13 Temmuz 2010 Salı

öyleherevdearabatelefonyoktu

iletişimden ve ulaşımdan doğan tehlikelerden haberimiz de yoktu..

mahalle çocuğu gibi sokakta oynamama izin yoktu..

çünkü ayla vardı.. sarışın ayla..

bir dönemin kız çocuklarının kabusu.. kapısının önünden kaçırılan ve asla bulunamayan ayla..

çocukluğumu yedi..

kapı önü yasaktı..

apartmanın bahçesinde kalmaktı yaz demek..

lalehan vardı arkadaş olarak bi de.. hani her fırsatta satan lalehan.. üçlü salıncak yaptırmışlardı bahçeye bizimkiler.. koltuk gibi.. hasırdandı oturma yerleri.. kameriyenin altında.. gölgede.. tek başına sallanan  bir çocuk kadar hüzünü birşey var mıdır..

eh dirençli olmak gerekirdi.. kendini oyalamayı bilmek gerekirdi..

kitaplar sağolsun..

bahçe katıydı evimiz.. cemal beyin bir cennet yarattığı bahçede geçerdi zaman..

tembel olur insanoğlu oyun dışında o yaşında..

saime hanım açık uçuk gri - mavi üzerine el kadar lacivertli grili.. çınar yaprakları deseni olan bir kapri pantalon dikmişti bana..

zırt pırt bahçeden eve girmek .. su istemek annenin işini bölmek .. bütün çocukları /kaç tanelerse bu kadar kısıtlama içinde/ kapıya su diye dikilmek yasak..en azından azar konusu..

ben şanslıyım.. bahçe katı.. pencereler fora.. atlıyorum pencereden içeri.. kapıyorum bir .. ya da birkaç meyve.. içiyorum suyumu.. kaçıyorum dışarı ruhları duymadan..

da..

cemal bey pencerelerin pervazlarını kusursuz beyaz ister..

bense çocuk dikkatsizliğimle ancak yeni pantalonda.. kocaman beyaz bir boya lekesini gördüğüm anda farkettim bu kusursuz beyazın yeni yeniden boyanmış pervaz demek olduğunu..

kabus..

saime hanım oynamaya giderken giyme demişti.. ben de kitap okuyodum zaten en fazla ne olabilir diye giymiştim.. çocuklar ve yeni şeyler bir arada ayrı ayrı duramaz.. lekeyi görünce benim içim karardı..

saime hanımın sadece tek bir kaşı kalktı.. söylemedikleri içimi yaktı..

suçluluğun en ağırı yüze vurulmayan mıdır..

telefon yoktu.. arkadaş da.. içimde kaldı dedikodusu yapılamayıp.. hafiletilemeyince..

araba azdı.. sefası da..bir nedenle arabaya binip bir yerlere gidildiğinde..  çocuk kısmı pencere kenarını kapardı.. camı açar yüzüne yüzüne alırdı rüzgarı..

saime hanımın arkadaşı vardı.. çocukluğunda bir araba kazası geçirmiş.. birine el sallamak istemiş güya.. rivayete göre.. yandan geçen araba kolunu dirseğinin üzerinden koparmış..

bilmiyorum doğruluğunu.. talidomid kurbanı bile olabilir.. akraba evliliği kurbanı da.. neyse kabusumdu..

camı açardık da.. kimse yüz felci olursun demedi de..

kimse.. yüzüne arı çarpar demedi..de herkes kolsuz melahat gibi kolun kopar dedi.. ya da başın..

bir yerlerde bir elektrik hattı düşmüştü.. bir yolun üzerine ..üstü açık şevroleyle gelen bir ailenin tümden kafaları kopmuş derlerdi.. bi de .. kafaları dışarı uzatmak da yoktu../ bu arada yola da asfalt denirdi değil mi/

açık pencereden kafayı çıkarıp rüzgara kaptırıp saçları kısık gözlerle yoldakiler yayalar diğer arabadakiler seni ne kadar güzel cesur havalı görünüyorlar diye hayallenmek isterdi gönül ama o araba kazası ile melahat.. yeterdi..bunu benim yaşamamam için.. ayla ve melahat en çok yazın anılırdı bizim evde..

güneş çarpardı eskiden bizi..çarpabilirdi..o yüzden öğlen uykuları şarttı.. uyunmasa da evde odanda kalırdın..

armut.. mısır.. kavun yenince üzerine su içilmezdi.. cırcır olunurdu.. süt mısır diye bağıran adama gıcıktım.. dondurmacıya da  hep çay saatinde gelirlerdi.. bizim oraya .. yeni yedin derlerdi.. büyükler..şimdi olmaz..

sucuk yenmezdi sıcakta.. uyuz olunurdu.. bunu neyse ki çürüttüm yıllar sonra.. datçanın sıcağında.. ne olucam uyuz muyuz olunmaz .. dedim de parazitoloji dersinden tam notla geçen tıp mezunu olarak.. dayım vardı benim bi de.. pöti  fetim.. her datça sabahı haber gönderirdi bana.. atalet gel uyuz olalım diye.. yaz sabahları kahvaltı şenlendi sayemde..

sonra..

