asabi mizaç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
asabi mizaç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Mart 2016 Cumartesi

vircinya.. odası.. masası.. totoloji.. mizojini.. hepsi birden.. tek yazıda..


martın onunda düştü bu fotoğraf tibitıra..
bi dolu şey oldu sonra..
benim fikir akışımda da..
onları yazacağım..
akmadı.. bu sefer fena dalgalandı..
beynim sulandı..
sile sile bitiremediğim tabularım var..mış..
onları silince boş kalmışım mesela..
belki bulamam bişey boş kalır zihnim..

keşke..

fotoğrafı paylaşan bir kadın gazeteci idi..
buna ilk cevap edebiyatçılardan geldi..
"woolf kimdir sen kimsin.. 
bu nedir.. neye yuh çekilir" 
dedi erkek yazarlardan biri..
ben zaten onun paylaşımında gördüm..

bir diğeri..
"cebine çakıl taşları doldurararak intihar eden bir kadına paranoyak demek"..
noktasının içine dokunmasından dem vurdu..

ben..
ne hissettim.. 
bir dolu şey..
sırasıyla yazayım..

bunu görünce..
içimde bir isyan ve öfke patlaması oluştu..
yazının içindeki ifadeler.. 
vircinya'yı ensesinden yakalayıp.. suratını..
kendine ait bir oda'nın sayfalarına bastıran..
kaba işkenceci eller varmış gibi canlandı zihnimde önce..
sen mi yazdın bunları.. söyle sen mi yazdın..
sesi yankılandı kulağımda..

neden.. 

çünkü bu yazı.. bir konuşma metnidir..
o dönem kadınlarının..
 bir erkek yazar tarafından uğradığı bir hakarete cevaptır ..

"kadınlar yazabilseydi.. 
şekspir gibi bir şair çıkarmış olurlardı".. 
diyen densize yanıttır..

en iç acıtıcı kurguyla verir cevabı..
"şekspirin kendisi kadar yetenekli bir kızkardeşi olsaydı..
şekspirin tiyatrosunun seyisi tarafından tecavüze uğrayıp..
hamile kaldığı bebeği düşürmeye ya da doğurmaya çalışırken ölmüş..
o tiyatronun ahırının bulunduğu yerde..
kimsesiz kemikleri yatmakta olurdu"..

ve en can alıcı yerinden vurur sonuçta..
der ki..
ekonomik özgürlüğün varsa.. hem insansın..
hem herşeyi yapabilirsin..
çalış.. kazan.. kur bir oda kendine ve yaz..
kızkardeş..
bu kadar aslında..

aile içi tacize uğramış..
kadın..
yazar..
üstelik majör depresif..
ama yılmaz bir iradesi var o kırılganlığın içinde..

o yüzden..
çağrışımımdaki o kaba eller ve fondaki ses.. 
o devre çok yakışır..
üstelik..
bu devre de yakışır..

fikir suçunun bile..
 göz altında kadını kadınlığından cezalandıran erkek egemen devletler.. 
ve sistemler sürüyor yer yüzünde..
ve topraklarımızda..

sekiz martı iki geçe..
vircinya'ya bakire.. woolf'e de kurt saçmalaması.. 
ve paranoya yakıştırması..
6kırkbeş 7onbeş bana farketmez..
cizre'de duvarlarda yazan "kurdun dişine kan değdi"yi çağrıştırdı bana..
soyulup yola atılan işkence görmüş kadın cesetlerini..

o yüzden önce öfke ve isyan..

erkeklerin tepkileri gelmeye başladı sonra..
neden bu kadar alındığımızla ilgili..
başka yazarlara da yapılmış.. xy olanlara..
yapılsaymış bu kadar kızarmıymışız..

kızardım belki..
ama böyle gidip de.. 
başını kucağıma bastırıp teselli etme duygusu olur muydu içimde..

kızar mıydım..
insan haklarının ihlal edilmediği topraklarda yaşasam..
öyle bir yer kaldı mı..
suriyeli de ihlale uğramıyor mu.. tam avrupa'nın göbeğinde..
mesele muhtaçlık .. 
en maddi olanından..
işte böyle başladı beynim karışmaya..

