17 Şubat 2009 Salı

...

perşembe itibari ile....

bir süredir bir şeylerin farkında olmak
ama rutinin aynılığından..
ama sen giden bir lunapark treninde gibi olduğundan..
ama aynı anda ve günde bin tane işi ayarlama gerektiğinden..
dikkat dağınıklığından..
farkındalığa..sorgulamaya hatta rahatsız olmaya bile fırsat bulamamak..

yorgun olmak..isteksiz olmak..
her sabah kalkıp kendi poponu tekmelemek.. günü sürdür diye..
alınmış dersleri hatırlamaya çalışmak..
kazanılmış tecrübeleri..
önemli önemsiz sırasını bilmek tüm bunları yaparken..
kendini sıraların arkalarına bırakmak..
geçici bir süre için...

sonra tuhaf gereksiz bi olay sonucu..
birden abarmak abartmak.. çığırdan çıkmak...
birden çok hakkı yenmiş gibi hissetmek..
birden ...

sonra.. hatırlamak..
en önemli konuyu.......

sinirleri alınmış hale gelmek..
ben merkezciliğin.. empatisizliğin.. kalkanın.. inadın.. böylesine ..
donup kalmak..
hatta yukarı daha yukarı gidemeyip.. rasyonel filan olamayıp..
o basit olayın içinde kalmak..
sudaki taşın ilk düştüğü yerde..
karın ağrısı gibi..
ne geri ne ileri adım atamamak..

içimde bir mekanizma var sanki.. ruh yerine..
o çalışıyor.. araba kullanıyor.. çocuklarla evle ilgileniyor..
ve ne tuhaf sanki bunları benden iyi yapıyor diye bağırmak istemek her yere bloa da yazmak istemek..

hala taşın düştüğü yerde kalmak..
bir xy ile konuşmak..
ve onunla bile rasyonalize olamamak..
taşın düştüğü yeri değil geneli konuşmak..
aslına içinin istediğini..
hayalini.. diyebilir miyiz.. yok
kaçışını diyelim..
yirmi yıllık kaçışını..

yine de.. onun önerilerini sıralarkenki..
sükunetinden etkilenip..
olduğun yerde kalmak..
tepkisiz noktada..
güvenli orası.
senin için değilse de diğerleri için..
ve ayrıca yaşam felsefene uygun...
sadece yorgubsun.. felsefeyi unuttun..
canıtını unuttun...

içinde kurbağa büyürken..
uyumak..
yatıp kalkıp işini yapmak..
uyuyup kalkıp.. komut vermek..
uyuyup kalkıp.. çekirdeği bi yerlerden bi yerlere taşımak..
yatıp uyuyup.. kalkıp çekirdeği almak..
zaman geçirmek..
sakin olmak..
sormamak..
aslında etrafta dalgalanmalar olurken..
o taşın düştüğü yerde durmak..

bana da olur..
arada olur.. demek.. herşeyin herzamanki gibi olduğunu hissetmeye uğraşmak..
başaramamak.. ama bundan da rahatsız olmamak..
les fer.. les passe..
aslında onun kullandığı senaryo beni yıllardır dilediğim yere götürür mü ki..
o zaman bırak yazsın..
zira benim yazacak konsantrasyonum yok.. diye karar vermek..
tek bir diyaloğa bile karışmamaya kararlı olmak...

yakamaz canımı demek.. hiç bir senaryo.....
ve evet gerçekten yakamayacağını bilmek..
sadece süreci çok sıkıcı bulamk..
devlet dairesinde iş kovalamak kadar.. gibi..
daha fazla değil..
kendine kızmak..
az ama..
perşembe pazartesi arasındaki.. duygu durum için..

sonra.. bir telefon..
hatta..
bir kaç telefon ile..
seni üzmek istemeyen ... telefonlar ile..
dalgaların aniden salınıverir gibi olması..
ama her zaman olan diz titremesi.. ses titremesini yaşamamak..
aniden canıtının.. dönerek yukarı yukarı yukarı ...oooo dünya ne küçük ..
ya sen ne küçüksün..
hatta senden daha küçükleri var....minicikler...

oturmak.. sakin..
ekranda sendra bullokun manasız kurtarma çabalarını izlemek..

papazın..
imandan söz ettiği sahne..
iman .. sevgi gibi.. ümit gibidir tarif edilemez.. hisseidlir demesi..
ben sanırım hepsini kaybettim .. demesi sendranın..
sonra gene de koşturması..
boşuna..
gereksiz ümidin faydası yok..
sevgi ümide imana bakmaz..
kendi halinde bi duygu biçimidir..
demek...

sonra o mekanizmanın aslında seni korumak için gelip içine önceden konuşlandığını farketmek..

gereksizdi demek yukarıya manevi dünyaya..
bak tek emin olduğum konu bu..
tek hatırladığım nokta bu...
tüm dersler içinde...

taşın düştüğü nokta..
fırtınanın gözü..
çok soğuktu.. ve tatsız.. gereksiz vakit kaybı....

