22 Mart 2013 Cuma

kadınlar meyhaneler projeler başarı ve martılar ve diğerleri hakkında..



telefon çalmaya başlayınca ekranda da kızının arkadaşının ismi yanıp sönünce..
merak ve telaşla açtı..
-nooldu kuzum..
-hani ben düşmüştüm ya geçen hafta işte ağrım gemedi daha da arttı ama benim gösterim var..napıcam ben.. beş gün sonra sahne almam lazım..
-gel bana dedi..
sakince..

gün yoğundu zaten..
onu da arada gördü tedavi düzenledi.. babasını.. ben akşam bırakırım eve diyerek gönderdi..
akşam üzeri çalışma odasının kapısı açıldı..
kızı gelmiş..
eli kolu boş..
önce arkadaşının dinlendiği odaya gitmiş..
çiçek getirmiş ona..
arkadaşa yani.. şimdi de acıkmış.. yemek istemeye gelmiş..

aralarda beş dakika bulduğunda kitap bloğuna baktı ..
fotoğraf sitesine baktı..girdi çıktı bütün gün odaya..
bir satır bile kitap okuyamadı ..

ama dienardan gelen kitap kolisini kurcalamaya fırsat buldu..
pantalonun politik tarihi..
kızının bir sorusu üzerine alınmıştı.. nası biniyomuş kadınlar ata eskiden..
etekle.. ve neden pantalon giymiyorlarmış..

pantalonumu istiyorum diye bir kitap okumuşluğu vardı..
yan oturulan semerleri biliyordu 
george sand'ın pantalon giydiğini de..
ama pantalonun neden daha erken dönemlerde kullanılmadığını bilmiyordu..
işte görünce atlamıştı kitaba..
atlamıştı dediysem.. listede.. internet sitesinde..

sonra çatı katı aşıkları vardı..
kadın yazarlar sözlüğü..
kaybettiği.. kime verdiğini bilemediği..
hatta öyle tuhaf bir kitabı verebileceği kişiyi bile kestiremediği.. anca kend gibi deli boukları okur.. ondördüncü yüzyılda kitap okuduğu için engizisyonda yargılanan bir değirmencinin mahkeme tutanaklarını.. kim okur..
peynir ve kurtlar'ı yeniden almıştı..
bir de tomris uyar'ın otuzların kadını kitabını..
bu kitaplık bloğu sayesinde var olduğunu bildiği birçok kitabının kaybolduğunu farkedip..
yeniden alıyordu..
o kitaplar..
var olması gerekenlerdi onun için..

keyiflendi..
akşam aslında eski arkadaşları toplanıyordu..
ortaköyde meyhane gecesi..
hem de biraz da onun için toplanıyorlardı..
gündüz buluşmasına gidemediği için..
ama iki kızı toplayıp..
eve götürdüğünde..
saat sekizi geçmişti zaten..

hiç canı istemedi birden gitmeyi..
evde sıcacık oturası vardı da..
telefon çaldı..
bıraktı çalsın diye..
sustu telefon.. çok ekesi vardı.. yalan mazeret gösteresi vardı..

biraz bekleyip aradı numarayı geliyorum.. geciktim dedi..
yakındı neyse ki ..
onbeş dakika sonra meyhanedeydi..
meyhane dediysem sessiz sakin bir yer..
neredeyse tek masa onlarınki..
kalabalıktılar..

herkes bir şey anlatıyordu..
biri yeni evli kızının yaptığı kremalı domates çorbasının damadı tarafından ne kadar beğenildiğini..
"feysbuk domates çorbası diye yıkılıyordu" diyerek anlattı..
diğeri. kocasının birkaç gündür.. iş gezisinde olduğunu yeni döndüğünü onu da boş bırakmamak gerektiğini söyleyip..
erken kalktı..
biri.. iş yerinde sadece sekiz gün izni olduğunu anlatıyordu.. 
bir başkası bir ayakkabıcıdan söz ediyordu..
elindeki çantayı gösterip..
eski model dediler.. fransaya göndereceğiz dediler astarını tamir edemediler.. adama götürdüm.. mis gibi dikti.. çanta üç bin lira.. adam elli liraya dikti astarı.. diyordu.. herkes ayakkabıcı tarifi not ediyordu..
biri..
öykücü olan..
bir süredir her yıl bir öykü kitabını kendi basıp.. dostlarına armağan eden..
ve aslında tanıdığı kadarıyla o öykülerin o kişiden çıkmasına hayret ettiği.. masanın öbür ucundan seslendi..
durum güncelledi.. iki net soru ile..
boşandın mı ..
çocuklar napıyor..
sen nasılsın'ı içermeyen bir güncelleme.. yapıldı..

o da sordu.. öykülerin??
kitapların sayısı yedi olmuş..

birisi bir yıl önce sık gittiği lokantaya hala gidip gitmediğini sordu..
bir iki kez.. kaldırım üzerindeki masalarda iş çıkışı dostlarıyla  otururken.. 
yoldan geçiveren arkadaşına el edip selamlaşmıştı..
onu anımsayarak..
gitmiyorum son zamanlarda dedi..
gereksiz bir ek yaptı.. kocam da geçerken bakıyorum içeri de bakıyorum ama yok .. görmüyorum demiş..
duyan da kafe benim sanacak.. abartsaydın diye cevapladı onu..

birisi..
evlenmeden önce beraber oldunuz mu diye sordu.. yıllar öncesi için..
şimdi evli oldukları adamlarla ilişkiye girmemiş olanlar suçluluk duygularını gösteren savunmalara girdiler..