önce telefon sonra cep telefonu ..emesen tvittır..feys.. çıktı da.. herkes kendi küçük yalnızlığına saklandı.. hem vitrindesin hem en yakınlarından uzakta..

erbegler emniyet kemerleri..çocuk koltukları  çıktı..

yüzelli santimden kısa çocukların ön koltuğa oturması ölümcül oldu..

emniyet kemeri takmamak.. kınanması gereken bişey oldu..

klimalar çıktı.. pencereler kapandı.. kapılar çelik kapı oldu..  her köşede pet şişede su satılır oldu.. kapıya oyun arasında su diye dayanan kalmadı.. kimse kendisi için dikilen bişeye sahip değil.. zaten pencereler pimapen..

hüzünlendirecek şeyler yok artık.. tümüyle sessiz bir hüzün

kaldı.. ev girilip çıkılan biyer..

gazetelerde sayfa sayısı arttı.. televizyonun bağırmadığı tehlikeleri oralara eklediler.. üçüncü sayfa bir sayfaya sığmıyor.. her sayfada uyarılar.. ama korkan yok.. okuyan anlayan yok..

meyveler özel sularla yıkanmalı.. dolabı açıp alıp ısıramazsın..  sebzeni  meyvenin kurtlusunu alın diyorlar şimdi de.. hormonlu ve ilaçlı olmadığının garantisiymiş.. hormonlu meyveden .. tavuktan.. erkek çocuklarda meme kanseri arttı.. gitti..

faktörler var altmışlara kadar.. öğlen uykuları kalmadı.. onu bırak uyku kalmadı zaten her evde ışıklar sabahlara karşı sönüyor..

arabadan senin başını çıkarmana gerek yok.. karşı yönden uçup gelen araç tam tepene düşebiliyor artık..

yaşam kesinlikle daha tehlikeli.. o yüzden uyarılara takan yok..

************

işe gelirken babasıyla arabada giden arka pencereyi açmış.. saçlarını rüzgara vermiş.. gözlerini kısmış ve benim yüzümde kendisiyle ilgili fikrin belirmesini görmeye çalışan kız çocuğunu görünce.. aklıma gelenler..

önce işaret diliyle sok kafanı içeri diyesim geldi..

sonra çok güzelsin diyesim..

ben bişey diyemeden.. yeşil ışığa döndü .. ilerledik iletişemeden..

nostaljim filan gelmedi..

yanlış anlamayın..

yazın buğusunu hissetmem gerek..

artık sıcak avlulu biryere gidip.. öğleden sonra suyla serinletip.. çay sofraları kurmam gerek benim.. ama LYS sonucu bekliyorum çakıldım buralara..

sahi en son avlu yıkayan hastam da.. hemen sonrasında felç geçirmiş de.. gelmişti bizim kliniğe.. =P..

demek ki neymiş..

hayat bir riskmiş..

ellemeden bırakmalıymış..kopuk dökük anıları..

bir aradalıkları hüzün verirmiş..

ve yararı da olmazmış.. ellemeden bırakınca da.. döner dolanır seni bir daha olmadık zamanda olmadık suçlamayla karşı karşıya getirirmiş..

demek ki neymiş..

hayat bir riskmiş..

yol alıp gitmek.. gerekirmiş..

camdan giren rüzgarın getirebileceklerini.. rüzgara vermeliymiş..


*********
edit.. 13.00
ecemin katkısı..
"Kayıp kızının peşinde bir baba


Selahattin Bey, yarı baygın haldeydi. ‘Bana telefon vermeyin, konuşacak halde değilim’ dedi. Ağabeyi ısrar etti; ‘Sivas valisi arıyor, ayıp olur. Buldukları kız da yanındaymış’ diyerek uzattı telefonu.

Önce valinin ‘Ayla yanımda. Seninle konuşmak istiyor’ dediğini duydu acılı baba, ardından da küçük bir kızın sesi geldi ahizeden. ‘Baba ben Ayla’yım, seni çok özledim.’

Ahizeyi yere fırlatmasıyla arkasına dönüp ellerini pencereye vurması bir oldu. Camlar yere inmiş, sağ elinden oluk gibi kan akıyordu. O ise akan kana bakıyordu şaşkın bir halde.

