadına gelince..
ona "yakışmaz.. uygun düşmez ve hatta saldırqanca olurmuş"
bu kadar vücut oynatmak..
keman çalmak..
ööle buyurmuş zamanın otoritelerinden biri..

ayrıca keman uzun yıllar
günah ölüm ve şeytanla bağdaştırılmış..
bu yüzden bu zayıf ikinci cinsin eline verilemezmiş..
tehlikeli olurmuş..

piyano serbest ddim de..
besteciler izne tabiymiş ama..
betovın çalamazmış kadınlar..

tabi ki insanların yaratıcılığı ile.. kültürel kısıtlamaların çatışması gene güzel sonuçlar doğurmuş..
nur topu gibi..

şimdilerde çılgın kemancılar var..
biri de.. tasmin little..
sitesinde çıplak keman diye bi bölüm var..
ordan dinleyebilirsiniz..indirebilirsiniz..

çıplak keman ..
süper bir isim seçimi bence..
iyi ki şu kısıtlamalar kalkmış da..
yaratıcılığımız ile aramıza bişeycikler giremiyor..=P

kalktı di mi.. kalktı canım..
***********

kadının medyada yeri yokmuş..
canataklı iyi dayandı o kadar kadının arasında..
nazlı hanım... ben kadın olduğum için köşemden engellendim sanıyorum dediğinde..
ay sizin şu iyi niyetiniz..
bu medya baskısıdır.. dedi..
nerde iyi niyet..
gören var mı??
yani gerekçe kadın olmasıysa..
ne fark edecek ki..
baskı baskıdır..
baskıcı insan medya.. kadın dinlemez..
müzik aletine kadar işine karışır..

sonunda..
örgü dantel yapıcam..
hangi markayı kullanırsam zayıf karakterimi günaha sürüklenmiş bulmam diye ararsınız gugl da..
o olur..

=P
**************
naynanay.. durdurabilir misin..
oooOOOOoooo...
naynaynommm vazgeçebilir misinnnn =P

*************


17 Eylül 2008 Çarşamba

çılgın kırkyama



herşey birden olabilir mi insan..
hem sade.. hem süslü..
hem rospik.. hem asil..
hem sıcak hem soğuk..
hem yakın hem mesafeli..
hem çok renkli hem monokrom..
hem depresif hem kahkahalı..
hem ters hem yumoş..
hem minimalist hem barok
hem rakçı hem klasikçi..
hem romantik komedi.. hem gerilim korku..
hem pasaklı hem düzen manyağı..
........

bayılıyorum tarzım var diyenlere..
tarzı olanlara..
bazen en sevdiklerim öyle birbirinden uzak
bazen seçtiklerimle nefret ettiklerim öye birbirine yakın.. ki..
ne tarzı..??..
olsa olsa deli kırk yamalara benzetirdim kendimi..

bi de birileri çıkıp ama senin tarzın var demiyolar mı..
yok..
benim tarzım..
olsa olsa..
maymun iştahıyla..
başıboşluk arasında birşey olur..

en güzelini saime hanım söylemiş..
ağzına bi parmak bal veriyolar..
ille de kovanı da.. istiyorsun demişti..

ne geliyorsa bu yüzden geliyor..
başıma..
alt tarafı bi oda daha güzel görünsün istiyorum.. olduğundan..
az masrafla.. çok yaratıcılıkla..
hadi biraz ilham alayım diyorum..
işte orda dağılıveriyorum..
taa.. üretim tekniğine kadar iniveriyorum farketmeden..
zaman fukarası ben..
iyice zaman bulamamaktan..
o güzelleşecek yer..iyice bozuluyor toplanamamakta..
fikirler arasında boğulunuluyor..
eldeki malzeme ile yapılıverecek şeyden..
bir anda.. bir uzun alınacaklar listesine geçiliyor..
sonunda da gerçekleşemeden bişey oluyor.. kalıyor..

zaten sırf bu yüzden blog yazmaya başlamıştım..
kendimi afişe edip..
mecbur kalmak için..
şunları yapıcam diyip..
yapmak zorunda kalmak için..
=P..

yani aynı anda..
fransız müzik tarihi ile..
rok müzik tarihini..
şebi şik dedikleri dökük kırık eşyanı beyaza boya.. kullan.. kampanyasının ürünlerinin sergilendiği bloglar ..
ile.. ikea kataloğu..
hatta bu yazıya eklemek için resim ararken bunların altına da..
crazy patchwork quilts arama sözcükleri sonucunda gugl hanımın beni gönderdiği bloglardan..
ingilterede bi köyde yaşayan ve tavuk yetiştirip..
kırkyama yapan hatunun bloğunu da sık kullanılanlara kaydedip..
hemen altında da..
shoeblog diye son çıkan ayakkabılar bloğu eklenince..
ne diyebilirim ki..
en son kendi örgü şişini kendin yap bilgisini okuyup..
ordan da.. kadının örgü örmeyi öğrenmeye kalkan 6 yaşındaki oğlunun öyküsünü okumaya başlarken kendime geldim..

biri beni durdursun..

ben bir.. procrastinator'um..
valla o nedir diyosanız.. kendiniz arayın..
gugla elimi verince kolumu kaptırıyorum..
=)

heh..
şu kitap kapağının altında yazanları okuyunca da..
kendime göre yeniden düzenledim..
bakın bakalım..



siz bir kitap olsanız..
ne olurdunuz..
ne yazardı sizi tanıtmak için.. kapakta =P..

************
resmin üzerine tıklayın da.. üzerindekiler okunur hale gelsin =P.............

16 Eylül 2008 Salı

...



bazen gereksiz bir zerafet gösterdiğinizi hissettiğiniz olur mu???



araya sıkışmış gibi olduğunuz.. ama kaynaşamadığınız.. yıllar geçse bile ??



bazen diğerlerinden çok farklı nerdeyse yabancı gibi hisseder misiniz pekii??



düşünmeyeyim ben..
gidip bunlarla kendimi şırmartayım..
kendim kendime iyi geleyim.....

resimler..
1- cunda zeytinyağı dükkanının vitrini.. amcanın 500 den fazla şişesi varmış..
ama satmıyordu..
2-cunda.. taş ev.. duvar detay..
3-cunda.. aynı taş ev.. pencere..
4- netten..bilmiyorum nereden..

15 Eylül 2008 Pazartesi

kediyle köpek arası karmakarışıkkkk

alperimin dediği gibi..
ataletpedi.. durumundan çıktım..
kendi hipotezlerimi yazacağım..

ve bir düzeltme yapacağım..
son yazıya yönelik..
zira sanırım pek sıcak bakılmıyor..
şu evlilik ve aşk kadını zayıflatır bölümüne..
bu konuda olsun olsun bir tek..
dilekönder ile anlaşıyoruz..
bi o bi ben var.. bunun dalgasını geçen..

bugünkü yazıyla ilgili..
bir kaç nedenim var..
ama en önemlisi..
minik bişey.. el kadar.. bişey..

hastanenin bahçesinde sağ kalma savaşı veren yerelması ebadındaki kız kedi..
yavrusu..
önce ben sonra çekirdek tarafından..
acilen şefkat ve temas duygularında kullanılmak üzere..
eve transfer edildi..

bize iyi gelecek dedim..
skya..
ve geldi..

neyimize iyi geldi diye merak edecek olursanız..
karşılıklı hepimiz birbirimize gıcık olmadayız bu aralar..

şimdi çocuks büyüdü ya..
bu arada.. büyürken..
yapmadıkları.. yapamadıkları..
beceremedikleri..
akıl edemedikleri..
güçlerinin yetmediği..
akıllarının yetmediği..
deneyimlerinin yetmediği..
bi sürü şeyi bir çırpıda..
geride bıraktılar..

ama..
o yıllar içinde beni dönüştürdükleri şey..
hepsinin yerine.. fiyat/etki/zamanlama/programlama/uyarı..
işlerini yapan ben..
ööle hop diye .. dönüşemiyorum tabii..

sürekli bir dalga geçme tümcesi havalarda çınlıyor..
paranoyaksın sen kadın..
beni siz delirttiniz diye cevap veriyorum..
sknın karısı annemin kızı iken..
hiç de böyle değildim =)..

yıllar önce gırgırda buyrukçubaşı diye bir yazı okumuştum..
ve dağılmıştım gülmekten..
çünkü çevremde bunlardan çokça vardı..öyküde..
herkesi yöneten çiftlik kahyasının..
kendisine haddini bildiren traktör biçerdöver operatörünü..
komut almayan asi adama kafayı takıp..
kurnazlıkla yönetmeye çalışması bunun için fırsatlar yaratması anlatılıyordu..
tam adam ibriği almış.. helaya yönlenirken..
ohh git de gör hacetini.. rahatla ..
gibi cümlelerle..
yönetmeye uğraşıyordu..
finalde kendi kızı ile samanlıkta bastığı operatöre..
tut şu memeleri..
öp şu yanakları şeklinde..
komutlar vermekten kendini alamamıştı..
..