soruyu soran.. tek cümleyle özetledi..
insan en azından merak eder yahu.. dedi..

o sırada yaşam aktı..
kadehte şarap azaldı bitti..
birisi kitaplardan bahsetti..
o zaman açıldı dili.. kadınlardan söz etti..
ece temelkurandan söz etti..
elif şafağın imaj çalışmalarından..
toplumun birbirine uzaklaşmasından.. hoşgörüsüzlükten..

kıskandı bir an..
arkadaşlarından birinin..
lisenin edebiyat ödül kurulunda olduğunu duyunca..
seksen kitap varmış listede..
neler olduğunu bana da posta at dedi..
bir diğeri emlakçıydı..
emlak değerlerinden söz etti..
astronomik rakamlar uçuştu havada..
dönüş yolunda düşündü..
erişkin halleri bu kadar farklı olan bu kadınlar..
minicik yaştan beri tanıdığı kadınlar..
bugün durdukları nokta.. döndükleri yön..
zevk aldıkları şey bu kadar farklı olan insanlar..
yabancımıydılar ona.. ( bu mıydılar ayrı mı yazılmalı bilemedim )..
yoksa.. çok içindendiler de ondan mı bu kadar rahat yabacılık duyabiliyordu.
hani insan bişey yapar da kendi de yadırgar kendini.. öyle mi yoksa..

bunca farklı olunca değerler..
ve fiziksel şartlar..
kendini de sorguluyorsun bazen işte..
kimsi hiç bir şey üretmeden oturmuş yıllarca.. babadan ve kocadan hazıra razı gelmiş..
bir masa.. sekiz kadın..
sekiz kapalı kutu..

yine de sorguluyorsun kendini işte..

daha mı çok görmeliydim.. beraber olmalıydım..
farklı mı olmalıydı benim de yaklaşımlarım..
hayata dünyaya zamana paraya ve çıkarlara ve aileye ve olduğun yerde olmakla ilgili daha mı girişken olmalıydım..

başarı nedir..
başarısızlık olarak gördüğün şey midir aslında..
yoksa sadece huzur yeterli midir..
bilemedi gene..

üzerinde düşünmeye değer mi onu bile bilemedi..

son zamanlarda sık duyduğu bir yaklaşımı anımsadı sonra..
"bir proje gibi gör ve planla.. başarıyı hedefle"..
neyi..
evliliği sürdürmeyi  mesela.. ne kadar sıkılmış olsan da eşten.. ne kadar bıkmış olsan da.. içi boşalmış olan yaşamından.. "sürdürmek bir başarıdır"..
"yeterli cinsellik. bol gezme.. sıkı para.. iri taşlı takılar üç bin dolarlık çantalar.. düzenli yenilenen yenilenirken iyileşen arabalar.. evler silsilesi....yardımcı kadınlarla ilgili sevecen anektodlar.. o günün trendine uygun faaliyetler.. pazar brunchları.. akşam "dostlarla" programlar..senede üç beş yurtdışı gezisi.. tüm düğün ve cenazelerde açılış ve kokteyllerde boy gösterme kolkola.. parlak gülüşlerle "
anneliği..
"süper çocuk gelişimine faydalı ek  uğraşı kursları.. müzik ve spor dersleri.. özel okullarda eğitim.. ev partileri.. yurt dışı kursları.. en az üç yabancı dil.. herşeyini cilalayıp anlattığın çocukların hakkında süper konuşmalar.. iyi bir mastır ve nihayetinde iyi bir iş ve evlilik.."
velev kızın bordırlaynmış.. ya da geçen hafta kimden olduğunu bilmediği bir bebeği aldırmış.. 
almanyada genel müdür oğlun. bulamadığı vesikalık foto için.. istanbuldaki annesini aramış. mesela..
velev aslında sen o çocuğunu hiç tanımıyormuşsun.. büyütmüşsün ama yetiştirmeye korkmuşsun çünkü senden çıkan parçanın senden uzaklaşması demekmiş bu.. o zaman sen eksilirmişsin çünkü.
velev kızın yeni girmiş işe.. "çok zormuş işi.. anne çok vaka var diyor.."muş..
ama sen biliyorsun aslında o iş sadece bürokratik bir iş.. yani rehberlik..
yani psikologluk değil..
ne vakası..
demiyorsun ama..

ya da.. sen gördün işte o damadı.. kurufasulyeden anlar belki ama kremalı domates çorbası gurmeliği ne iş.. 

insanlar yarattıkları dünyada mutlu desen değil..
o dünyanın ışıması için çok uğraşıyorlar sözcüklerde..
sen ..
dümdüzsün.. dümdüz..
sana acıyan ifadelerle bakıyorlar.. 
deniz kenarında yuvarlanmış.. suyunda ıslanmış mor damarlı simsiyah bir çakıl taşısın. .
parlamıyorsun..
ama yutuyorsun güneşi...
sıcacık için..




Image Hosted by ImageShack.us

2 yorum :

hüznün tadı dedi ki...

Bu yazıdan bir roman çıkardı.

lale dedi ki...

Mihribanım,Hüznün Tadım haklı,ne diye bi kadın hikayeleri kitabı yazmazsın...

Şimdi güleceksin ya, yazını okurken bir bir gözümde canlandı herşey, kadın kremalı domates çorbasını anlatırken ki senin yüzünün hali...Sen içinden eğlenmişsindir onunla:))

Havalar ısınıyor, Ece kuş da düşer yakında İstanbul'a bir Üsküdar planımız vardı yapalım onu...Yazını okurken ben seni özledim...

Follow my blog with Bloglovin