13 Mart 2010 Cumartesi

öfkehüzündüşüncekarmaşası…

boğazın sırtlarındaki bir semtte oturuyorum ben..

israr etsem yürüsem.. sanırım otuzbeşkırk  dakika..

arabayla trafik olmadığında.. beş altı dakikada ulaşabiliyorum.. en güzel yerine..

altı yıldır oturuyorum o evde..

ilk beş yıl.. boğaza inme sayım toplam altı kezdir.. daha fazla değil..

neden.. neden çok..

çünkü pazar sabahları uyumaya çalışıyorum haftanın tün diğer günleri altıda kalkan ve gece de erken uyuyamayan biri olarak..

saat on gibi uyanmaya daha doğrusu kalkmaya çalışıyorum..

zira.. diğer günler saat sekizden önce kalkmayan ve evde ise saat on gibi uyuyan çb.. pazar sabahları altıda kalkıyor ve beni de uyandırmak için bir dizi gürültülü işe girişiyor..

önceleri tatlı sitemlerim.. acındırma girşimlerim..aşkolsun ama.. cümlelerim.. giderek.. o bunu sürdürdükçe.. sinir bozulmasına.. ve kendini değersiz.. özen gösterilmeye değmeyen kadın gibi hissettirmeye başlıyor.. sonunda da sabah huysuzu şeklinde homurdanan bir kadına yerini bırakıyor..

onu odadan attıktan sonra.. o sinirle.. yine uyuyabilmemse.. gerçekten uyku açlığımdan.. genişliğimden değil..

bir süre sonra çb.. kendini boğaz yürüyüşlerine alıştırdı..***

sabahın köründe kalkıyor ve yürüyüşe gidiyor..  dönüyor ve hazır kahvaltı sofrasına  oturuyor..  ama genellikle huysuz dönüyor..

bazen ben de erken uyandıysam gel diyor sen de gel.. ama onun yürüyüşleri.. şöyle.. in.. arabayı park et.. yürü dön eve gel hazır kahvaltıya otur..

ben ise ancak.. arabayı park et.. yürü.. bir kahve molası ver.. ve eve dön..duşunu al.. programı seviyorum..

arabayı park et.. yürü.. eve dön.. iki yeni uyanmış çocuk ayaklarının arasındayken henüz terini akıtmadan kahvaltı hazırla.. duşunu almış çbnin ve pijamalı uyku kokulu çocuklarınla terli kahvaltını et.. terli sofra topla..

sahi..bunu seven varsa.. hayranlığımı belirtirim..

bunun orta yolunu.. zaten ben her pazar uyanamadığıma göre.. en azından benimle birlikte indiğinde.. şu sonunda keyif molalı yürüyüş modeline katlanıp katlanamayacağını sordum elbet.. ama hayır katlanamazmış..

seeeemiyormuş..

eh seeemediğini yaşatmıyoruz bizim evde kimseye.. ben hariç..

peki geçelim..

ben sabah erken ya da geç uyandıktan sonra.. eğer ilkbahar yaz sonbahar döneminde isek.. kendimi bahçeye atarım.. çiçek böcek.. toprak kabartma.. dal kırıp çelikleme.. börtü böcek ayıklama.. tohum ekme.. budama.. binlerce çeşit bahçe işi dışında.. saksı boya yeniden yerleştir.. konsept köşeleri hazırla.. bahçe aksesuarları oluştur.. bloğa bloglara yazı ekle.. /ki böyle bir pazar sabah erken “yaşamı sevelim.. en azından ben seveyim yahu gözümü kapatıp” yazımı eklediğimde tanıştım mesela simurgla.. onun da sabahın köründe yaptığı yorumla hem de boğazdan yaptığı..yorumla../ gibi keyiflerimi yaparım..

ama elbet bir de yorulur ve kirlenirim..

duş .. kahve.. derken sonunda tüm uyananlarla ve eve geri dönenlerle  beraber kahvaltı..

sonra ben otururken.. çocuks ders yapar çb de uyur..

