12 Şubat 2012 Pazar

kitaplık.. matmazel alis.. ambalaj kağıdı.. bahçe musluğu .. martı evet martı ve diğerleri..

safça sormak istiyorum..
hani şu "babam bunları nerden öğrendi" diyen kız çocuğunun sesindeki telaşsız sükûnetle..

peki kim bazı sözcükleri artık kullanmamız gerektiğini söyledi.. çocukluğumuzdan beri bizimle olan ama gençlerin bilmediği sözcükleri.. şu "sükûnet" gibi sözcükleri.. o sözcükler olmadan nasıl yazabilirim öykülerimi.. ben olmadan..

peki hafif tozlu .. olgun mürdüm eriklerinin.. kurumuş eflâtun güllerin rengini çok sevdiğimi nerden bildiler de..kitapların kapak içleri bölüm ayıran sayfaları hep o renklerde son zamanlarda elime aldığım kitaplarda..

hem görsel hem sözel şölen olsun diye mi..

ya bu şapkaları neden kaldırdılar harflerin üzerinden.. ispanyollar fransızlar kaldırmamışken o "n"nin üzerindeki yatay s işaretini.. keskin aksanları.. ağır aksanları.. o aksan olmadan o sesin çıkmayacağını bilmiyorlar mıydı.. bir şapkalar mı fazlaydı..

"...ben de böyle bir şey yazmak istiyorum"
"... ben de böyle birşey yazmak istiyorum ."diye bağırdı içinden.
Tahtanın boynunu acıtmasına aldırmadan başını yana döndürdü. Kollarını çaresizce göğsüne kavuşturdu.

Bacağına yerleştirdiği kitabın sayfaları ansızın esen rüzgarda çırpındılar, şakırdadılar.

Vücuduna batan iğneler ağır ağır geri çekildi, yerlerini tarif edilemez bir boşluk aldı.
"hiçbir zaman böyle bir şey yazamayacağım."
olsun,dedi. Züğürt tesellisi. Çocuk çığlıkları, satıcı bağırışları, durmadan çarpan bir şeyin çıkardığı gürültü, hepsi geridöndüler.

Al bunlara sevin.


Fatih Özgüven dönemdaşım.. alman liseli.. edebiyatçı..çevirmen.. hem de ne çevirmen..nabokov.. mann... borges.. auster.. woolf.. bu yazarları ve daha başkalarını çevirmiş.. ve bir romanı var.. ve bir de.. "hep yazmak isteyenlerin hikayeleri" kitabı..

kitabın içindeki öykülerden birinde rüyasında austerin bir kitabının kapağındakiadamı görüyor..uyandığında.. " rüyaların bile okuduğun şeylerden çeviri.. senden bir bok olmaz" diyor kendikendine.. sevdim.. tanışmak istedim..
onu da yazmış.. hayran olduğu yazarla tanışmak için yanıp tutuşan ve tanışan birini yazmış..

bir sorum daha var..
sahi.. okuyanlar .. okuduklarını sözcük sözcük sindirenler.. ille yazma tutkusuna kapılır mı hep.. benim gibi midir hepsi..

dün kitaplığı düzenledim..
okumuş bitirmiş olduğum kitapları ambalaj kağıtlarına sardım.. ve kitaplığıma yerleştirdim..

yok yalan.. arkalarını yazmadığım için üst üste sehpanın üzerine dizdim.. hemen okumak istediklerimi de ayrı minik bir yığın yaptım.. sonunda azıcık bir yeri kalmış
kitabını bitirdim marquez'in.. kayıp bir denizcinin öyküsü.. düşündüm sonra.. onu da kaplarken.. eğer ilk okuduğum kitabı olaydı marquez'den okuduğum.. ben bunca aşık tutkun olur muydum.. bu yazara diye.. bir de.. yakın zamanda ana dilinden okuyabileceğim latin yazarları diye düşündüm..
iki düşünce arasında.. kaplanıverdi bu kitap da..