benim yöneteceğim kimse yoktu o zamanlar..
çok gülmüştüm..

sonra kendim zorunluktan ..
buyrukçubaşına dönüştüm..
farkında ve rasyonel kişiliğim sayesinde en çok kendim dalga geçmekte idim..
kendimle..
ve sık sık.. buyrukçubaşı ettiniz beni..
bi kere de kendiniz akıl edin yapılcağı da.. rahat edeyim diye.. tepkilenmekte idim/sahi var mı böyle bir sözcük=)/
ama..
ödev programını aldın mı??..
malzemesini hazırladın mı??
ödevini yaptın mı..??
yanına aldın mı..??..
örneklemesi gibi..
bir olayın her aşamasını kontrol etmenin yaşam biçimi haline gelmesini engelleyemedim..
dağınık veletler..

sakınn!!!!..
bıraksaydın da öğrenseydiler demeyin..
denedim..
defalarca..
ve her seferinde burnumu karganın kahvaltısından zor çıkardım..
ve..
hayır bundan zevk almadım..
ne alıcam.. hayatta binlerce zevk varken.. alınacak..
ama öğretim sistemi içinde veliye de epeyce fırça payı düştüğünden..
kendimi bu görevlerden azad da edemedim..

bu yıl..
neyi sorsam cevap evet..
hatta soruyu soramadan daha..
ilk hecemde..
yaptımmmmmmmm diye bir çığlık..
devam edersem..
arkasından bir offff anneeeeeee!!

ama içimde kalıyor....
hazırlanmış sorum var..
sorucam..
içimde kaldı..
deyip..
aynen elde liste dolanan kontrolörler gibi..
her evetin yanına.. tik atıp dolanıyorum..
ve bir de özür..
kusura bakma.. sormazsam..
bitmemiş bi işim varmış gibi huzursuz oluyorum..
zaman verin alışıcam..diyorum..
pehhhh!!!

he bütün bunlara..
bir de stress topum dediğim çekirdeğin..
ellemeyin beni dokunmayın öpmeyin.. sarılmayın okşamayın şeklinde dolaşması eklenince..
ellerim böyle  boş mu kalacaktı????

işte bahçede duyduğum miyuvvv ile beraber..
55 gr ağırlığında..
her renkten lekesi olan..
ya adı leke olur ya da kurabiye tabağı derim tehtidi ile..
isim annesi hakkını kaptığım ..
şey..
benim terapi şeyim..
=D..

bu sayede..
bi de felsefe yaptım..
bilenler bilir..
köpeğim vardı benim 3 yıl önce kaybettiğimiz..
pofican..

insanlar kedi insanı ve köpek insanı diye de ayrılırlar hani..
ikisinin davranışı farklıdır..
köpek ne kadar.. sizin için .. size göre.. yaşarsa..
kedi o kadar başına buyruktur..
denir..

felsefem.. teorim.. ne ise işte.. tezim.. şudur..
köpek sever ve seçerler..
hükmetmeyi.. yönetmeyi seven kişiler..
zira.. köpek gözünü size dikip.. bekliyor..
eğer siz ona ilgi gösterirseniz.. koşarak yanınıza geliyor..
komut verdiğinizde yerine getiriyor..
eğitim filan veriliyor köpeklere..
dolayısıyla.. köpek sahibi olan bir kişinin .. yönetmeyi sevmesi gerek..
komut cümlelerini sevmesi..
ve dediği yapılınca haz duyması gerek..
sk gibi =P.. her erkeğe lazım..
bi de dominant insanlara..
ben çocukken çok severdim..
iki kurt köpeğinin sırtına ellerimi koyup.. onlarla beraber yürürdüm mesela..
şaşkın bakışlar arasında..
onların bütün istediği bi lokma yemekti..
ben ise.. o yemeği verene kadar..
onlarla hava atardım.. iki koca şeyi.. nasıl da yönetiyorum .. tarzında..
çocukken pek kendime güvendiğim söylenemez..=P..

kedi sever seçerler ise..
baştan kedinin bireyselliğini kabul etmek zorunda..
kedinin canı kendini sevdirmek istiyorsa..
elinizde önünüzde ne varsa..
üzerine çıkıp yerleşip.. hadi beni sev diyebilir beden dili ile..
ha yok hiç havamda değilim.. demek istiyorsa..
bakışıyla onu da.. pek güzel anlatır..
anlamazdan gelirseniz..
k.çını döner size..
daha israr ederseniz..
bi pençelik ısrar hakkınız vardır..

işte..
kimseyi yönetme saplantınız yoksa..
sadece karşılıklı erişkince ve saygılı hatta düzeyli bi ilişki istiyorsanız..
buyrun kedi reyonuna..
bu da erişkin ben oluyorum..
orta çağda..
tüm sıradışı özgür ruhlu kendine yeterli kadınlar cadı olarak yaftalanırdı..
ve cadıların kedileri vardır.. hiç köpeği olanı duydunuz mu=P..

leke..daha çok bebe..
karnımın üzerinde.. dertop olmaktan..
ve bastırılarak sevilmekten çok mutlu..
hemen göbeğini açıyor..
mırrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr
kaynayan çaydanlık gibi..

ilk işim..
"adı ve cinsiyeti dışında bişey bilmiyorum..
acil yardım imdattttttttttttt eçızgı postası döşendim sedenime.."
//bu arada sedene özel not =P
.. kargayla konuşuyoduk kediyi.. aklıma sen geldiğinde..
amann kasma dedim.. sedenciğe sorarım..
hahay.. doktora bile yaptırır sana dedi..ve selam söyledi.. //
ve.. evet.. mükemmel bir leke kullanım kılavuzu geldi posta kutuma..
kısa süre sonra..
manitu razı gelsin..
leke ve ben teşekkür ederiz..

konvers kutusundan.. ve eski hurçtan.. silikon tabancası ile imal edilmiş..
bir yuvası da var artık..
daha barok bişeye geçiş yapmadan önce..
salak şey..
tam ortasına oturup..kafayı yana eğip ..
bunlar iyi bişi mi yapıyolar.. servis de fena değil..
sevebilirim belki ben .. ama emin de olamam tabii.. çıkış ne taraftandı??.. gerekirse..
şeklinde bir bizi bir kapıyı süzüyor..=)..
pofiyi andım..
göz göze gelir gelmez..
senin için ne yapabilirim diye.. yalakalanmaya başlardı..garibim..

nerden nereye zıpladın gene atalet..

yok yok..
şimdi sonuca geldim..
1- leke büyüyene kadar.. ki bu çok kısa bi sürede oluveriyo..
sevme.. okşama.. dokunma.. anaçlık .. uyarı.. telaş ve benzeri duyguları bi hamlede tüketmeye kararlıyım..
sonra herkes kendi işine bakacak..
hatta eğer eskikaşarsevergillerden çıkarsa..
karşılıklı şaraplayıp bloglanabiliriz..
hatta kazan kaynatabiliriz..

2- çocuks büyümüş..
ama ne olmuş bedeli..
özgürlük delisi bi atalet.. kontrol memuruna dönmüş..
bunu ancak kontrol edilecek bişi kalmayınca farketmiş.. demek ki dönüşüm yavaş olunca..
ataletler farketmeyebiliyorlar..
ama farkettikleri anda.. kendilerini tedavi ediyorlar..

3-bu bloğu okurken..
bu kadın habire aşka evliliğe atıp tutup duruyor..
yazık herhalde pek mutsuz bi evliliği sürdürmek zorunda garip..
diye kuşku duyanlara..
sanırım ben evliliğe.. hele erkeklere hiç değil..
o arada oluşan ortak paydalara.. gıcık oluyorum..
çocuksa ve onlara bakar besler büyütürken geçirilen dönüşüm ve değişime..
ve üstelik de.. bi teşekkür bile yok karşılığında..
bu yeni dönüşülen şeyle dalga geçiş var..
bu konuyu biraz inceleyip genişleyip ..
sonsuz bilgi ve deneyimimi paylaşırım sizle de..

4- dolfinime özel not.. arada bana anaç dersin ya..
anaç doğurma niteliği kazanmış dişi anlamına geliyormuş..
bi de kurnaz..
bu durumda ben ikinci anlamında..
aldım kabul ettim..
zaten kurnaz olmadan..
çocuks filan büyütemiyorsun bu devirde...=D.............

13 Eylül 2008 Cumartesi

frankenştayn feminist bir gönderme mi????



frankenştaynın yazarı bi kadın biliyosunuz di mi..
ama..
sıradan bi kadın değil ve sıradan bi zamanda yaşamamış..