şimdi dalgaları serbest bırakabilirim..
mekanizma..
benim duygusal dalgakıranımmış...
sanırım..
yani..

yıkalım mı..
ama du bakalım..
vardır bi bildii gene de..
bakalım gelen dalga tsunami mi..
bildiğin lodos mu..
sonra yıkarız..
.....

hatırla..
yatağın kenarında oturup..
atmaca gibi .. dikkat kesildiğin zamanı hatırlamak..
sonra nasıl amannnnn...
deyip yatıp huzurla uyuduğunu..
tam dalarken..
ben artık oldumm.. erdim.. dediğini....

ama o zaman eğleniyordun..
olsun..
gene eğlenirsin..
şu sınavlar bi bitsin...

**********
şimdi saat 17yi bekliyoruz....
galiba..

12 yorum :

laleninbahcesi.blogspot.com dedi ki...

koleksiyon dönemindeydik, Gamse de ÖSS ye hazırlanıyordu. Mesailer çok geç saatlere kadar sürüyordu. Çok da eğlenceli geçiyordu ama . Yatıp aklkmalar arasındaki süre o kadar kısaydı ki, bir bakmışım servisteyim eve gidiyorum, sani beş dakika sonra yine serviste işe gidiyorum. İçimden bir şeyler yükseldiğini hissettim. Neyseki ayağımı kırdımda evcek rahatladık.
Filmde beni en çok etkileyen , kocası ona bir başka kadının varlığından söz ederken Sandranın biliyorum biliyorum hiç önemli değil demesiydi. Hani araba sahnesinde. Dün gece aynı yerlere bakmışız ataletim, burada olmana çok sevindim bu sabah. Bi de çoook öptüm

alpernatif dedi ki...

her şeyi mizaha dökerim çoğu zaman

çevrendeki insanların sana ne kadar güçlüsün,zorluklar yıkamaz seni demesi gibi;
bana da hiç bir şeyi ciddiye almıyorsun suçlaması gelir bazı bazı

oysa bilmezler içimde kopan fırtınaları
kendimi koruma adına dalga geçerken ben dünyayla
herkes tersimden görür beni
sonra bir yerde patlama olur içimde

kimi insanın hiddet boşaltması gibi
ben de gözyaşı dökerim.
ama gecenin dördünde videoya çeker,internette rezil olurum...
ama bir evin kapısında sabahlar, sağlığımı tehlikeye atarım...
ama yanında benim yerime neden o diye içkiye vururum kendimi...

sonra an gelir mekanizmam tekrar devreye girer
sırıtarak kalkarım ayağa

hah der herkes
neşesi yerine geldi
"ya biz hiç o hallerini sevmiyoruz" sözleri dolaşır kulaklarımda

bilmezler ki içimdedir her şeyim
dışa vurmayı sevmem

bazen mola versek de

güçlü adamım ben
güçlü kadınsın sen

hayat enteresan sadece :)

Çağlar dedi ki...

hayat tekerleğinden inme şansımız da pek yok aslında.

beyaz gelincik dedi ki...

evet,
doğru,
herkesler...
gelsin bakalım
saat...17'i....

kayipsimurg dedi ki...

Fırtınanın gözü en sakin yer, taşın düştüğü yer en dalgasız yerdir diye bilirim. Taşın düştüğü yerde tek bir dalga oluşur. Sonrası taşın değil sıçrayan damlaların ilk dalganın yarattığı dalgaların etkisidir.
Hoş geldin mi?

.. dedi ki...

seni görmek çok güzel.
pek çoğumuzun sıkıcı ve rutin düzeninde soluklanma durağısın sen. en azından benim için. elbette anlattığın ve anlatamadığın, içinde olan ve içinde olduğun pek çok sıkıcı rutin var senin için. doğruyu yapıyor olduğundan eminim.

sanem dedi ki...

selamm atalet abla yazın vee yorumlarr o kadrr güzelki,bütün arkadaşlar ne gzüel söylemişelr bana söylicek söz kalmadı,iyi ki burdasınızz sevgilerimlee:)

sedencik dedi ki...

yıkma dalgakıranı...
ne lodosun şiddetini bilebilirsin...
ne de tsunaminin etkisini...
ama...
seni sevenleri ve kendi sevdiklerini bilirsin...
bak onlar yıkar dalgakıranı...

ufff...

hep şair olabilmeyi hayal etmişim de olamamışım demek :))

sevgiyle...

Hera dedi ki...

taşın düştüğü nokta yüreğin olsa gerek
sıkıntılarını biraz biraz dağıttığını ümit ediyorum
da
yazılarını okurken taşları yerlerine oturtamıyorum
:(

tamam sen uğra da...

saat 21.48

geçkalmadımki dedi ki...

İşte öyle.. ben de karışığım biraz.. bazen sebepsiz..
keyifli olmaya ya da gibi yapmaya çalışacağım..
Senin burada olduğunu bilmek bi iyi geliyor ki..
benim dostum var ve bu mausun ucunda diye düşünmek...
Sevgiler Ataletim...

burdasaklaniyorum dedi ki...

bi geldim bakayım sana diye.
bende de pek keyif yok ki, sana koparıp yarısını versem.
öpiym bi.
sana iyi gelmese de bana gelir 8)

kumhavuzu dedi ki...

şşştt..
saat hala 17 olmadımıyaaa

aa kızcam ama artık bak:P

Follow my blog with Bloglovin