bir yazarı geç keşfedip.. çok sevip külliyatını okuyacağım diye tutturmak kadar.. zamanında ilk yayınlanan kitabıyla keşfedip.. sonra çıkardığı her kitabını okuyup.. sonra biryerlerde ona ait külliyatın listesini görüp.. okumadıklarım kalmasın diye
"ben nasıl oldu da bunları okumadım bilmedim" diye kendine kızarak .. onları da edinip okumaya kalkmak dakötü bir fikir..

yeni keşfedip çok sevdiğin yazarın ilk iyi eseri olabiliyor o okuyup bayıldığın..
gençlik çağı zırvalamaları basılabiliyor bazen ünlü kutlu mutlu yazarların.. kitaplığa yük sana zahmet..

şehri gezerken.. sokaklarda kayboluvermek gibi.. olmalı kitap seçme işleri..
birköşeyi dönersin hani.. ve oradadır.. olanca görsel görkemi ile.. bir "nesne" binadır .. parktır heykeldir.. nicedir unuttuğun bir ürünün reklma panosudur.. beklenmedik olmasıdır güzelliği.. harap ya da bakımlı olmasında değil..
işte yeniden öyle okumaya başlayacağım.. birden kapılıp.. birkaç sayfasını beğenip alıp içselleştireceğim..
varsın okumadığım tanımadığım yazarlar kalıversin biryerlerde..
her müzeyi.. barı.. sergiyi gezemediğim.. her sürmeliyi sevemediğim gibi.. varsın bazı yazarlarla hiç kesişmesin yolum..

işte bunları düşündürdü bana kayıp denizcili marquez..
yine de kaplanıp kondu yerine..

aslında kitaplar okunmadan önce kaplanır.. okurken yıpranmasın.. kirlenmesin diye.. ama ben işim bittiğinde kaplıyorum onları..
herşeyin ters derdi saime hanım sağ olaydı..

bir dergide sayfadagördüm kaplanmış kitaplarla dolu bir kitaplık ordan ilham aldım sanıyordum..
ama yeni anımsadım aslında bizim lisenin kitaplığındaki kitaplar ambalaj kağıtları ile kaplıydılar.. o zamanı yeniden yaşama geçirmişim..

hadi çocukluğumda.. sorumsuz sorunsuz bir karakter olsam.. neden bu kadar geri dönesim olduğunu anlayacağım.. ama değil.. ben içinde hüzünle doğmuş.. üzeri şekerleme kaplanmış bir kadınım..

uyuyan kedi yavrusundan.. saime hanımın ev hallerine..
kırılan bir dal çiçekten çizilen buzdolabına .. yeni dikilmiş kapri pantalondaki lekeden.. kesilip ayrılıvermiş bayramlık giysiye varana kadar.. hüzün her yerimde..

yazıvermiş işte.. yazmak isteyip de yazamayanların öykülerini..
"kadıköy vapurunda , dışarda otururken ansızın çıkan bir rüzgarın elimden çekip yere düşürdüğü kitabın sayfalarında kaybolan yerini aramaya çalışan biri gibiyim.. çevremde bir tek o beğenmediğim martılar var....durmadan yiyecek isteyip bağıran manyak martılar.."


son soru da yazardan gelsin.. gene..

" peki o fotoğraflardaki kadınlar ne oldu.. hepsinin kıçları büyüdü mü, .. ıspanak tenceresinin kapağını açınca yüzlerine vuran buharla mı geçti hayatları..."


********

pese..
bir sorum daha var..
bir de notum..

esrarengiz bay kartaloğlu kitabını okumuş olan var mı.. külliyata ekleyeyim mi..

reklamdaki süngerden akciğerden sıklıan boz bulanık sıvı var ya.. işte onun bilmediğim tadı ve kokusu gibi oluyor bazen ağzımın içi.. bugünkü gibi hissettiğimde..
bir öyküyle bir dille .. sözcükle uçuşup.. bir bitmiş de bitmemişin sıcaklığından üşüyüp.. bir gelişmekte olanın hem dövmek hem sarılıp alıp kaçmak istediğimde..

budur....


