27 Ocak 2016 Çarşamba

Beauvoir.. yazma rutini kuşaktaki kibrit ve tutku...

Beauvoir yazma rutini demiş..
Benim yok..
Aslinda genel olarak sabah kahvem sigaram ve yalnızlığım dışında rutinim yok..

Ama yazma işi bırakıldıkça unutuluyor..
Eskiden buralar hep yazıydı misal..
Sonra toplumca depresyona girdik..
Ya da ben girdim..
Utandık günümüzü paylaşmaktan..
Günleri solarken nicelerinin..

Unutmak için yazmak gerek demiş biri..
Belki de buraya bırakılan beynimizden eyleme dönüşerek gidiveriyordur..

Ama  burda durduğuna göre bizimdir de aslında..

O zaman dedim yazayım..
Okumam yavaş biraz..
Böyle yüreğimi ezmeyen hiçbir kitap.. okunamıyor tarafımdan..

Filmler garip bi şekilde almıyor gönlümü..

Tuhaf bişey..
Didik didik tutkulu bişeyler olursa..
İlgimi çekiyor..
Tutkulu.. çekişmeli.. aşklı..
ergen gibi..
Ki ergenken sevmezdim..
Sevgilimden yeni ayrılmışım gibi ağulu şarkılar çekiyor..
Tutku aşeriyorum.. o aptal biskuviyi kastetmiyorum.. şakasını bile yapmayın üzerim..

Düşündüm..
Neden..

Buldum.. tutkumu öldürüyorlar..
İçimi eziyorlar..
Yüz hatlarım aşağı doğru sarkacak.. bu gidiş..
Etrafta.. ne bulsak da eğlensek diye gezerken..
Ne bulsam da yaşayabilsek yaşatabilsek durumuna getirildik...
Şimdilik iyi idare ediyoruz ama..
Sağol(ma)sınlar hergün direnip öfkelenecek bi konu veriyorlar..
Öfke de benziyor tutkuya.. bir kanal bulup akıtıyoruz işte duyguyu..

Her gün birimizi daha zıvanadan çıkarıp sayımızı bir arttırıyorlar..
En azından bir 'zaten var olan'la daha tanışıyoruz..
Subliminal kullandıklarında hemen yakalıyoruz da..
Biz de subliminalleri mesajlari okuyoruz seviniyoruz...

Akla karayı ayırma konusunda geliştik sanki..
Daha mı netiz.. ehven i şer hiç bu kadar vasıfsız olmamıştı..
Ehven i şer.. hiç bu kadar potansiyel mutlak kötü algısı vermemişti..
Yanlışımızla doğrumuzun arkasında durmayı beceriyoruz..
Durmazsak yandık .. biliyoruz..

Azız.. naapalım..
Az iyidir..

Tamam kendimi inandirmaya çalışıyorum...
Ve inandıramıyorum..
Ama en azından hala deniyorum..

Aslında mesleğimi en çok böyle zamanlarda seviyorum..
Acıya derman olmaya çalışiyorum..
Ya bu devirde bu duyguyla.. makyaj sanatçısı filan olsaydım..
Çeyiz eşyası filan satıyor olsaydım.. yanmıştım..
Gerçi.. meme kanseri ameliyatı sonrası oluşan yaraları muhteşem dövmelerle kapatan bi sanatçı var..
Yani aslında her iş istenirse toplumda tüketim nesnesi olmaktan.. kamu yararına çevrilebilir..
Herşey elimizde yahu..

Sen zaten korkutucusun diyo çekirdek..
Sevincin eğlencen böyle kaptırman filan ürkütücü derecede..
Bilmiyo tabii.. yıllardır bu topraklarda yaşadı annesi..
Boğazına tıkılanı çıkarıp.. mmmmah ne lezzetlymiş dedi .. yuttu...

Bu sefer yazma pratiğim kalmış mı diye bakmak için yazdım..
Kalmış.. ayol fikrim bile varmış.. korkun benden....
Artık pratiği geliştirsek ya.. tüm blogcu dostlar utanır gibiler.. yazmıyorlar..

Oysa terör..
İnsanı yapmayı sevdiği şeyden uzak bırakan şeydir..
Birey örgüt ya da kamu.. karşı cins ya da bazen devlet eliyle gelebilir..
Bizler teröre ayak diremek zorundayız..
Böyle bildik hep..
O yüzden var hala .. bazı insanlar..

Bu ara sık sık aklıma okuduğum bir romandaki mubacir babaanne geliyor..
Bir kadının kuşağında kibriti..
Çuvalında unu varsa.. her derde deva olabilir diyordu..
Bizim sözcüklerimiz..
Birbirinize sevgimiz..
Büyük insanlığımız var..
Dururuz ayakta..

E siz ne pişiriyorsunuz bu aralar..
Dökün kuşağınızdakileri...
########################

Yukardaki fotoğrafı internetten çaldım..
Hic bilmiyorum kimin neyin..
Bunun adını vazgeçmeyenler koymuş paylaşan..
Ben.. tutunanlar demek istedim açıkçası...

3 yorum :

selgingb dedi ki...

İşte terör bu... zannediyoruz ki terör bizden uzakta ama değil, sakatlanıyoruz ve bir şekilde yavaş yavaş ölüyoruz. Gezi'den sonra bu durumdan en çok rahatsız olanlardan biriydim, biz okuyacağız, yazacağız, anlatacağız ki bu hlin üstesinden gelelim, derdim. Aslında fikrim hâlâ aynı ama zikrim ne yazık fikrimden uzakta. O yazmayan, toplumsal depresyondan nasibini alanlardanım. Aslında bir tercih yaptım galiba. Toplumdaki depresyonu her an her dakika yoğun şekilde yaşamak yerine kabuğuma çekilip bir tür kişisel korunma çabası olabilir. ben dışarıya bir şey verirsem karşılık olarak dışarıdan bir şey almak zorunda kalacağım ve bunun da mutlaka kötü olacağına dair bir hiisyat bunun sebebi olabilir. Yazabilmek içinse sadece şunu diyeyim, bence o baki, sebebe bakar. Sevgiler.

özlem öztürk dedi ki...

Ocak ayında biraz yazdım; sadece bu sebepten. Kabuğuma çekildim. Başa çıkamadığım için. Çünkü ölesiye mutsuzum. Yüzüm gülmüyor, içtiğim çaydan bile keyif almıyorum. Bu hale gelmek fena. Ben içtiğim çaydan keyif almazken, nice ananın yüreği yanıyor hiç sönmemecesine. Çay ne ki?
Kaçıp gitmek istiyorum burlardan. Bir yolunu bulsam hiç düşünmeyeceğim.
Uyuyamıyorum. Çaresizlik, tüm umudu yiyip bitiriyor çünkü.

O sebepten yazayım dedim geçen ay. Beni sağaltan, yaralarıma merhem olan tek şey yazmak.
Akşam olunca bir köşeye çekilip kitabımı okuyorum.
Aklımda devamlı biz nasıl böyle kötü olduk sorusu.
Tek bildiğim çok yorgun olduğum ve konuşmak istemediğim.
Benden de kırık dökük sevgiler...

ATALET dedi ki...

sevgili selginim gebem.. sevgili özlemim öztürküm..
geciken cevabım..
ikinizi de sevgiyle okudum..
ne güzel duygudaşlarım olmuş.. dedim..
iyi ki buluşmuşuz dedim..
sevgiyle..

Follow my blog with Bloglovin