sonra..  öğleden sonra  bazen  herkes ortak ritmini yakaladığında.. naapsak denir..

artık boğaz çok kalabalıktır gitmek için.. der çb.. trafik de keşmekeş..

zaten çb o saatte inerse bir balık keyfi ister.. tutmak ya da yemek..

ben tutmak bölümünü sevmem olsun ben de dergi filan okurum .. ama hayır.. çocuks sevmez..

illa ya oltaya takılır.. ya misinaya.. ya da huysuzlanır ya da üşür ya da uykusu gelir..ya babasını delirtir.. yani illa bi mutsuz çocuk vardır.. mutsuz çocuk anneyi vırvırlar.. üç kişinin mutsuz olduğu yerde.. dördüncü de.. olmaz.. yani boğaz öğleden sonra.. balık tutmak için .. bize yasak..

yemek için de..

balık yemeyen.. eziyet sanan .. o yüzden aç kalan.. homurdanan .. huysuzlanan  ve ortalıkta dolanan çocuklarla..balık restoranını.. ben ve ol çocuklar istemez..

çb hiç keyfini bozmak istemez.. ağır ve sakin yer balığını.. acele etmez.. ama sonunda sinirlenir.. “kıymet bilmezler” olarak tanımlarken diğerlerini.. kendi sevdiğini sevmeyip pasif protesto edenleri.. ve beni.. “balık yemese de olur.. rahat bırakılsa yiye de bilir” kadını..

yani balık yemek için de.. tutmak için de.. boğaza gitmez bi aileyiz biz..

şimdi alternatif programlarımızı ve yapmaktan vazgeçişlerimizi ve herkesin kendice pazar geçirmesinin hüzünlü öyküsünü anlatmayacağım.. hüzün burda.. sadece bendeki başarısızlık duygusunda.. ne olsa yuvayı dişi kuş yapar.. neden ben de diğer anneler gibi düzgün herkesi mutlu eden pazarlar yaşatamadım sorgusunda gizli..

yoksa herkesin keyfi yerinde.. aslında.. çb spora *** gider her pazar aynı saatte.. uzun uzun spor yapar.. arada gel seni de masaja götüreyim bonus puanını atarak önüme.. ve bu bonus genelde “anne fransızca sınavı var beraber çalışmalıyız” “anne xxxynin doğum günü cehennemin dibinde beni götürmen gerek”.. “anne projemin yarın son günü".. yardımın gerek tamamladım ama öğretmen bunun şusu da olsun dedi.. ama benim de deneme sınavına hazırlanmam gerek yetişemiyorum”.... “anne bana bi deli gömleği gerek”..”bi maske gerek “ “bi.. pelerin gerek .. okula ekmek yapıp götürmem gerek”.. cümlelerinden  birini söyleyen çocuklardan birinin işbu cümlesi çb ve benim tarafımdan   da duyulup.. sadece benim tarafından da algılandıktan hemen sonra gelir..  dolayısıyla düzenli seferler halinde reddedilir.. yine üzülerek.. bu adamceyiz de ne dese reddiyorum.. hay kibele kaygısı ile.. akşama telafi edebilmek için.. geç de kalsa.. nerdeydin denmeden.. hoş geldin hayatım yuvana şeklinde bir üstün karşılama ve en sevdiğin…. xxxxxi hazırladım bak.. telafi girişimi ile..***

boğazda akşam yürüyüşleri de benzer nedenlerle.. trafik adım adım.. park yeri yok.. kybelenin emri sanırısın arabayla inmeyi boğaza..

egzos kokusu..duran trafik..  çocuk sıkılır.. çocuks sıkılınca ben sıkılır.. arabadan inmeden bir dondurma alınabilir.. ve ellere arabaya bulaşan.. ben sevdim sevmedim bağırtıları arasında tıkınılabilir..

geçelim..

biz altı yıldır o evde yaşıyoruz ama sadece altı kez indik boğaza ilk beş yılda..