şu fransızların parfümü bulup kullanmasından korkan.. kadınlara süslenirseniz cadı sayarım sizi diyen.. ingilizlerin memleketinde..
ve tam da o yıllarda yaşamış olan .. ilginç bir xxin kızı..

anne meri volstonkraft ..
mütevazi bi ailede doğmuş..
babası hem parasını olmadık yatırımlarda kaybeden hem de..
karısını döven.. içki içen bir adammış..
19unda iken meri evden ayrılmış.. yatalak bi hanıma oper olmaya gitmiş..
ama iki yıl sonra hastalanan annesine bakmak için eve dönmesi gerekmiş..
eski kız arkadaşı fani ile yeniden karşılaşıp..
sıkı fıkı oluvermişler..

bu ikisi.. hem birlikte yaşama hem de..ekonomik olarak özgür olma hayalleri kurmuşlar..
ki o devirde hiç mümkün değilmiş böyle bir şey..
ama bir kızlar okulu kurmuşlar..
sonra faninin kocasından dayak yiyen kız kardeşini de aralarına alıp..
böylece onun hayatını kurtarmış..
ama toplum dışı olmasını da sağlamış olmuşlar..

işte merinin erkeklerden ümit kesmesi..bu dönemde olmuş olsa gerek..
etrafına bakmış..
ve erkeklerin tümüyle aptal olduklarına.. ara sıra seks için işe yarayacaklarına karar vermiş..
ona göre sorunun önemli kısmı..
kadınların bu erkekleri olduğu gibi kabullenip.. tepelerine çıkarması imiş..
böylece.. öğrencilerine.. kendilerine saygı duymalarını öğretmeye başlamış..
ve zamanın radikal yayıncılarından biri de..
"kızların eğitimi ile ilgili fikirler" isimli kitabını basıvermiş.. merinin..

ne kötü ki.. merinin kankası fani işte bu arada evlenmiş..
ve tüberkülozu kötüleşmiş.. ve sıcak iklimlere gitmesi gerekmiş..
meri de arkadaşına bakmak üzere onunla gidince..
batıvermiş okul..
ve fani de ölmüş..

bu ölümden sonra meri..
bir roman yazmış..
adı kendi adı gibi meri olan ama arkadaşı faniden esinlenen..
romanda.. kendilerini duygusal kahramanlar olarak gören genç kadınları eleştirmiş..

sonra başlamış kendini eğitmeye..
değişik diller öğrenmiş..
entellektüel (tek l ile miydi bu=P)
çevrelere katılmış..
ve toplumun dehşet içinde izlediği radikal bir isim yapmış kendine..
fransız ihtilali..
dönemin sıcak gelişmesi..
"kadın haklarını haklı çıkarmak" isimli eseri de bu döneme özgü..
ilk feminist eserlerden sayılıyor bu..

bu arada fransaya düşmüş yolu..
devrimin en kötü zamanları
bir amerikalıyla tanışmış orda ..
özgürlük yanlısı bu adama sırılsıklam aşık olmuş..
beraber yaşamaya başlamışve ondan bir de çocuğu olmuş..
fani koymuş kızının adını..arkadaş sevgisi adına..
bu arada annelik dürtüleri kabarıp.. kızını korumak için evlenmedikleri halde..
adamın adını kullanmaya başlayınca..
aşkı..adamı.. ortadan yok olmuş..
geri gelip onunla evleneceğini söyleyerek..gidivermiş..
ama ne geri gelmiş..
ne de meri kızını toplayıp onun yanına gidince..
onunla ilgilenmiş..
kovmuş hatta..
anneyi ve kızı..

bu dönemde..
meri..önce intihar girişiminde bulunup kurtarılınca..
kurgu aşk mektupları yazmaya başlamış..
çektiği acıyı anlatan..
sonra da bunları bastırmış..

sonra bir kez daha girişmiş.. canını almaya..
ve gene başarısız olmuş..
bunun üzerine aşktan ve ölmekten ümidi kesmiş ve eski radikal hayatına geri dönmüş..
tanıdığı diğer radikal yazar- filozoflardan biri meriye aşık olmuş..
önce dostu..sonra aşkı..
meri hamile olunca da kocası oluvermiş..
ama..
doğumdan sonra..ölüvermiş.. meri..
yeni doğan bebeye..
meri demişler..

bir fani ve meri.. yerlerini yeni iki meri ve faniye bırakmışlar yani..

işte frankenştaynı yazan meri..
bu feminist merinin kızı olan meri..

iyi bir baba olmuş kızlara yazar filozof..
evdeki entellektüel ortam /tek l ile miydi bu ??/
merinin önce iyi bir okur..
sonra da yazar olmasını sağlamış..
çocukken başlamış yazmaya..

babası.. politik adalet isimli..
ve toplumun..
ve kitlelerin etik davranışlarını eleştiren bir kitabın yazarı..
annesi..
kadın haklarının haklı çıkarmak diye bir kitap yazan birinin..
topluma bakışı nasıl olur sizce..??

neyse.. bizim meri ..
evli bir adamla tanışır..
aşık olur ve birlikte yaşamaya başlarlar.. ingiltere dışında..
..
merinin bir kızı olur ama yaşamaz..
sonra kızkardeşi fani.. intihar eder..
peşinden de.. sevgilisinin karısı..
o yaz.. evlenirler..
bir de oğulları olur..

ve aralarında bayrın'ın da olduğu bir isviçre gezisinde..
korku öyküleri yazalım mı? ..
derler..her biri kendi öyküsünü yazar anlatır..
ve ortaya meriden frankenştayn çıkar..
bayrın'ın ödü patlamış dinlerken hatta bağırıp odadan kaçmış diyorlar.. =)

derken üçüncü bi çocukları olur.. bir kız..
ama akabinde her iki çocuk da..ölürler..
böylece hayatı bir kayıplar listesine dönüşür merinin..
annesi.. kızkardeşi.. rakibi.. çocukları..

cesur kadınmış..
bir çocuk ve bir kitap daha gelir bu dönemde..
ama derken kocası boğulur.. denizde..

bir roman daha çıkarır..
son adam diye..
ve ellili yaşlarında..
oğlunun erişkin olduğunu görmüş..
onun dışında herkesi kaybetmiş olan meri de..
ölür..

şimdi..
fazla ayrıntıya girdim biliyorum..
vikipedide değil... atalettesiniz..
hala =P

ama ..
kadın haklarından frankenstayna gelelim..

acaba diyorum..
annesinin kaba ve aptal bulduğu ortalama erkek..
böyle binbir parçadan oluşmuş korkunç ve kaba bir erkeğin..
aşıkken sevecen davranan erkek ..
ise eğitimli ve çekici doktorun..
karakterlerinde mi yansımış..

aslında doktor ve canavarının..
yani.. iki uç kişiliğin..
birbirini tamamladığı..iddia ediliyor da o bakımdan..
hatta..
her bir kişiliğin.. diğerinin ilgisini çekmek için yarıştığı..
canavarın o yüzden öldürdüğü..
doktorun o yüzden müşfik olduğu filan..
ve hatta sırf bu nedenle romanın sonunda.. ikisinin de yok olduğu iddia ediliyor ya....
ondan.. diyorum..
ve bu kavganın ortasında..olan ..
zavallı iyi saf sevgi dolu ve güzel.. elizabete olur hani..

aslında bu roman..
eleştirmenlerin ve inceleyenlerin düşündüğünün dışında..
birşeyler anlatıyor olabilir mi..

mitolojiye gönderme olduğu../promete../
ilk natüralist roman olduğu../değişik yerler.. iyi anlatım.. doğa ortamları../
yazarın sanayi devrimini iyi anlayıp..
bilimsel gelişmenin .. yakında tavan yapacağını tahmin ettiği../organ nakli/
ve sosyal içeriklerle dolu olduğu / hizmetlinin şefkat ile bağra basılması ve frankenştaynın bile bir köylü aileye iyi davranması gibi /
diyen eleştirmenlerden daha uçuk olmayan bi fikrim var..

ortalama /dönem/ erkeklerin..
gizli canavarlığını/ ezici ve kadına kıyasla kendini üstün gören erkek davranışı/ ..
ve aşk ve evliliğin kadınları..
ne kadar zayıf ve aptal ve incinebilir kıldığına mı metaformuş..
da ben bilmiyor muşum..
dedim..

sizce????