ama femen var..
kendi keyfi yerindeyken de başka yerlerdeki kadın haklarına sahip çıkan..
ve bir çok feminist olmayan kadın olduğu gibi..
femenist olmayan feminist var..
salladım başımı..
nasıl mazur görmeye çalışıyorsam..
 hak ararken bana benzemeyen herkesi..
nasıl yerleştirdiysem beynime..
her eylemin onay makamı olmadığımı..
devam ettim okumaya ve yorumlamaya..

derken..
özür geldi..
yayın evinden..
eril dilden dolayı özür dilerlermiş..
"maksadını aşan eril dilden"..
ama bu linci de haketmemişler..

linç derken..
bir çok bireyin.. eşzamanlı olarak sözel tepki vermesi mi..
oldu canım.. siz dördünüz ortanıza alıp vircinya'yı bunları yazarken..
yine geldi içime oturdu öfke..
bir erkek yazardan geldi cevapları..
"linç ali ismail'e yapılandır"..

derken..
"eril dilin maksadını aşması" totolojidir..
yazdı biri tibitırda..
 nedir totoloji..
 Totoloji, bir bileşik önermenin kendini oluşturan önermelerin her değili için daima doğru sonuç vermesi durumu.
e doğru..
eril dilin maksadı zaten kadını aşağılamaktır.. 
o zaman maksadını nasıl aşacak..
özrü kabahatinden büyük bunların..
üstüne bir de aptal yerine konuluyoruz..
totoloji okurken.. 
sakinleşen bünye.. yine kaydı öfkeye..

konuyu tartışırken ..
başka şeylere kaymasa olmazdı insanlar..
sekiz marttan vurdular hemen..
"neden sürtük denince kızan kadınlar..
lilith'in sürtükleriyiz diye bağırıyorlar..
 ve feys'te bu görselleri beğeniyorlarmış.."
ve..
"ne alakası varmış emekçi kadının sorunlarının..
haftada üç orgazm..
ve meme ucu vardır.. pankartlarıyla.."
bölündük ey halkım..
kaydık vircinya'dan..
feminizmi anlamayanlara anlatmaya..

kolaysa anlat..
yürüyen kadınlık organı olarak yaşamanın getirdiği ..
her gün uğranılan..
taciz ve laf atmalara..
ahkam kesmelere..
sonunda bir aşırı duyarlık geliştirip..
öyleyim ulan..
sen beni her davranışımla bu niyetle göreceksen..
ben de öyle demeni kabul ederek umursamam seni o zaman..
canımın istediği gibi de davranırım tepkisi..
senden önce de ben bağırırım.. lilith'in sürtüğüyüm diye..
bağdat caddesinde genç bir kadının tecavüzü ardından..
20 yaşında kızımla evde konuşurken..
kadın cinayetleri politiktirin açılımını ve tecavüz sonrası beraatleri..
konuşmamıza katılan..
 babasının "neden tayt giyiyorsun" güdümlü sorusuna cevabı geldi aklıma..
ilk önce babasının bu soruyu sorarken ..
nasihat etme konusu seçeceği..
giyim ve davranışın davetkarlığı bağlamında..
onun kendisini kendisini uyarmak isteyeceği seçeneği saydı..
dedi ki..

"belki.. herkes çok çekici bulsun.. 
p.poma baksın diye giymişimdir..
belki.. aceleyle hazırlanırken elime ilk tayt gelmiştir.. giymişimdir..
belki.. sadece taytla katılacağım bir organizasyona gidiyorumdur.."
dedi..
ama her ne nedenle giyiyorsam giyeyim.. 
bana dokunma hakkını vermiyorum sana..
ben de bazı erkekleri çekici buluyorum ama elle sarkıntılık etmiyorum.. 
yaşadığımız günlere feminizmin kız evlat üzerinden imtihanı diyorum ben..
zor oluyor..

dün çok yazıştık bir çok yerde..
vircinyadan yola çıkarak..
bize sosyalist hareket dersi veren de oldu..
bir yerlerde birine..
kolontay'a  topal deselerdi de bu kadar öfkelenirdim dedim.. 
onu anımsıyorum..

bu yazışmalar.. konuşmalar  sırasında hep aklımı yokladım ama..
onu biliyorum..
her verdiğim içsel tepkiye neden.. diye sordum..
neden böyle hissettiriyor..
vircinya'yı tabulaştırıyor muyum..
 hayır..
tabusal değil karşı çıkışlarım..
yazısını çizisini eleştiren bir şey olsa kızar mıydım.
hayır..
ruh hallerinden.. ve kadın olmasından vuruyorlar.. 
ben de sarılıyorum yerdeki kızkardeşe..
bildiğimiz dayanışma..