************

nerden geldi..

iki şeyden.. çekirdek miydi.. tohum muydu neyse o hanım.. ciddi bir hata yaptı geçen hafta ve ben ona cezalısın dedim..

iki ceza.. biri iş çevirdiği için.. klavye ve mauzunu bağladım..iş çevirdikleriyle iletişmesini kısıtlamak için..

ikincisi.. kaçak bi yere gitmek için iş çevirdiğinden.. “bir” hafta sonu dışarı çıkma cezası..

kısmet bu ya bu hafta sonu hava çok güzel..dünden beri bugün gündüz hatta öğlen için bi program yapmış sıkıştırıyo beni..

hep yanımda birileri varken telefonda sıkıştırıyo..

ben de.. konuşuruz diyorum.. çünkü herkes b.kuna cila yaparken sen daha geçen hafta evden yalan söyleyip çıktın cezalısın cümlesi kurmak istemiyorum kendi çekirdeğim için.. elalemin yanında..

bu sabah uyandım.. hanım kalkmış.. şarkı türkü..

gel konuşalım dedim.. soyundum banyoya giriyorum.. çıkayım gelirim dedi..

o banyoda iken ben de elimi yüzümü yıkadım.. çıkarken.. bak çıkınca hemen yanıma gel dedim..tamam annemmm dedi..

derken ben tekrar yanına gittiğimde.. giyinmiş.. ve hatta gözler de boyanmış..

saçlar şekillendiriliyor..

hayrola dedim?? e söyledim ya çıkıyorum..

işte o zaman delirdim..

zira ben çekirdeğimi.. tam da süslenmiş hazırlanmışken evde oturacaksın deyip kaymaklı üzüntü vermek istemeyecek kadar çok seviyorum..

ama ergenliğin çalkantılı suyunda kaybatmeyecek kadar da çok seviyorum..

….ben sana yanıma gel konuşalım diyorum sen bana emrivaki mi hazırlıyorsun.. ben sana demedim mi cezalısın diye.. hem beni sıkıştır olmadık insanların yanında.. rahat cevap veremeyeyim.. hem seni düşün.. hem yaşamaya çalış ulan.. şeklinde bi sürü gereksiz bağırıntı.. bağırdıkça daha çok sinirleniyorum çünkü haksızlığa uğramış hissedecek bu tona yükseldiğim için oysa değil.. ceza gayet gerekli ve dozunda..daha dün bedel ödediğini hissedene.. eksiklik hissedeceği kadar.. dendi bana süre olarak.. ilk güneşli cumartesi bir tek hafta sonu ile.. bir kaçamağın bedeli süper alınır..

bir de durumu önceden be lirlemek gerekli dendi.. onu da yaptım.. bundan sonra bir kez daha.. bu süre bir ay olacak.. bir kaçamak.. bir yalan.. dört hafta sonu demek..

ama bunlar konuşma ve bildirim tonunda olamadı.. gereksiz bir laf kalabalığı.. oldu..

benim öfkem de bu yüzden..

kendimi kontrol edemediğim için kendime.. yanımda olup beni kontrol etmediği ve zaten olayı ayrıntıları bilince.. cezaları genelde kuru bağırma ve bundan sonra asla .. şeklinde veren hırsı geçer geçmez.. geri alan .. o yüzden yanımda ya da değil.. her şekilde beni yalnız bırakan.. eksikliğini hissetmememe yol açan..çbye..

gelmişe geçmişe.. öfkem artmaya gereksiz cümlelere kaymaya..

başladığında.. durdum..

tekrar ve daha sakin bir şekilde.. durumu özetledim..

süngüsü düşmüş olan ama alternatifler deneyen.. o zaman seninle işe geleyim diyen.. çekirdeğe.. bir de bunun.. olmayacağını.. çünkü.. benim de.. kendime göre program ve yaşamım olduğunu.. onu cezalandırmanın kendimi de cezalandırmam anlamına gelmediğini hönkürdüm..

buna en çok kendimin inanmasına gereksinimim var..