12 Eylül 2008 Cuma

açığa çıkarılan gerçek örtüldü..

başlığımı seveyim..
ama da içerik vadediyor di mi..
yok yok..
başlığı kooocaman..
içi boş.. =P bi yazı..



eski haber ama kaçmaz..bu buduarda yer almalı..
yabancı basında haberin başlığı..
"gerçeğin memeleri.. uygunsuz bulundu.." olmuş..
ben nasıl kaçırmışım..
neyse ki yakaladım..

ne mi olmuş.. e ne olsun..??..
örtmüşler..

konu..
1700lerden bi ressama tiepolo'ya.. siparişle yaptırılan..
bir tablo..
bir yaşlı adam.. kollarında da bir yarı çıplak..
özellikle de sol memesi pek diri çizilmiş..genç bir kadın var..
adı.. bakmayın siz bizim basına.. mabette açılan gerçek filan değil..
"zamanın açığa çıkardığı gerçek"../truth unveiled by time/
.. işte adı bu..

bir yaşlı adam bi ayna ..aynadan yansıyan ışık..bi meme..
işte gerçeğin açığa çıkışının sembolizmasının italyan usulü anlatımı..
yadırgayan var mı..
yok di mi..

işbu tablo..
hem de berluskoninin kendisi tarafından seçilerek basın odasına asılmış..
hani adaleti filan temsil etsin diye asıldı da denebilir de..
tabii berluskoninin sarkıntılık tutkunu bir adam olduğu göz önüne alınırsa..
basın açıklamaları sırasında.. tam kafasının üzerine gelen bu diri meme..
bir aziz halesi gibi duruyormuş..
bu tabloyu seçmesinde.. kendi özel zevk etkisinin..
/bakınız muhtelif maço davranışları/
tablonun simgesel anlamından daha ön planda geldiğini söyleyecek kadar..
densiz değilim..
ama en azında .. cuk oturmuş.. tam yakışmış.. diyebilirim..

sonuçta bazı kafalar..
ekranlarda.. fotolarda salınan bu memenin..
italyan halkının milli duygularını incitmesinden tedirgin olmuşlar..
e narin tabi italyanlar..=P
sonuçta..
etraftaki binlerce.. çıplak ve birbirinden güzel..
meme heykeli ve tablosunu asla görmemişler ya..
bu kültürün içine doğup orda büyümemişler ya..
şoka filan girebilirler ..
o yüzdennnnnnnnnn
örtmüşler tablodaki memeyi ve ayva göbeği..

önce ortalık birbirine girmiş..
sanat uzmanları açık açık bu delilik diye bağırışmışlar..
sonra..
anlaşılmış ki bu bir fotoğraf.. resmin aslı müzeye aktarılmış filaaaaaaann..

ama konu bu değil di mi..
konu memenin nerde açılacağının anlam ve önemi..
e sonuç olarak ..
bi süre önce de..
italyan parlamentosunda kadın milletvekilinin dekoltesi diye kıyameti koparanlar..
vardı..
aklı karışıyodu milletin..
meme çatalı yüzünden..



yıllar önce çekirdekle ettiğimiz bi sohbet geldi aklıma..
feşın teve izliyordu 4 yaşlarında filan..
transparan giysili mankenler geçiyordu podyumdan..
bunları giymek için çok güzel vüducun olmalı dedi.. bana..
ben de..
evet.. ama bazen güzel de olsan giyemezsin dedim..
neden dedi..
e mesela eğer ciddi bi iş yapıyosan..
böyle giysiler seçmezsin..
eyvahhh dedi..
benim ya manken ya dansöz olmam gerek.. heryerlerimi göstermek istiyorum =)..

belki de yanlış söylemişim kızıma..
belki de giysinin papaz yapmaması gibi..
bedenini sergilemek de..
insanı statü dışı yapmıyor..
çıplak kadın..
vekil olabilir..
cumhurreisi karısı olabilir..( bkınız bruni kadın..)
bu durumda kızımın yolu açık yani..
yiğidin malı meydanda olur deyip..
yaşamını kurabilir..
gardrobunu da özgürce seçebilir..
iş..
kafasının içi ile dışı aynı düzeyde süslü olsun..

şaka bir yana..
18 yüzyıl resmin.. italyada..
modern çağ ressamının türkiyedeki nüsü ile aynı kaderi paylaşmasının bi anlamı var mı..
ya da diyonizosa don giydiren zeka ile..

bilmiyorum ben..
bu konu genel kavramlarımı aşıyor benim bile..
işle işle bitmez..
saçaklı kaos örneği gibi..

dekolte.. nerde ve nereye kadar..
artık bilmiyorum.. desem..
çifte standart diye bağırabilir birileri..
hem dekolteyi hem uygunsuz giyimi.. günlük yaşamımda kullanırken..
eleştiremem ya milletvekilinin giysisini..

ama bişi diyim mi..
hiç bi patronum.. yakınım ya da..hastam veya yakını benim hekimliğe yaklaşımımı ..
sorgulamadı bugüne kadar..
file çorabımla kırmızı botlarımla ya da mor saçlarımla dolandım göğsümü gere..
ve bu şaşkının da kafası çalışmıyodur sanırız belki kesin gibi bi durum olmadı..

dedim ya.. saçaklı kaos konu..
ne dersiniz..
dekolte nerde nasıl kim için..
iyi hoş..
kötü sakıncalı..
???..

düşününce..
dekolte bizi rahatsız etmiyor ise..
ya da bu xylerin aklı bu kadar karışmaya uygunsa..
çokonat reklamı gibi hiç akıllarından çıkmıyosa..
taaa heranın kışkırttığı zeusun savaş açmasından..
taa truvalı helenden beri bu iş.. bir dirhem çıplak et.. saç.. koku..
hep xy aklını kolayca karıştırıyosa..
ki etkileyici olmaya bi itirazım olmaz..=P..
ama anlamadığım..
ne demeye hala her haltı yönetmeye çalışıyolar..

çekilsinler kenara.. devretsinler yönetimi..xxlere..
biz yönetiriz..
hem de hiç bir gerçeği örtmeden yönetiriz..
soyunuruz.. dökünürüz..
onlar da oturur seyreyler..
nedir bu hem yönetirim hem bakar görürsem etkilenirim..
örtelim de rahat yöneteyim sevdası bilmiyorum ki..

*******************

iki köşe yazısından birinin içinde geçen "ikoncan" terimi??
merak ettim..
ilk kim türetti.. bu sona can ekini.. neden türetti..
ben kaçırmışım..
hadi aydınlatın beni..

11 Eylül 2008 Perşembe

burası değil.. şimdiki zaman da değil.. =P




Sosyal seviyesi, mesleği ,evli , dul ya da bakire olup olmadıklarına bakılmadan, herhangi bir kadın , bu Karardan sonra, parfüm, kozmetik malzemeler, takma saç, yüksek topuklu ayakkabılar, takma kalçalar, takma göğüs, korse kullanarak, Majestelerinin tebalarından herhangi birini kandırır ve evlenmeye ikna ederse, cadılık ve benzeri suçlardan yargılanarak cezalandırılacak ve yapılan evlilik geçersiz kabul edilecektir.
1770/ Ingiliz Parlamentosu kararı

10 Eylül 2008 Çarşamba

şeytan kovma



şeytan gitti..
sanırım..
sallıyorum başımı..
yok bi sorunu..
sol kaşımın altında..
o belirgin nokta..
rahatlamış sanki..

ama yağmurdan sonra açan fırtına çiçeği gibi de değilim..
sanki vakumlanmış bir ortamda gibiyim..
ağrı sonrası depresyon..bu..
geçer biliyorum..

bi de deli gibi kabuslar görüyorum.
kuyruklar..
sınavlar..
sonuçların geciktiği sınav sonuçları..
servisi.. sınavı filan kaçırmalar..
okul ortamları..
deli miyim neyim???*
şööle b sürmeli gözlü zombi bile..
daha ii olurdu.. kabus olarak..

gülüyo çocuks anlatınca..
oynuyolar artık benle..
bilmem neyin de dün son günüymüş deyip..
ben aaa...
nasıl yaparsın derken basıyolar kahkahayı..
ya onlar beni eğitecek ..
ya ben onları..
bekliyoruz ..
ama o arada ben sürekli kabus durumlarındayım..

sabah..
bloglara bakındım acık..
parlak gelmedi pisinin ışığı..
alperimin.. 40 yaşındayım dediğini duydum ya
gam yemem..
bildim bileli.. kırk olucam kırk olucam diyordu..
sonunda..
dedi..işte..
bak..
bişi olmadı
çarpılmadın filan alper..
hala karizman da yerinde..

gezdim biçoğunuzu..
ama yorum yazmadım..
daha kafam çalışmıyor o kadar..

salak salak gazetelere bakındım..
cern .. bigbang..
o bile ilgimi çekmedi..
sahi saat 9la on arası başlayacaktı deney di mi..
yani bugün evrenin son günü olabilir ..
bi şaşkınlık yaparlarsa biliminsanları..

iyi de..
ben 14 gündür yoktum ya
...
neyse..

eğer patlarsak hep beraber..
sizi seviyorum ben..
bloginsanları..
bilin de..
bunu..

teşekkürler..
tüm ilgi ve alakaya..
acık tamir edeyim kendimi..
bugün.. patlamazsak..
sonra gene huzurlarda..olucam..
neglijemle =D.........