ifade özgürlüğüne saygısızlık mı bu yaptığım..
hayır çünkü bu bir ifade değil..
vircinya'yla ilgili bir çalışma..
bir eleştiri değil..
bir panel tartışması değil..

derken bir yerlerde bir kadın.. 
boşanmaya çalıştığı kocası tarafından vurulmaya kalkıldı..
sokak ortasında..
bunu farkeden kadınlar.. 
pencere önü saksılarını atmışlar adama..
sonunda adam kaçmış..
kadıncağız da yaralı kurtulmuş..
işte aynen budur..
elinde silahıyla tehdit oluşturana üst kattan saksı atmaktır..
pencereyi perdeyi örtmekten evladır..
adam kaçar..
kadın kurtulur..

derken yeni bir haber düştü..
kadınlar.. 
yayınevinin bulunduğu apartmana gitmişler..
dış kapıdaki plakasına sprey mor boyayla..
bir çarpı atmışlar..
içerde de.. kapısına bir vircinya fotoğrafı takıp kırmızı boya dökmüşler..
ve duvara yine morla..
vircinya uyandı.. yazmışlar..
fotoğrafı çekip.. mor yazılamalarını paylaşmışlar..

feminizm.. çiçek böcek değildir..
rüzgar eken fırtına biçer..

e o zaman sokaklarda isyandakilere de.. 
fırtına gibi müdahele ettiklerini iddia edenler.. 
haklı mıdır..

değildir..
çünkü zaten uyguladıkları baskıcı güç yüzünden çıkmıştır sokakta isyana çıkan.. ona ezmek denir..
diyorlar da zaten..
tamam yine resetledik fikir akışımızı..


peki bu yazılama beni mutlu etti mi..
etmedi..
neden..
çünkü.. aynı çağrışım geldi aklıma..
başka yerlerdeki duvar yazılamaları..
jöhpöhböhgeldi.. diyen..
şiddetin psikolojik hali de delirtiyor beni..

ama eski bir fransız sözü de der ki..
etki.. tepki doğurur..
dürtmeyecektin..
hem de..
sokak ortasında öldürülen hiç sayılan ..
bedeninin her santimi takip altındaki kadınları..
hiç dürtmeyeceksin..
hassas güne filan gerek yok..
biz artık hep hassasız..
bunu bilin bunla yaşayın..

içerdeki çalışanların korkuları diyen bile oldu.. buna güldüm..

kapıda durup slogan atsalardı .. diyenler..
onlara koşullu onaycılar diyorum..
herşeyin yargıcı olanlar..
tam olmaktan kaçındığım şey..

devam ediyorum..
hala rahatsızım.. neden..
sonra  kapıdaki çarpı meselesi..
biz bu işaretleri biliriz..
ikinci dünya savaşındaki.. yıldızlardan biliriz..
alevi evlerin kapılarındaki çarpılardan biliriz..bizde bir çarpı..
hemen kırım ve kıyam algısı uyandırır..
ki uyandırdı..
kendimi keşke.. 
tamamen spreyleselerdi de.. okunamasaydı tabela..
derken buldum..
bak şimdi eleştirilecekler..
savunacağız..
keşke boyamasalardı değil de çarpılamasalardı..
sonra..
ayrıntıda boğulmayayım dedim..
yordun ithaki.. yordun..
durup dururken..
dürttün içimizdeki narı.. yordun..

gün boyu çok mecrada kısa kısa takip ettim..
bu yazılamadan sonra ya da önce bilemiyorum..
yayınevi diğer serilerdeki de dahil..
tüm biyografileri kaldıracağını ilan etmiş..
peki bu temizledi mi onları benim gözümde..
hayır..
çünkü diğer yazarlara erkek olanlara..
sivri bulduğu için zayıf gördüğü yerinden vurmamıştı..
tam da ifade edemedim yaklaşımımı..
vircinya sadece deniz fenerini yazsa..
evli mutlu çocuklu yaşasaydı..
bu önsöz yazılmazdı..
ama herşeyi aykırıydı..
kocasıyla ilişkisi bile..
o yüzden hakediyordu bunu..