 

derken..

ondokuzluk geldi karşıma..test ve ders arasında mola verdiğinde lütfen..ilgilen bugün kız kardeşinle dedim..

hiç işim olmaz dedi..

aslında gerçekten birlikte bi sürü şey yaparlarken zaten günlük hayatlarında.. bunu ben istediğim için..

ona da kızdım birden.. zaten istim üstündeyim..

yapman gerek dedim..

neden dedi..

çünkü biz bir aileyiz..

hiç alakası yok bunun konuyla dedi..

sen öfkelendin.. ve öfkelenmene de öfkelendin..

aslında herkes senin gibi öfkelenir.. öfkelenmekte olduğu ile uyarılar verir karşı taraf algılamamakta israr ederse de öfkelenir.. söyler.. ama sonra.. biter.. susar.. sen hiç durmadan oluşmuş olan öfkeni.. sürdürmeye çalışıyorsun.. geçmesine izin vermiyorsun..

bunu söylerken öfkeliydi..

durdum sustum..

çıktım..

işe gelirken yolda.. düşündüm.. haklıydı.. ama benim de daha uzun bir ömrüm.. daha çok hayal kırıklıklarım.. daha fazla özverilerim vardı bu çok bilmiş ve öfkesini kontrol edebilmeyi de benim sayemde terapiye giderek öğrenmiş ondokuzluğa kıyasla..

suçluluk duymama engel olmadı bu ama cümlesi..

geri almak istedim tüm söylenmelerimi alamadım..

telefon açtım eve..

cevap vermedi.. dört kez.. onar kere çalıp sustu telefon.. yeniden endişe ve öfke duymaya başladım..

sonunda açtı çekirdek fıstık bişey..

endişelenmeye başladım dedim hepinizin yanı başında bir telefon var ama açmıyorsunuz..

sonra.. kaynağın söylediğini söyledim..

bu bağırtı olduğu için üzüldüğümü..

ama aslında acaba kendimi doğru ifade edip edemediğimden endişelendiğimi.. söyledim.. ben şu anda hiç bişey hissetmiyorum dedi..

peki haksız yere cezalandırılmış gibi hissediyor musun..

hayır dedi..

teşekkür ederim dedim.. usulca kapadı telefonu..

sonra düşündüm.. yarın sabah hava bu kadar güzel olursa.. onu da alıp bebeğe kahvaltıya gitmeyi..

düşündüm de..

ordan geldi aklıma bunların hepsi..

ha bu arada ben bebeği ve boğazı.. son bir yıldır.. mesken edindim..

buradaki ben.. bizim hane kalkının içindeki ben.. yoksa.. bebeği boğazı yalnız değil sevdiklerimle paylaşmayı kastetmiyorum..

benim gibi yürümeyi sonrasında mola vermeyi..

benim gibi sabah erkeni..

benim gibi gece geç saati..

benim gibi ortamı seven ya da en azından beni sevdiği için .. benim sevdiklerimi paylaşmayı seven.. benim de karşılıksız bırakmadığım kişilerle.. paylaşmayı..

varmış böyle bir olasılık meğer.. evet..

güzel günler bizler için olabilirmiş.. de.. bu neden bana hüzün veriyor..

geç keşfettiğim için mi.. başka sevdiklerimin bana ne kadar avangard davrandıklarını farkettiğimden mi..

bilemiyorum..

 

geçenlerde kaynak dedi ki.. gülerek.. hepimiz alphayız dedi..

bir ailede en fazla bir alphaya yer vardır aile davranışlarının sürmesi için.. ama biz dördümüz de alphayız.. o yüzden alışıldık aile formatını yaşayamıyoruz..

alphaeşittir dominant karaktermiş..

doğru mudur bilmiyorum..

ama bu eğer bir gerekçe ise.. beni en az üzecek gerekçe olduğu kesin.. o yüzden sorgulamadan kabul edesim var..