6 Eylül 2008 Cumartesi

bşağrısı güncesi =P



ağrı insanı hekime götüren şeydir..
hekime baş vuran insanların %70den az fazlası ağrı nedeniyle gider..
bir çeşit alarm gibi..
hele kas ağrıları bi de hareketi kısıtlar ki ..
daha fazla zarar vermesin kendine insankızı..oğlu..

ama bazı ağrılar..
manasız..
örnek migren..

hekime gitsen ne olacak..

şimdi..
hekimin görevi..
ağrıya yol açan şeyi bulmak ve..
uygun bir tedavi yöntemi bulup tedavi etmek..
alında amaç ağrıyı tedavi etmek değil asla..
ağrıyı tedavi etmek..
yangın alarmını söndürüp.. yangına müdahele etmemek gibi bişi..

ama migren..
amacı salt ağrı olan bişi..
ne nedeni ne amacı belli..
kabus gibi hayatında insankızının..oğlunun..
benim de öyle..

sekiz yaşında idim..
babam oyuncak ayımın artık çok eskidiğini ve samanları dökülen ayının
artık asaletiNe yakışmadığını farkettiğinde..
o benim ilk yım ve nacim di.. ilk aşkım..
heryerde beraberdik..
yatakta.. bahçede..

gene bigün bahçede oynarken..
kapıcı dursun efendi.. yanıma geldi.. hırp diye ellerimden çekip aldı ayımı.. ve gözlerimin önünde çöpe attı..
kocaman konteynıra..
koşarak babama gittim..
naciyi kurtarması için..
biliyorum ben attırdım.. dedi..
organizesuççetesi..
eve girdim süklüm püklüm..
uzandım.. uyumuşum..
bi uyandım.. sol gözümde bir ağrı yaşarma..bir mide bulantısı..
ölüyorum..
o zamanlar.. hopidik doktora gitmek ileç almak yok..
acık beklenir..
nolucak diye..
saime hanım.. eve dönmüş o arada..
başıma bir çatkı.. biraz buz masajı..
öyküyü soğukkanlı dinleyiş..
ne yaptınız cemal bey..
ben yenisini alıp.. atalet uyurken değiştirecektim..
diye sitem ediş..
biraz başıma alnıma dokunuş..
ııh gece.. ağrı felaket halde..
en sonunda..
bastırmanın iyi geldiğini keşfettim.. sol gözümün hemen üzerine..
e bastır bastır nereye kadar..
yastığımı kıvırdım..
sol gözümü yastığın kenarına dayadım..
maymun gibi uyudum kaldım..
sabah iyiydim..

ama yıllarca sürdü bu iş elbet..
her heyecan üzüntü sıkıntı..parlak ışık.. gürültü..
yol su elektrik migrenle geldi.. de..
gel evdekilere anlat..
gerçi doktora götürdüler.. ama o yaşta çocuğun başı mı ağrırmış.. dedi doktorlar..
göz doktoru dinlendirme gözlüğü verdi..
bi de isim taktı.. nine. nineler gibi ağrıyomuş başım..=P..

gramer çalışmayı hiç sevmezdim mesela..
kuşe kağıda basılı bi kitaptı..çalışma lambasının vurduğu yerden alev alev yansıtırdı ışığı..
her gramer çalışmasından sonra sabah başım ağrırdı..
ve ben yıllarca yastığımı kıvırıp gözüme basarak.. uyumaya çalıştığım geceler yaşadım..

ama fakülte ikideyken..
bi de aşkım var iki üst.. sınıftan.. güzel gözlü bonus kafalı bir çocuk..
artin..
nöroloji stajı yapıyor o zamanlar..
benim gene bir migren atağı oldu..
dokuz gün evet rakam ile 9.. romen rakamı ile IX gün..
giderek başka şeyler de eklenmeye başladı..
gözde yarım görme.. ve son gün sol kolda güçsüzlük..
anlatınca..
beyin içi basıncı.. yer işgal eden süreç.. doğrusu beynimde tümör mü var ki acaba diye meraklandı çocuk..
tuttuğu gibi.. zembilcinedim hocaya..

hoca beni dinledi.. muayene etti..
migren dedi..
on miligram diazem bi tane novaljin yutucan..
uyuyacaksın yok çaren..

başladığından bi oniki yıl sonra.. adı kondu benim başağrısının..
ve kıvrılan yastığa.. novaljinvediazem ikilisi eklendi..

gündüz laboratuarda mikroskop çalışması varsa..
akşam mutlaka tutardı..
eve gelip..
ilacı yutup.. karanlık odada.. serin çarşafların arasına sığınmanın..
nasıl bir duygu olduğunu bilemez insan.. yaşamadıkça..

öğrencilik bitince..işler sarpa sardı elbet..
devlet migren dinlemez..
zorunlu hizmet zamanında..
sabahları uyanıp.. migren krizini tepemde bulduğumda..
poliklinikte yüzküsur hastanın olduğunu..
o gürültülü ve hareketli yere gitmek zorunda olmanın verdiği..
ve bugünü nasıl bitireceğim.. korkusu.. paniği..
ve damardannovaljin dönemi..
evet.. süper geliyordu..
önce sağlıkocağınındoktorodasında bir damardan novaljin sonra yüzküsur hasta..

sonra novaljinin damardan yapılısa ani solunum durmalarına yol açtığı keşfedildi..
bu sefer.. solunum durması mı.. yoksa.. baş ağrısımı ikilemi içinde kaldım..
bazen birini bazen diğerini seçerek.. devam ettik.. yaşamaya..

çekirdek bebe iken..
yeni tür migren ilaçları çıktı..
yarım saatte etkili olan..
ve yeni bir dönem başladı hayatımda..
her yuttuğumda kalp krizi riskini de göze alıyorum gerçi..
ama.. gene de.. eyvah.. napıcam bu gün nasıl bitecek..paniğim kalmadı artık..

da..
işte bu son oniki gündeki gibi..
günde sadece belirli doz alınabilen ilacın..
tam dozunu almış iken yeniden kriz gelince..
yani aslında ilaç.. sadece belli süre etki edip..
ağrı yine yeniden geri gelince..
ki buna.. sürekli migren krizi anlamında.. status migrenicus deniliyor..
kaçınılmaz bir depresyon..
başlıyor..
paranoya da beraberinde..
ağrı geliyo mu ..
bitti mi... geldi mi..

o gece uyandığımda.. yine başımın ağrıdığını farkettim..
ve yatağın içinde oturup..
çocuk gibi ağlamaya başladım..
o kadar uzun zamandır ağlamamıştım ki..
bir çeşme gibi..
uzun uzun.. sessiz sessiz ağladım..
sk farketti sonunda..
korktu.. soğuk ve katı karısının halinden..

kötü bi geceydi..
ağrı bi yandan bitmek bilmeyen ağlama bi yandan..
ayıma.... anneme..
kendime..
yeniden başlayan okul dönemi stresine..
çekirdeğin huysuzluğuna..
işteki uzun saatlere..baş ağrımı arttıran her şeye..
gezemediğim göremediğim her yere.. şeye..
ertelediğim her şeye..
yiyemediğim içemediğim herşeye..
migren korkusuyla kaçındığım herşeye..
okuyamadığım her güne.. gidemeyip kaçırdığım her konsere.. sinemaya..
uyuyup katılamadığım.. aile ortamlarına..

her ay en az 4 günümü..
ömrüm boyunca yıllarımı.. aşklarımı ..
hayatımın büyük bir kısmını hep bir zorba gibi yöneten..
ağrının yaşatmadıklarını bir bir.. gözyaşlarıma akıttım.. ağladım..

sabah gün doğduğunda.. dalmışım..

evet oğlak burcuyum ya..
ertesi gün gene işimin başında idim elbet..
ve sonra akşam yine baş ağrısı ile..