Oysa o sabah Sivas’tan müjde verildiğinde umutlanmıştı. Haber bu kez ciddi görünüyordu. Yıldırım baskılar yapmış, ‘Kayıp kız Ayla Sivas’ta bulundu’ manşetleri atmıştı gazeteler.

Saatlerce heyecan içinde bekledikten sonra telefonda o kızın sesini duyunca yıkılmıştı Selahattin Bey. Beklediği ses değildi işittiği.

Nitekim ertesi gün polis Sivas’tan getirdi küçük kızı. Ayla ile ilgisi yoktu. Yine birileri oyun oynamıştı belli ki."
devamı için
********
edit2 : 13.15
bunlar olurken.. biz bahçede salıncakta sallanırken..
yandaki çay bahçesinde ctesi öğleden sonraları canlı müzik çalar.. bir rum delikanlı eze eze.. "hopaSina sinanay diye şarkı söylerdi..
o zamanlardan .. bir de..
"tamara" kaldı..
sözleri de budur..
"Cihanda Tek Meleğim (Tamara)
Cihanda tek meleğim
Bir tanecik bebeğim
Gelemezsen haber ver
Ben sana geleceğim

Tamara Tamara
Açma kalbimde yara
Tamara Tamara
Paraları verdik kumara

Ne güzel gülüşün var
Beni öldürürsün yar
Üzülürüm gelemezsen
Bir öpücük vermezsen

Tamara Tamara
Açma kalbimde yara
Tamara Tamara
Paraları verdik kumara

Kalpleri aldatırsın
Yalvartır ağlatırsın
O güzel saçlarını
Kimlere koklatırsın (taratırsın)

Tamara Tamara
Açma kalbimde yara
Tamara Tamara
Paraları verdik kumara"
müziğini bulamadım.. bulan olursa.. eklerim..

11 yorum :

Ece dedi ki...

Aaaa.. Aylâ benim de kâbusumdu o yıllarda.Bir de Aysel vardı;Bisikletle gezerken,bir tepeden bostana yuvarlanmış ve domates sırığına saplanmış. Bu yüzden bisikletle evden çıkarken hep bu iki olay hatırlatılırdı bana da.

Öğlen sıcağında mecburî yatırılışlarımızı İzmir'de anneannemin evinde yaşadım. Belki de sırfbu yüzden İzmir'e bir haftadan fazla dayanamayışım:))

1960 öncesi aslında ne yaşanılası yıllarmış be Atalet'im.Bu aralar içimin hep o 'kopuk-dökük anılar'la acıması bundan mıdır ne!!

Ne iyi etmişsin saçları uçuşan gözü kısık kızı uyarmamakla. Bari birinin ileride anlatacağı özgürlük anısı olur:))

Yaşı tutmayanlara şu link yardımcı olsun;
http://webarsiv.hurriyet.com.tr/2004/11/22/557468.asp

sakıncalı düşünceler dedi ki...

nasıl duygulandırdın beni yaa!
bu ara duygusal böcek modundayım. durup durup bişeyleri hatırladıkça ağlayasım geliyor. olmadık yerlerde gözlerim sulanıyor.
yazıyı okurken çocukluğuma döndüğüm bir kaç anım oldu. dondurma olayında bende benzeri şeyleri yaşardım. bademcikleri çok çabuk şişen hasta olan bir çocuktum annemin beni dondurmadan uzak tutma yöntemi ağzını koklarım anlarımki dondurma yemişsin uyarısıydı. eh çocuktum tabii... inanırdım söylediklerine. nefsime hakim olup yiyemezdim cebimde paramın olduğu canımın çektiği zamanlarda.. arabadan kafa kol sarkıtmamak benimde aldığım en büyük uyarımdı. bende saçlarımı savura savura başımı araba camından çıkarmayı çok istedim... ama benim başına kötü şeyler gelip ortalıktan yok olan örnek yaşıtlarım olmadı hiç...

şimdi msn kavgalarımı hatırlayınca, birine mail atıp ilk saniyesinde karşı tarafa gönderileceğini bilip artık duygularımı yazıya kalemle dökmeyi unuttuğumu fark edince,feysi açtığımda kafamı yormadan herkesin doğum gününü hatırlayınca, acaba nasıldır ne yapıyordur merakına maruz kalmadan yaşamını yansıtan artistik ya da doğal fotoğraflarını görünce... burnumun direği sızlıya sızlıya kimseyi özleyemediğimi çekişmelerimi kelimeye döktüğüm için karşı tarafın öfkesini, mahcubiyetini, üzüntüsünü göremeden dostluklarımı bitirmek zorunda kaldığımı düşününce teknoloji denen şeyin artık bundan öteye gitmemesini diliyorum kendimce. biz eskileri yaşayıp anı şeklinde anlatırken benden sonra gelecek olanların anılarında yalnızca teknolojik gelişimin evrelerinin olacağını bilmek... eskiyi anarken isimlerin, kuralların değilde cep teli ya da pc markalarının anılacak olacağını biliyor olmak içimi burkuyor bazen...