Image Hosted by ImageShack.us

10 yorum :

laleninbahcesi dedi ki...

Amanın nasıl özlemişim nasıl özlemişim seni, senden okumayı...Ben artık aynen öyle kitap alıyorum, bir yerlerde rastlaşıp , birbirimize göz kırpınca çok güzeloluyor buluşmalarımız. Marquez mavi gözlü köpekte ölüm ölüm hep yazarken okusaydım ilk kez Yüzyıllık Yalnızlığı kaçırırdım belki de...Bu konuda nasıl haklısın Ataletim canım benim. Geçse şu kar kış, bir Kdıköy vapurunda ya da Ada vapurunda kaysa elimizden kitaplar. Kalpazankaya'da defterlerimizi açsak , Sait Faik2i ansak.

O dediğin kitabı okumadım... Bir defterim var, mürdüm eriği renk karton sayfalarla bölümlere ayrılmış. Bayılıyorum ona, kitaplar mekanlar ve filmler bölümleri oluşturdum ben de...

Ben seni çok ama çok özlemişim yav

laleninbahcesi dedi ki...

pardon:)) o şapka olayının mağduruyum ben...Benim adım şapkalı yazılırdı önceden...Çok da hoşuma giderdi.

Leylak Dalı dedi ki...

Şapkalı Lâle ve şapkasız Atalet,
Seviyom sizi:))
Güzel birşey okuyunca yazmak istiyorum ki hem de nasıl Atalet kardeşim. Birkaç yıl önce Ayla Kutlu'nun "Zaman da Eskir" isimli anılarını okuyunca düşmüş bayılmış ve hemen kendi anılarımı yazmaya başlamıştım. Sonra caydım, onunki kadar ilginç olmadığını düşündüm yaşamımın. Belki de onun ki de ilginç değildi de öyle güzel yazıyordu ki bize ilginç geliyordu. Ama isterdim doğrusu Füruzan'ın "Edirnenin Köprüleri" ya da "Gül Mevsimidir" öykülerini bizzat kendim yazabilmiş olmayı.
Esrarengiz Bay Kartaloğlu'nu okumuştum ama yıllar önce, aklımda tek bir kelimesi bile yok sana fikir verebilecek. Marquez konusunda aynı düşünüyorum hatta bütün yazarlar konusunda. Keşke uygulamaya da koyabilsem, öyle yapmış olsaydım O.Pamuğun o ruh daraltıcı "Masumiyet Müzesi"ni bitirecem diye popomdan ter akıtmazdım:))

hasret senfonileri dedi ki...

Ne güzel yazıyorsun.. seni okumak da seni seyretmek kadar güzel.. Ve bir yorum yapmakta zorlandığım tek sayfa burası.. hatta yorum yapmadan hep okumak istediğim... Ama o zaman seni sevdiğimi özlediğimi bir kere daha nasıl iletebilirin sana küçük kardeş???

bi dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
"bi" dedi ki...

evet yanlışlıkla sildim. ay ne gıcık oldu, izi kalmış leke gibi..

Oya dedi ki...

kitap okumak,
ya da şöyle düzelteyim,
sindire sindire kitap okumak
lüks müymüş?
sanırım evet..
en son ne zaman,
senin aldığın keyifle,
sindire sindire,
yaşayarak,
içine girerek,
en sevdiğin karakterlerden birinin gözüzyle bakarak
veya
anlatılan mekanın kokusunu içine çekerek
bir kitabı okudum..
vallahi de billahi de unuttum :(

kendime kızıyorum aslında,
bahanelerin ardına mı saklanıyorum diye..
ama bekliyorum..
ya bahanelerin,
ya da gerçeklerin ortadan kalkmasını..

***

seni, sizleri okumak ise
son zamanlardaki lüks kaçamağım..

hele de böyle şiirsel bir dille yazdığında..
dadından yinmiyorsun be ataletim ;)

öperim :)

selgingb dedi ki...