şimdi..sol kaşımın içinde minicik bir şeytan var..
bekliyor..
gelecek gene biliyorum..
bu öyle birşey ki..
savaşamıyorum..
ona rağmen yaşayamıyorum..
koku duyum yavan yapmış durumda..
her koku ağrıyı tetikliyor.. midem ağzımda yaşıyorum..
sese karşı korkunç duyarlıyım.. fısıltı sanki.. çığlık gibi geliyor..
ışık aydınlık.. doğrudan gözümün bebeğinde.. ağrının ortaına.. vuruyor..
yani bişeyler sürme oğuşturma içme şansım yok..
alternatif tıp şansı yok..

tadım kalmıyor..
o yüzden..
siz gene beni..
ipek sabahlıkla..
jozefin koltukta hayalleyin siyah beyaz film aktristleri gibi de..
ben sefil fare durumundayım..
aslında..

bugünkü ilaç dozunu henüz kullanmamış olduğumdan sakinim sadece..
ilaç da..
narkotik değil korkmayın..
diazem de değil..
düpedüz migren ilacı..
yani kötü alışkanlıklar edinmeyeceğim..
niçe gibi.. bir çok ünlü migrenli gibi..

migren perfeksiyonistlerin hastalığıymış..
duymuş muydunuz..
=P..

özleyin beni..
geçsin bakalım bu ataklar..
gelinir..elbet..
akarız ordan da hayata..
arada kaybetttiklerimize rağmen..
***********
resim...http://stumptowngirl.files.wordpress.com/2007/02/headache.jpg

buduarda işler yolunda değil..



buduar sahibi..
migrenle cebelleşmekte..
migren güncesi yazmalı aslında..
ne işi var buduar güncesi ile..

ruh hali bozuk..
şştttt gürültü etmeyin uzanıyor...

5 Eylül 2008 Cuma

debut




bazen üzmektense.. üzülmek iyidir..
bazen sürdürmektense bitirmek..
her bitiş yeni bir başlangıç saklar içinde..
iyi biten herşey iyidir..

4 Eylül 2008 Perşembe

yaşam evimize mi esin verir.. biz yaşamı mı şekillendiririz..hı?? ne dedi??


yaşam evimize esin verdiğinde..
evimiz bize esin verir demiş biri..biyerlerde okudum..

ben olsam..
yaşam bize ne oyun planladıysa .. biz o rolü oynarken..
evimizin de dekoru sahne dekorumuz olur.. derdim..

dekorun gelir ile..
eşyanın sayısı.. şıklığı ya da pahası ile ilgili değildir..

o lafı söyleyenin demek istediği..
evinizde mevsimlere göre dekor değiştirin..=P
saime hanım.. yapardı bunu..
mevsimlere göre evini düzenlerdi..

o zamanlar bir çok insan böyle yapardı.. hala da yapanlar var..
amacı çevresel şartlara uyum olsa da..
saime hanım ..
dekoratif sanatla uğraşan biri olarak pek incelik katardı buna..
az ve değişmez eşyasına..

yazlık keten perdeler.. takılırken..
kışlık ağır dokuma perdeler kaldırılırdı.. yıkanıp..
mantıklı neden..
kışın ısınma..
yazın mümkün olduğunca ışığı içeri alma olsa da..
onun perdeleri hep..
ya bir örtü ile.. ya yastıkları ile uyum içinde idi..

yastıkların kılıflarını da değiştirirdi..
bu durumda..
yazın keten yastıklar..
kışın yünlü ya da kadife..

koltukları kılıflamazdı gerçi..
ama üzerlerine keten örtüler atardı..
yazın sıcakta yakıyor bunlar derdi..

halılar kalkardı sonra..
ufak ve ince.. bir iki tane.. kalırdı..
sadece..
amaç gene.. kışın ısınmak ve yazın..
hem sıcaktan kurtulmak hem halıları güvelerden korumak .. olsa da..
saime hanımın halılarının renkleri de..
yazlık ve kışlık doğaya uygundu..
yazın daha açık renkler yeşiller kremler..
kışın bordolar.. şarap renkleri..
insanın içini ısıtan renkler..

sehpalara yazın incecik iğne oyası beyaz örtüler koyardı..
kışın kalın keten takımlar..

bibloları bile..
yazın doğaya uygun malzemeler .. ve şeffaf camlar kristaller..
kışın gümüş.. kalın ve gene sıcak renkli camlar.. seramikler..

su koyardı bir kasenin içine..
en çiçeksiz mevsimde..
ve içine iki sap olsun tomurcuk atardı..
hercai menekşe başları yüzerdi sonbaharda..
kışın sarmaşık yaprakları.. kırmızı top meyveli sarmaşıklardan..

örtüleri kıvırırdı..ya bir vazonun ya bir kasenin ya da..
bir biblonun etrafında..

gelen konuklar.. hemen bir düzeltiverirdi örtüyü yanlışlıkla kıvrılmış sanarak..
kibarca çaktırmadan gider düzeltirdi.. bi süre sonra..

iç mimarların aç kalacağı düşünülürdü..
dekorasyon dergisi filan yoktu o zamanlar..

evde savaşlar olurdu bazen soğuk savaşlar..
saime hanım bir vazoyu alır sehpanın üzerine koyardı..
cemal bey..
alır.. vitrinin üzerine taşırdı..
saime hanım gene taşırdı yerine..
cemal bey de hemen gene vitrine..
takip ederdik ses çıkarmadan..
komedi gibiydi..
onların hali..

ama meğer ne derin bir anlamı varmış.....
düşünüldüğünden... göründüğünden ne kadar da farklı imiş..

şimdilerde dekorasyon dergileri var..
renkleri değiştirin..
dekoru değiştirin..
aksesuarları değiştirin..
diye önerileri var..
o suda yüzdürdüğü tomurcuklar..
dergilerde boy boy resimlerle dekoratör önerisi..

amaç ise..
evi yuva yapmak..
evi koza yapmak..
yaşadığın yere kendi izini damganı basmak..
saime hanımda da amaç buydu..
dergi önerilerinde amaç bu..
bize bir yuva vermek..
bu anlaşılır bişey elbet..
her ev bi koza ..yuva..
güvenlik duygusu..
özgüven vermenin en kolay yolu..
yetişirken güvenlik vermek..

ama saime hanımın evinde..
eşyaların da yerleri habire değişirdi..
şakalaşırdık..
gözü kapalı gelip.. otursak ..koltuğun olduğunu bildiğimiz yere..
küt popo ütü yere oturucaz kesin derdik..
o kadar sık değişirdi..
konuklar iki kez üstüste gelip aynı şeyi aynı yerde bulamazdı..

üstelik yediotuz ondokuzotuz çalışırdı saime hanım..
yani evde oynaşacak vakti yoktu..
sorarsan saime hanıma..
neden diye bu kadar eşya değiştirme..
"huzursuz insanlar çok değiştirirmiş eşyasının yerini derdi"..
ben de ışıklı grimavi gözlere..
bu sözü söylerken gülümseyen yüze bakardım..
ve şaşardım..
neresi huzursuz bu kadının diye..

sonra erişkinlik geldi..
ben de değiştirir---dim çok eşyaların yerini..
çocuklar okuldan gelince..
teftiş yapardı.. bugün ne eklenmiş çıkmış diye..
bu değiştirme işinin tavan yaptığı zaman..
kocaman bir büfeyi..
gece saat onbirotuzda..
sk ve çocuks uyurken..
kıdemli yengecimle beraber..
boşaltıp da...
salonun öbür ucuna taşıdığımız gündür..

benim..
biri ilkokul birde.. yani altı yaşında..
diğeri iki yaşında iki velet ..
yarım zamanlı yardımcı..
şehrin öbür ucunda iş yeri..
ve tam gün çalışma zamanlarımda..

sknın bu yoğun ve sorumlu kadından ..
artık bir umudu kalmayıp..
istanbulu birlikte yaşamak umudundan vazgeçip..
kendi başına bir sosyal yaşam kurmaya başladığı..
benim klasik xy olmama uğruna..
çenemi kapalı.. yüzümü gülümser..
evimi işimi çocuksumu süper düper tutma saplantısında olduğum yıllardan biri..
belki de sonlarına doğru..

büfe gece ikide buldu yerini..
içi silindi yeniden yerleşti..
ama ne benim eve tıkılmalarım..
ne sknın uçuşmaları değişti..
büfe yer değiştirince..
başka şeyler değişmeye başladı ama kafamın içinde..

bak aklıma geldi de..
o büfe var ya..
çok çekti benden..
evlenirken yemek takımı ile beraber geldi..
üstte iki cam kapak..
altta iki çekmece ve bir de iki ahşap kapaklı dbölümü olan geniş alt..
bildiğin büfe işte..
ama..
beni yansıtırdı tepesi..
yuvarlak bir üstü vardı..
dümdüz şeyleri sevmem ben..
kıvrımları severim..
o da bulduğum en "ben" büfe idi.. zaten o yüzden aldım takımı..
geri kalanlardan kısa zamanda kurtuldum.. büfe kaldı..