ataletim canım bitanem sen neden eskileri uzunca bir süre klavyene dökmüyorsun ki... buna dair kısa öyküler hikayeler yada çok sayfalı bir roman yazsan unutulmuş şeyleri hatırlatsan ya da çoğu kişinin bilmediği şeyleri zamanında yaşamıştık der gibi özendirerek anlatsan... nasıl yakışır o kırmızı ojeli parmaklarına.. okurken tadındanda yenmez üstelik... nostaljin tutsun senin bu ara... bana, ruhuma iyi gelir, okurken keyiflendirir... hiç bıkmam, hiç sıkılmam...

birde eskiden bu sayfayı şenlendiren müziklerin olurdu senin... yokluğunu hissettim... içime dokundu bu sayfanın eksikliği... bir sonraki açışımda gönlüme hitap edecek senin zevkine özel müzik nameleri duyuyor olmak mümkün müdür acaba??

Adsız dedi ki...

bak bu yeni ismini seviyorum.. sakıncalım.. =P..
olur elbet..
müzik de olur..
içimizde çalan buraya da gelir..
hatta bunun altına bile eklenebilir..
ben içeri dışarı kaçarken bahçede.. yandaki kafede..
hopa sina sinanay sinanay nay.. çalardı kesin..=P..
ya da siyah gözlerinden muhabbet kaptım olabilir.. =D..
**********
eceeeeeeeemmm..
ne güzel olmuş bu linki eklemen..
hemen alıp yazının altına koyayım bari..
..
atalet..

.. dedi ki...

asfalt denirdi evet ya, asfalt! 8)
elimden bırakmak istemediğim bir kitabı okur gibi okudum ben bu yazıyı.
salıncaklı koltukta tek başına sallanan o çocuk, senin pantolon, saime hanımın yüz ifadesi, öğlen uykuları zarureti, uyuz olalım diye çağıran dayı, üzerine su içilmeyecekler listesi... hepsi canlandı gözümde. izledim.
bu işte, böyle anlatmak, sana has bişey ataletim.
iyi ki varsın hayatımım içinde bi yerde.
8)

Adsız dedi ki...

=) saklambacım.. sen de.. =)..
aman ben pek ağlaktım pek içli bir velettim sorma.. o yüzden.. dışa vuramayıp.. içe atmaktan aklımda kalmışlar hep..
=)

atalet..

Ece dedi ki...

Bir guzellik ilsun bu sabah icin

http://video.eksenim.mynet.com/albeymeta/Sevim-Caglayan-Tamara/466722/

.. dedi ki...

gene geldim, gene okudum, tamara'yı da dinledim bu sayede
8)

Adsız dedi ki...

hehe ikiniz de süpersiniz ki.. ödül olarak yeni yazı.. =)

atalet

JoA dedi ki...

eeee, ne oldu bakalım YLS?

hasret senfonileri dedi ki...

Sana sonsuz teşekkürlerimi sunarak başlamak... sana yüreğim dolusu sayfama hoşgeldin demek... ve (hissedeceğine eminim) boynuna sarılıp seni kucaklamak istiyorum sevgili ATALET...
Ne muhteşem bir sayfa ile buluşturdun beni... Gel de selahattin Pınar'ı rahmetle yâd etme!!! "daha önceleri neredeydiniz?" diyerek !!! :)
Epey okudum.. ama bazı yazılarının "devamı burada" penceresine tıklanınca devamı yok yazısı canımı sıktı bilesin...

Ben bundan sonra buradayım.. Senin de benim yapraklar arasında dolaşacağından hiç kuşkum yok..

Ancak, kafama takılan bir istifham var.. neden klavye özürlü olduğunu ima ettiğini anlayamadım hele de tek bir imlâ hatası olmayan muhteşem yazılarını okuyunca..
Sevgilerimle..

Adsız dedi ki...

teşekkr ederim..
imla hatası yapmam pek.. bazen bilerek /gugl arama motorunda yakalanmamak için/ çarpıtırım sözcükleri sadece..
ama ah o noktalama işaretleri.. klavyenin dört bir köşesinde..
onları yakalamaktansa.. herbirinin yerine aslında olmayan iki noktalar serpiştiriyorum ben de..
biz alıştık ama.. siz yazarsınız hem de öğretmen.. eh endişelenip uyarayım demiştim
atalet

Follow my blog with Bloglovin