aa.. bak simone..
mesele kafamda daha net artık..
bu adamların vircinya ile meseleleri var..
ve hala özür dilerken bile bunu örtbas ediyorlar..
yazıyı geri çekerken bile diğerlerini de çekiyorlar ki..
vircinya'ya ve kadınlara aman ola bir üstünlük sağlanmasın..

aslında gün boyu kafamda vircinya'nın "mutfak masası" dolandı durdu..

deniz fenerinde..örneğin..
bir mutfak masasından söz eder ki..
evin hanımı gelip baktığında mutfak masası..
fırçalanmış silinmiş bile olsa çatlakların arasında..
kıymıkların arasında .. takılıp kalmış olan..
yemek hazırlığı sırasında..
sebzeler doğranırken yapılan dedikoduları..
yapılan şakaları görür duyar gibidir..

ailenin günlük yaşamı mutfak masasındadır..

ama işte aynı "fırçalanmış mutfak masası”..
başka birinin bir erkeğin gözünde ise "tabula raza"dır..
tüm duygu ve duyulardan.. kişisel çıkar ve gereksinimlerden temizlenebilir.".

bir başka kadın tarafından dile getirilen..
ama benim de hissettiklerimi okurken.. 
farkettim ki masa konusu önemli..
ensesinden tutup kitaba suratını bastıranlar da.. 
bir masa başında canlanmıştı gözümde..
üstten aydınlatmalı bir şiddet odasının kaba masası..
bakın bu aktaracaklarımda da bir masa var..

biyografinin nasıl yazıldığını hayal etmiş kızkardeş..

bir masa düşünmüş.. 
masanın etrafında dört tane erkek entelektüel editör..
yazıyı kaleme almadan önce kendi aralarında.. 
feminist kadınların..
vircinyaya ne kadar hayran oldukları hakkında geyik çeviriyorlar.. 
kimisi sevgilisiden dem vuruyor..
kimisi bir bar masasında tartıştığı.. 
çok sevdiği erkek yazarlardan birisine b.k atarken..
vircinya'ya atıf yapan uyuz bir feministten..
bir tanesi eski sevgilisinin gözünü boyamak için.. 
kendine ait bir odayı okuma zahmetine girdiğini anlatıyor...
oysa o kitabı okuyana kadar.. 
xxxden bir kaç film izleyebilirdi..
neyse ki işe yarıyor kendine ait bir odayı okuması..
şekspir'in kız kardeşinin neden yazar olamadığını anlatan bölümü okuduğundan.. hemen biyografiye eklenecek malzemeyi buluyor.. 
malum şekspir'in bir kardeşi bile olmadığından..
ve editör erkekler.. 
kadın yazarlardan hiç korkmadıklarını ima etmek isterler..
bu da içten içe korktuklarını gösterir illa..
bu nedenle kim korkar bakire kurttan diye sorar ve bitirirler biyografiyi..

böyle anlatmış..
benim de düşünüp dile getiremediklerimi..
mizojini var bu biyografide.. ilk tepkimdi hatta..

derken bu sabah bir haber okudum..
manbook ödülünü alan kadın yazar..
demiş ki..
kadın yazarlar zaten azınlık..
eserleri yabancı dile çevrilenler daha da azınlıkta..
azınlık içinde azınlık olmasınlar.. demiş..
zaten müzelerin depolarında da kadın sanatçıların eserleri yüzde altmış..
ama sergilenen eserler arasında sadece yüzde on..

zaten kadın olmak demek doğunca belirli bir bilince sahip değilsen..
isimsiz olman demek..
bir soy adın bile yok..
çünkü soy'suzsun demek..
yeryüzü üretiminin yüzde altmışını yapıp..
kazancın yüzde onuna sahip olmak..
dünya emlaklarının binde biriyle yetinmek demek..
şiddet görüp sorgulanan taraf olman demek..
tepkilerini bile kılı kırk yarıp da vermelisin ki..
yeni eleştirilerle uğraşmayasın demek..
yarlığın sorun demek..
hesabını tutan sadece baban kocan değil..
mahallelin değil..
şimdi artık sanalda bile izdüştüğün her xy birey demek..