önce saime hanım öldüğünde..
cemal bey komada iken.. annemin bana verdiği abi ile..
köprüler gereksiz atılmış iken..
terapi niyetine..
içimi susturup..
kendimi uyutamadığım zamanlarda..
salonun ortasına çekildi..
boya sökücü ile sıvandı..
rengi.. akajudan cevize dönsün diye hazırlandı..
ceviz rengi cilalar sürüldü..
olmadı..
sonunda patine boyalarla saldırıldı..
günlerce..
ne renk olsa daha iyi olur diye..
düşünüldü..

gece yarısı arkadaşım benim..
o büfe..
oniki dört arası oyalanmalarım o büfe ile..
iki kat cila..
üç kat boya..
iki kat vernik..
aralarda saatlerce zımparalama.. silme kurutma..
ile görüntü değiştirdi..
her eve taşındı benle beraber..

bir kadın kaç kat işlem ile örter uyumsuzluğunu..
leydi delani.. ki ayrıca blog konusu edilecek bi kadındır..
bir çarkıfelek çiçeğine.. 230 kağıttan kesilmiş petal yapıştırmış..
onun durumu benden daha vahim olsa gerek..

işte en sonunda da..
demin anlattığım gibi..
yerini değiştirdim.. bir gece yarısında terapi niyetine..
rahat ettim..

yeni eve taşınırken ilk o büfenin yerini hayalledim.. tasarladım..
ama eve geldiğimde bir baktım..
sk benim büfe koyacağım.. koyabileceğim tek yere..
kocaman bir radyatör taktırmış..
elde büfe.. kalakaldım..

sonra mı..
üstünü söktüm büfenin..
koydum kapının önüne..
üstü diyorum..
kıvrımlı yeri..
en sevdiğim yeri..
onu seçme nedenim..i..
attım..

pek sevindi..
eski eşya toplayan adam..

şimdi düşünüyorum da..
iki başlı iki karar verenli ev olmayacağı gibi..
iki katlı büfe de olmasındı madem..
bilinçaltım bunu böyle anlayıp..böyle değerlendirmiş olmalı..
giden de bunu tek farkeden ben olmalıydım o zaman..
öyle karar vermiş..
bilinçaltım..

büfenin ..
altı.. ben olmayan tarafı da.. bir süre ortada dolandı..
şimdilerde..
benim eski hobi depomda..
sürünmekte..
onun da atılması yakın eli kulağında..=P..
ama sk bir şekilde büfenin öyküsünü anladı galiba..
her atacağım dediğimde..
bir gerekçe ile .. engel oluyor..
battı mı sana diyor.. =P..
benim esas sevdiğim bölümü çoktan gitmiş..
kalan parçada emeğim olsa da..
duygusal bağım çoktan kopmuş.. hatta hiç olmamış..
ben kıymetli olanı..
uyum adına gözden çıkarmışım..
işte sanırım bunu tam anlamıyor..

dolap öyküsü araya girdi..
anlatmak istediğim şu idi.. aslında..
aradan geçen zaman içinde..
sanırım..
ben eşyaları düzelterek..
evi yaşanabilir.. hoş ve sıcak görünen ..
davetkar..
halde tutmanın..
yaşamımı düzenleyemeyeceğimi anladım..
el çektim.. evden ..
kendi duygu ve yaşamımı.. tedaviye aldım..
süper de oldu..
ev düşündüğüm gibi reyting kaybetmedi..
benim de reytingim tavan yaptı.. =)

biri derse..
sen eskiden..
hemen ben " eskiden çok eskidendi.. hayallerimiz vardı nırınım"
diyorum o kişiye..
bak şimdi gerçeklerimiz var..
daha iyi durumdayız..

ee sonra?? diyosunuz di mi..??
ben evi bırakıp kendimi düzen koyunca mı??
dolaptan sonra mı..??
bişi olmadı..
öyle yer filan oynamadı yerinden..
kimse aniden değişime uğramadı..
önce sitemler geldi..
benim yaptığım özenli soslu süslü yemekler istendi..
benim kurduğum.. süslü sofralar istendi..
evde pişmiş kekler börekler istendi..
ama kararlıydım..
en güzeli.. kolay olan hazır olan dedim..
ne kötü ve katısın atalet..!!!...
evet..
sanırım..
ama her hareketin yakıta gereksinimi var di mi..
birileri o sofraların o yemeklerin o zamanların emeklerin tadını çıkarmalı..
farketmeli..
dışardaki hayatı farkettiği gibi..
yakıt bu işte..
yapılanın tadını çıkarmak..
öyle teşekkürden filan bahsetmiyorum..
frketmek ve tadını beyler gibi çıkarmak..
hazırlayanın tadını kaçırmadan..
daha sonra..
çocuks mesela..
dekorasyonla ilgilenir oldu..
bu koltuğu buraya koysak..
bu biblo burda olmamış..
hıhı dedim dalgınca..
siz koyun nasıl istiyorsanız..
sonra sk başladı ..
eşyalarla oynamaya..
dağıtılanı farkedip toplatmaya..
ama en hoşu..
sknın eve benden erken gelmelere başlamasıdır..ki..
pek yadırgadım bu dönemi..

sonra sk hastalandı zaten..
sonra ev kendi haline terkedildi bi süre..
kaprisli değilimdir ben..
ne de.. kindar..
ne de gereksiz beklentili değilimdir..
sırayı önemi bilirim..

şimdilerde..
arada giriyorum .. o "ben" yemekleri yapmaya..
"ben" sofralar kuruyorum arada..

bi köşeyi "ben yapıyorum örneğin..
ama sadece bi köşeyi..
dizi dizi oraya yerleşiyolar..
sonra dağıtıveriyorlar..
gülümsüyorum..

ama bu aralar tepeden tırnağa..
gene evi elleyesim var..
korkuyorum..
kozam yuvam.. prangam olduğundan beri..
ben olan şeyleri kapıya kolayca koyuverdiğimden beri..
korkar oldum evden..
fazla hareket ettirmekten..

oysa ev..
hareketsiz cansız bişey.. ruhu olsa da..
bizim yüklediğimiz anlamdan başka anlamı yok..
ama nedense korkutuyor işte beni..


***********
resim
http://www.bhg.com/decorating/home-accessories/accessories/decorating-with-natural-elements/
den

3 Eylül 2008 Çarşamba

ortası yok midur..

histeri.. nöroz.. konversiyon..
psikiatri ve tedavileri..

zormuş eskilerde..
soğuk su duşları..
döner sandalyede bayılana kadar döndürme..
ve daha nice işkenceler sadece aklını başına getirmek için uygulanırmış hastalara..
ayırıcı tanı da.. yok..
vücudu tanımıyorlar ki daha tam olarak.. mauyene ilkel..
çok değil 150 yıl önce..insanlar tedavi edilecek derken ölüverirmiş..

sonra elektrik çıkmış..
ağrıya acıya..
deliye..
ver elektriği..

bir sonrasında kimyasallar..
insülin verip şeker komasına sokarlarmış hastayı.. sonra şekerli su verip.. çıkarırlarmış..
ölüm riski.. yüzde kırklarda..
ne zaman mı ahanda 1960ra kadar..
yakın zaman..

elektroşok hala kullanılır..
azalarak azalarak..
ilaçlar arttıkça gerek de kalamayacak..

bizim doktor alfabemizde en çabuk öğrendiğimiz dersler.. psikiatr acilleri olur..
ilk nöbet tuttuğun gece öğrenirsin..
1-en çok bağıran hasta en iyi durumdakidir..
2-her acilin yüzde yirmi otuzu nörozdur..

nörozların çoğu.. kadındır..
şimdi anlatıcam biçok kızan olucak o yüzden..
nöroz faradi deyin gugle kızkardeşe
(jidom kadındır demiş gugl için.. ben pek tuttum bu işi biline )..
iyisi mi.. biraz ön bilgi toplayın.. hatta coşkun hocanın süper yazısını mutlaka okuyun derim..

nöroz çoğunlukla..
ciddi bir hastalığın belirtilerini ödünç alır da gelir..

evde başa çıkamadığı ortam..
hayatında başa çıkamadığı ortam onu boğunca..
atar kendini yere.. kapar gözünü..
komada hasta olarak getirilir..
yürüyemiyor.. konuşamıyor.. bir tarafı tutmuyor felç geçirdi.. diye..
getirilir..
tüm aile üyeleri etrafında pervane..
beş dakikalık ünlü durumunda..

genellikle yapılan muayeneden önce.. daha..
öyküsü anlatılırken tanı konuluverir..
muayene ile de kesinleşir bu durum..

doktorlar arası geyiğin önde gidenidir.. nörozlu hasta grubu..
konversif olanlar ama ..
aslında acilde bi ayıltılıp sonra uzun vadede psikiatri uzmanları ile zaman geçirmeleri gerekir..
hatta belki.. aile teraileri filan gerekir..
ama sevdiğim canım memleketimde bu..
belli aralıklar ile..
acile başı zaten hayati tehlikesi olan hastalarla yeterince kalabalık olan acil doktorunun karşısında bulur bu hastalar kendini..
kimse de.. deli doktoruna gitmeyi yediremez kendine..
bayılır gelir..
ayıltılır gider şeklinde bir yaşam döngüsü olur..

