16 Ocak 2009 Cuma

...

okuma blumisi var bende..
karar verdim.. kesmiyor bir yazı.. bir öykü..
o yüzden biriktirip biriktirip.. hepsini birden okuyorum.
sonra bir yazıda kusar gibi anlatıyorum.. içimden geçenleri..

ilk "gamze harekatı"nda dikkatimi çekti..
darada hafif buldum.. yaşadıklarıyla ilgili bu gamzeli yorumunu..
sonra çok çocuklu ergenli bi dizide..

beden dilindeki sıcaklık ve samimiyet..

beden ne kadar rol yapma kabiliyetin olsa da..
belli eder.. kimliğini.. sakınmasız sakıncasız....
dokunmaya yönelik bir bedeni olan birinin..
çok saklama imkanı yoktur bunu.. hangi rolde olsa da..

işte o zaman meraklandım da okudum..
aaa.. sevdim..

şimdi biriktirip okuyorum....
bu sabah gibi..

okumak ve müziğin bir farklı birlikteliği var bende..
bazen sözcükleriyle öyle bir anlatır ki bazı insan bir müziği..
dinlemeden seversiniz..

sidilerimin arasındaki nadir tsm örnekleri böyle bir okumanın..sonucunda ordalar..
kelt müzikleri de..
bazı eski ispanyolca ezgiler de..
şimdi aymim var..

sabah ezanı yeni okundu.. ilk kahvemdeyim..
evdekileri gönderme seansının başı..

biriktirdiklerimi tüketmedeyim..
birkaç gündür..
karikatürler bile var .. listemde..
peşpeşe ramizeler.. ademlervehavvalar..
son tanıdık karikatüre gelene kadar..

bu dündü..

bugün gamze söylemi ile bugün acaba ilişkisinin aslında çok temelsiz olduğunun bilinçaltı farkındalığından doğan froydiyen bir lapsus mü?? olduğunu sorguladığım sıcacık kadını okuyorum..

iki pencere açık..
iki üç yazısında bir.. bir şarkı beliriyor.. satırların arasında..
diğer pencerede.. aymim açık..
sorgulattırıp tıklıyorum.. ses de katılıyor bize..

ben gibi.. şarkıda söze kulak verenden.. anlıyorum..

okuduklarından bahsediyor..kitaplardan..bazılarını not alıyorum..
nerede nasıl düşünmeye başladığını anlatıyor..
bazen tuvalet masasının önünde..
bazen de teve karşısında filizleniyor içinden taşan..
bazen de.. kahve yaparken.. yürüyüş yaparken..

en fazla üç cümle ile anlatıyor..
ama ben her seferinde yanında gibi hissediyorum..
bulunduğu yerde..
bir parfüm şişesi düzeltiyorum..
bir yaprak hışırtısı duyuyorum..
açık bıraktığı kahve kavanozunu kapatıyorum sessizce..

duygularından bahsediyor.. diğeri olmaktan..
herşeye rağmen neşeden..
belalı olsa da " sıcacık"lık duygusu veren ev hayatından..
eceden bahsediyor.. eski sevgiliye gidiyorum.. aklımdan.. o geceye.. uygunsuzluğumuza.. bakıyorum karşıdan..
ortaçağda veba diyor.. ordan bugüne geçiyor..

ben gibi zıplıyor..
ayrıntılara takılıp.. ordan bi düşünceye varıyor..

"Belki koca bir laf salatası oluyor, belki içinden inciler çıkan küçük sürprizli istiridyelere dönüşüyor her bir sözüm, yazım." diyor..

söylemiş olmak isteyeceklerimi söylüyor..

"Zeki insanlar birbirlerinden besleniyor demek ki.. Bir de birbirini yiyerek beslenenler var tabii..." diyor...

"1940’lı yıllar dünyanın çok büyük, başka ülkelerin çok uzak, insanların tek eşli olduğu neredeyse bir kez aşk yaşayıp, o aşkın hatırasıyla yaşlanıp doğdukları yerde ölenlerin yıllarıydı. Bu yüzden bir çölü, bir sabahı, bir öğleden sonrayı, bir sureti, bir sevişmeyi, bir gülüşü, bir ağacı uzun uzun tasvir etmek, uzak ülkelerin hayatlarını ve ikili ilişkilerin başka aşklara akan çıkmazlarını açlıkla okumak giderek bize uzak düşen eski bir alışkanlık artık.".. diyor.. mırıl mırıl.. ,

keyfimi yeterince aktarabildim mi??

öyleyse.. son sözü ondan alıntılayayım..

"okumak özgürleştirir..."

kadın okumayı seviyorum..
içine kadınlığın sıcaklığını kattığında...

*************

bilemediniz mi?? kim..

8 yorum :

caglar dedi ki...

cık, bilemedim. bilmesem de iyi zaten. biriyle başedemiyorum, ikincisi kriz geçirtir.

Ada dedi ki...

Ben de severim :)
İlk sıcak saatler dizisinde keşfettim.Ve işe gitmediğim birgün
tesadüfen programını izledim,
sonra yazmaya başladı...
Üzerine çok gidildi, bazıları
yazdıklarını beğenmediler ama
seveni de çoktu. "İçtenlik,
doğallık ve kendine benzer/yakın bulmak" Yazılarında bunu hissedebildiğim insanları ayrı
seviyorum ben. Onun gibi, sen gibi :)

Bir de öbür gamzeliyi hiç sevmezdim :) Son zamanlarda gazetede yazdıklarını fena bulmuyorum :)

sakla... dedi ki...

91-92 falandı onu keşfettiğim sanırım.
o zamanlar var olan HBB diye televizyonda hayat güzeldir diye bir program yapıyordu. beni o programla, konuklarıyla olan iletişimiyle, samimiyetiyle yakalamıştı.
sonra da hep izledim onu 8)
günaydın ataletim.
öpücük 8)

serpil dedi ki...

Ben de HBB'deki programından tanıdığımdan beri çok severim onu, Bir Demet Tiyatro'da oynamıştı hatta şimdi hatırladım.Ortak bir arkadaşımız var, onu sevdiğimi bildiğinden yaşgünümde beni arayıp telefonu ona vermişti,sesini duyduğumda çok şaşırdım tanımadığı bir insanı arayıp kutlamasına.Hiç unutmam bunu.
Atalet, sizi de çok severek okuyorum ben :)

sakla... dedi ki...

10 küsur sene öncesinden bahsettiğimden olsa gerek seneleri biraz abartmışım ataletim. hemen düzelteyim dedim. 91-92 değil, 2000 yılları falandı galiba bahsettiğim. üf yaşım ortaya çıkacak yav 8)

kayipsimurg dedi ki...

Zaman zaman yazılarınızdaki tarzı benzetsem de onu daha sempati arayışında, seni ise daha dobra ve hayata yakın bulduğumu belirtmeliyim.
Yurdum insanının alışık olmadığı kadar kendine sahip çıktığı, duruşunu pek bozmadığı için, sadık bir okuyucusuyum.

beyaz gelincik dedi ki...

okurum ben de,
soyadı gibi
aydın bir insan,
yaralarını sarıp,
yeniden başlaması,
küllerinden doğması
en önemlisi de önyargısız
olmasıdır ve severim onu...
sen gibi...

alpernatif dedi ki...

üçü bir arada nescafe gibi
güzel,zeki,iyi

iyi yani :)

Follow my blog with Bloglovin