Ben de hep düşünmüşümdür, bir zamanlar ayıla bayıla okuyup da hayran kaldığım kitabı şimdi okusam yine aynı mı hissederdim ya da şimdi beğendiğim kitabı onlu yaşlarımda okusam bir şey çakozlamaz bırakır mıydım, diye.
Senin okuduğun kitapları kaplaman beni eski günlere götürdü. Eğer Kartal Halk Kütüphanesi diye bir yer hala duruyorsa benim elimden geçmiş, okunduktan sonra yıpranmasınlar diye jelatinle kaplanmış ne çok kitap vardır orada. Bir de kardeşimin okuluna kütüphane kurulurken öğrencilere sormuşlardı, alınmasını istediğiniz kitap var mı kütüphaneye diye, uzun bir liste vermiştim ve onlar alınmıştı, biliyor musun. Biri yüklü miktarda para bağışlamıştı. Sonra ben istediğim kitapları tek tek okudukça kardeşimle geri yollarken jelatinle kaplayıp da geri göndermiştim.
Bir nebze blog yazısına dönüştü ama bunu da yazmasam olmaz. Okumuştum ben Fatih Özgüven'in o yazmak isteyip de yazamayanlarının öykülerini. Nasıl tanıdık gelmişti.
Yazmak meselesine gelince, önce insanın yazdıklarının kendisinin sevmesi ya da başka deyişle başkasından okuduğunda seveceği şeyler yazması gerekiyor. Eh, bunun için de biraz insan yazdıklarına yabancılaşmalı, uzaktan bakabilmeli. En azından benim için böyle oldu. Bundan yirmi yıl önce yazımın sesini sevmezdim, çok karamsar ve hırçın gelirdi, şimdi hem zamanla yumuşadı belki hem de ben artık onu kabullendim.
Atalet özlemişim seni....
Sevgiler.

uctemmuz dedi ki...

sözcüklere özgürlük
duygulara özgürlük
kalbimizin aklımızın en dibe ittirilmiş sorularına özgürlük
sana özgürlük
bana özgürlük
sükunetle kal harika kadın

Adsız dedi ki...

3üm temmuzum özgürlük değerini bilen sınırını kendi koyabilen herkeze.. sınırsız hava sahalarına karşı mıyım ki bilemedim..
öperim ben de..

selginim gb'm.. ben okul kütüphanesinden başka bişey bilemedim .. kitap satın alma sınırı koymadı enimkiler bitek onun dışındaher şey.. memur usulu
ay başını bekle idi.. =)..
içimde bir arzu var o yüzden.. kütüphane kartı peşindeyim..=)

kaplamam kendiminkileri ancak kitaplığa koyarken.. ama sencileyin kaplayıp geri verenleroldu ödünç aldıklarını o da bir hoşluktu =)

bi.. meraba gıcık evet.. olsun izler güzeldir hem..
öpiim kocaman kocaman..

oyası.. geçecek diyeceğim.. hastalık gibi olacak.. =) ben fırça bile yemiştim benimkilerden senin bi bidiğin bize ne yapacağımızı söylemek bi de kitap okumak diye.. =)..
zaman alıyor okunmamışlar birikiyor.. ama sonra yeniden zamanlar birikiyor.. aman diyeyim ikisinin arasının tadını çıkar.. yaşarken bitmez gibi bitince bir günmüş gibi.. =)..

hasretim senfonim deme şunu.. küçük kardeşi.. =P.. burda herkes bin yaşında ya da ergen.. =) sağol yorum için ..

leylak dalım.. anlıyorsun beni.. yazamadıkça daha bir saldırıyorum.. okumaya..=)

füruzan.. en sevdiklerimdendir.. ama tek öykü adı veremem.. doğrusu..
sana hayranlığım bundandır..

lalemmmm kırmızı lalem..
ada olmaz.. hafta sonları kudurgan kalabalıklarla uğraşamam.. ama senin oralarda sakin yerli eski kitap satıcıları.. =) oh değme keyife..

atalet..

Follow my blog with Bloglovin