tedavisi.. biraz kızdıracak sizi..
genelde ağrılı uyaran ile düzelirler.. ( hani filmlerde iki tokat atarlar ya..=P)
ama böyle bu iş.. napiim..
çıtır öğrenci iken.. ilk nöbette.. kıdemli asistan..
yakınları dinledi..
çuval gibi yatan..
hastayı muayene etti..
sonra..
burnuna alkol döktü hastanın.. biz bakakaldık..
olamk istediğimiz doktor denilen şey bu muydu..
yazıktı kadına derken..
kadın kalktı oturuverdi..
psikiatri polikliniğine başvurması önerisi ile gönderdik..

ama biri var ki unutamam..
alkolü burnuna verdiler..
ayılmadı hasta..
ağrılı uyaran deriz.. çimdik işte basbayağı..
yok ayılmadı..
yarım saat uğraştıktan sonra..
asistan birden aaa.. dedi.. peki ayak parmağına nooldu bunun kopmuş..
biz palamutlar ayak parmağına bakarken..
hasta da hoplayıp oturdu..
nerde nerde diye..

psikiatri kliniğine sevk ile..
gönderdik..

bu hastaların gündüzcüleri de vardır elbet..
gündüzcüler..
konuşamıyo yürüyemiyor diye.. nöroloji polikliniklerine gelirler..
nörologların o zamanlar bu konudaki en iyi tedavisi..
faradik akım..
faradik akım şiddetli ve çok kısa süreli akımdır..
diken gibi batar.. öldürmez çarpıp adamı ama.. acıtır fena halde..
dozu belli aletlerimiz vardır bu iş için..
bazen fırça ile.. bazen kıvılcımlarını bazen de.. ulo ile verirdik eskiden..

fizik tedavide.. geçmeyen ağrı tedavisibde felç tedavisinde kullanılır..
dı..
revulsif tedavi idi adı..
başka biyerini çok acıtınca.. esas ağrıyı taşıyan liflerin devre dışı kalacağı düşünülerek..
bir de.. sinir ve kas hastalıklarında..
tetkik için kullanılırı..

ama en çok nöroz için..
bir asistan arkadaş faradide o gün..
kadın konuşamıyo demişler.. yanağa faradi.. aman çok acıdı demiş.. iyileşmiş..
yürüyemiyo.. tabana faradi.. hasta terliğini giymeden..
yallah koridora..
tedavi başarılı..
hasta yakınları memnun..

ya ne acımasız .. demeye başlamadan önce düşünün..
bu acil bir tedavi yöntemi...idi..
sonrasında mutlaka gitmediği psikiatra gönderilirdi hasta..
yani biz napalımdı..
psikiatrlar naapsın nörologlar naapsın dı.. o zamanlar..

şimdi uyutuyoruz hastaları bu durumda..
şefkat gözteriyoruz..
ayılınca gene psikiatra gönderiyoruz.. gene gitmiyolar..

coşkun hocam demiş ki..
bize özgü bu hastalık batıda yok..
evet..
katılıyorum..
kendi aklı karakteri kişiliği ile etrafındakilere gösteremeyince kendini..
ulaşabildiğin tek şey bu..
migrenden bi farkı yok..
bastırılmış duyguların dışa vurumu..
depresyonun bi şekli bu da..

neyse gelelim nerden bu kadar ansiklopedik bilgi..

biz doktor geyiği deriz işte..
hani sallandıracaksın taksimde nin karşılığı..
basacaksın faradiyi..

bu ara..
ben faradi faradi diye geziyorum..
neden..

kadın 27 yaşında..
17 yerinden bıçaklamış sevgilisi..
neymiş..
sevgili evli imiş..
kadın da bunu öğrenince.. ben senden ayrılıyorum demiş..
adam da basmış bıçağı..
bir tanesi de şah damara yakın olmak üzere..
kadın ağır yaralı hastaneye gelmiş..
zor bela canını kurtarmışlar..
ama kadın..
sonradan..
birden benim sol tarafım tutmuyo demiş.....
ve solda bi felç var..
emarlar .. tetkikler..
bisürü..
ama sonuçta bişey yok..
gözlem.. dalgalanmalı giden bi felç..
hiç bi felce benzemeyen bi durum..
kolunu kaldır diyosun.. kalkmıyo o kol..
ama..
hadi sen kalk bakalım diyosun..
o tutmayan kola abanıp..
kalkıyo =P..

bacak da öyle..

e hasta tabi nörolog değil..
yürümesi de gerçek felç gibi değil..

tanı.. konversiyon..
yapılan da.. psikiatrik tedavi.. ve bu arada egzersiz tedavisi..
yutuyo hapları da..
bizim kliniğin en bi yakışıklı terapistini vermişler buna ..
terapist değil etiler rakçısı..
bi de şefkatli..
hasta memnun..
terapist memnun..
ama terapistin kız arkadaşı olan diğer terapist hiiiiç memnun değil..

kız ay dengemi kaybettim diyo..
kollarına yıkılıyor bizim yakışıklının..
diğer terapistin gözlerinde yıldırımlar..
bu arada.. normal felçde hasta arkaya değil öne düşer..yalan yani..)
biri bıçak dese.. kız bayılıyor..
ay bak nası korktu .. diyor yakışıklı
diğer kızda gene bi elektriklenme..

sorumluyla kıkırdıyoruz..
travestiler gibi diyor..
hani ille de küçük parmak havadadır y..
sanki kadın olmak küçük parmağın havada olması demektir sadece..
öyle komik yapıyor felç taklidini..
bi bakışta ayırdediliyor..

bense..
faradi faradi diye geziyorum ortada..

dün bu sefer.. psikoterapist gördü kızı..
travma sonrası stress için..
ben dedi hiç yardım edemem..
????
bana bıçaklanma sahnesini anlatıp ağladıktan sonra..
içindekileri yazmasını istedim geçen hasta..
yazmış..
eli bıçaklıya aşk mektubu şeklinde..

kızıyorum ben..
zayıf insanlara..
kızmak da değil ... basbayağı öfkeleniyorum..
buna aşk diyor..
elin adamından yiyor bıçağı.. şah damarına..
sonra aşk mektubu yazıyor..
e beter ol ki sen derdim..
hastam olmasa..
ama hastam o..

hani ne şefkatli atalet doktorunuz sizin di mi..
yok ööle bedavaya şefkat..

ahh diyorum ahhh...
faradi..
gözünü sevdiğimin faradisi..
kafasına faradi.. ayağına faradi.. vereceksin de vereceksin..

ama yok artık..
kalktı o tedaviler..
o zaman..
terapisti değiştirdim..
yakışıklıyı aldım..
diğer terapisti verdim..
çabuk iyileşir umarım..

evet..
kötüyüm ben..
ne var..
kimsenin nörozunu beslememeye and içtim ya..
beslemeyeceğim..

*************
durum..
yanlış bişey aslında doktor olmayanlara bu tip yazı yazmak..
siz kadınla ilgilenin..
gerisini unutun..
faradi şu anda daha çok estetik tıpta kullanılmakta..
ve bir de..
sinir kesisi olan hastalarda..
kasın erimesini engellemek amacıyla..
tedavide..
minimim acı ile..
ve de çok gerekli olarak..
demem o ki..
hani oldu doktora gittiniz..
ay bana faradi verir mi filan demeyin..
vermaz..
tıp tarhinde kaldı..bu işler..
verirse de..
dediğim gibi.. anca gerektiğinde verecektir..

yüz bakımı yaptırırken iiydi ama di mi??..
o zaman sormuyosunuz nedir bu suratıma verdiğin elektrikler diye..
hadi bakalım bi kurt düşsün içinize de görün şimdi...
***********
derseniz ki.. neden hoşlanmadığın bi hastanın tedavisini sürdürüyosun atalet..
onun da nedeni var elbet..

benim hastadan hoşlanma zorunluluğum yok..
onu iyi değerlendirme..
iyi davranma.. iyi diyalog kurma ve en önemlisi iyi tedavi etme zorunluluğum var..
onları da yapıyorum zaten..
nasıl ki bazen empati bardağım taşıp..
size üzücü yanlarını yazıyorum..
bu kez de..
kızgınlık yanı işte..

bu kadın.. yaşadıkları ile değil..
kadın olarak.. ders almayışı ile beni kızdırıyor..
zayıflığı ile..
ille de bir erkek arcılığı ile hayatta var olma dürtüsü ile..beni kızdırıyor..
hasta olarak onunla hiç bir sorunum yok..
Follow my blog with Bloglovin