----------------

not bir.. kendimi haklı çıkarmaya değil.. sadece düşünce ve olay akışını tarafsızca.. ama elbet kendi duygulanımlarımla yazıyorum..

birine fatura da çıkarmaya çalışmıyorum..

yazarken.. yaptıklarıma yapacaklarıma dayanak bulşmak da değil amaç..

sadece.. oluyor yaşıyorum.. sonra düşünüyorum.. kendi düşüncemi davranışımı düzeltmek.. niyetim.. kavgam kendimle..

başka türlü görünse de..

bir de elbet kayıt olsun diye.. gereğinde..

--------------------

bir önceki cümleyle ters düşmüş gibi görünen.. ama yine aslında bir dönem hissetmediğim ama şimdi her anıda.. her öyküde aklımı bir şekilde dürten bir fikir olduğundan.. çok kadınsı suçlama sanatında.. yükümlülüğü başkasına atma sanatında ustalaşma niyeti ile yazılmamış.. sadece acı bir ruh durumu içinde olduğumu gösteren.. çünkü gerçek bende olmayan yeni oluşmuş ve dilerim geçici olsun.. bir düşünce tarzı olacak olan dip not..

*** yerler.. buraya şimdi yeni durumumda.. birkaç ünlem ve soru işareti attırabilirim.. dediğim yerlerdir..

4 yorum :

laleninbahcesi.blogspot.com dedi ki...

sonra geçiyo bunlar biliyomusun. Yazını satır satır okudum hiç atlamadan. Her ergen annesi bunları tadacak diyorum sana...
Bir gün Nazlı'ya nerede hata yaptığımı söyle dedim. O gün olgunlaştı. O soruyu bekliyormuş sanki. Sonrası fırtınadan sonraki dinginlik.

Ama sen yine de Boğazı sensiz koyma sakın.

Çook öptüm seni

üçtemmuz dedi ki...

sana ve senin ailene has bir durum değil yaşaıkların...aynısı bizde de oluyor, arkdaşlarımda da...insanı yoruyor, kendine sorular sorduruyor, yine de oluyor.
geçen gün kuaförde genç bir anne gördüm. 4-5 yaşlarında çok tatlı bir oğlu vardı. çocuk annesine durmadan seslenip sorular soruyordu. Annesi pk oralı değildi. Sonunda o cümleyi de söyledi zaten: yorgunum, yapma dedi.
Anne tanıdık, çocuk tanıdık. İçimden bağırdım...sarılsanaaa o veleteee...sonra sen onunla vakit geçirmek isteyeceksin, o arkadaşlarıyla olmak isteyecek.:)
tanışalım mı seninle dedim. Cık dedi...Emin misin, istemez misin dedim. Cık dedi. Peki o zaman iki yabancı olarak devam edelim hayatlarımıza dedim. Annesi ile bakıştık, anlayamayacak kadar yorgundu.

.. dedi ki...

yürüdün geldin.
terlisin.
saçın başın şekilsiz, kötü.
bi işe başlamışsın yani, ama çember açık.
duş alıp temiz giyinip kapatmadıkça o açtığın çemberi, rahatsızsın.
o halde keyifli bir pazar kahvaltısı beni de zorlardı. hele bi de ben hazırlayacaksam!
seeeemeyen sevdiği gibi yapsın tabi de. bazen sevdiklerimiz için sevdiklerimizi feda etmiyor muyuz? etmeli miyiz onu da bilmiyorum ki?
sonra
"mutsuz çocuk anneyi vırvırlar"
tam tespit budur.
çocuks o evden gidene kadar da sürer bu.
onlar değil de...
çekirdek çok şanslı bi kız.
o evdeki en şanslı kişi belki.
sarılırım sıkı sıkı
8)

üçtemmuz dedi ki...

n'oluyooo yaaa...heyyy...orda kimse var mı, neden sayfama uğranılmıyor? küstük mü, darıldık mı, öyleyse neden benim haberim yok. topu tüfeği aldım geldim ona göre bak.

Follow my blog with Bloglovin