derken sırtına bağladığı çocuğu ile ameliyat yapan kadın cerrah fotosu düşüyor aklıma..
hepimiz insanız diye bağırmak istiyorum..
ama..
onun yerine şu dizelerle bitireceğim..

gelsin baba gelsin koca gelsin gelsin..
polisiniz coplarıyla gelsin..

biz ki.. 
her ilerlemeye çalıştığımızda dilinizin .. 
bedenininizin delici hedefi haline gelenleriz..
burdayız.. çokuz..
düşünüp yazıyoruz..
herşeyi yapıyoruz..
her şekilde eleştirilmenin verdiği bir arsızlıkla..
matematik teoremleri yazarken.. haftada üç orgazm diye bağırabilirz..
alışın..

bizi siz delirttiniz..
artık arsız olduk..
aşırılaşabiliriz..
öyle derseniz de..
suratınıza güleceğiz..
mükemmel olmak zorunda da değiliz..
zaten siz de mükemmel değilken..
kadının harekete geçmiş tayfasını mükemmel olmamakla suçlayamazsınız..
biz siz olmayı biz seçmedik..
insan olmak istedik..
yargılanacaksak.. 
suçumuz belli ve hepsini kapsıyor..
kadınız..

kızkardeşler..
'tek bir kirpiğiniz bile zarar görmesin..
kıyamam'..


evet.. geldiğim son budur..
iyi ki kadınım..
ve iyi ki bir kızım var..
iyi ki..
kızkardeşlik ruhuna sahibim..
ve iyi ki güçlüyüm..
güçlüyüm diye bağırabilirim de..
ama esas gücüm..
dayanma ve dayanıklılığı sürdürebilmemdedir.. 
****************************

vircinyamdan sık sık bahsettiğim..



7 Şubat 2014 Cuma

cuma günleri iğneler gugl'anım kibele.. ayşe kız.. melisa ve canıtın israrla lale ve selgin de var..



uu ne çok sey sığdı bir haftaya...
anlatsam çok uzar..
kodlayayım..

mayıs sonu haziran başı hayatımıza bir sürü genç insan .girdi.
.
isim soyadı anne adı öğrendik onları..
tanır gibiyiz diz dize oturmuş dertleşmiş gibiyiz..

bu hafta onların haftasıydı peşpeşe...
hele bir eskişehir'li oğlumuz var ki... kayseri'ye kitledi bizi..
 hele bir annesiyle el ele bizi yukarılardan izleyen çocuğumuz var ki..
içimiz şişiyor..
ama neyse ki antalya'lı çocuklarımız hele de güzel gülüşlü .. onurlu duruşlu kızımız var ki..
bari onlar yüzümüzü güldürdü.. dedik..
hepsini kibele'ye emanet ettik..

bu arada dünya ağrısını yüreğimizin üzerinde hissettiğimize göre..
ayfer tunç'un dünya ağrısı ile yazdıklarımızı takip ediyor musunuz diye sormanın tam zamanı..
haftaya laleninbahçesi..
hem bibliyomanyakların bir de sürprizi var hatta iki..
birincisi.. artık her hafta bir kitap veriyorlar..
nasıl alırım ben de isterim dersen..
bibliymanyakları takibe al ve her haftanın ilk günü yayınlanan yazıya bir sonraki pazartesiye kadar..
yorum bırak..

yorumcular arasından pazar günü kura çekilecek..
haftaya lalemin duble kaymaklı etkinliği..
hem dünya ağrısı yazısı hem de canan tan'dan sizler için imzalattığı kitabı hediye edecek..

ikinci sürpriz..
artık kabul eden yazarlar ile.. dört yazarın yazısı da yayınlandıktan sonra röportaj yapıyoruz..
geçen ay esra türkekul ile yaptık..
bakalım ayfer tunç bizi röportaj için kabul edecek mi..
etse de başımızın tacıdır.. etmese de.. başımızın tacıdır..

he bir de..bibliyomanyakların en sevdiği yazar.. içlerinden biri selgin gb'nin kitabı da raflarda yerini aldı..
boş durur muyuz..
onu da okuduk..
biz üçümüz..
aramızda bir de selginin kitabını "iğneler" i değerlendirelim dedik..
leyla hanım da kabul etti..

o da olacak..
anlayacağınız bibliyomanyaklar atakta..

peki biz napıyoruz canıtınla..
ben atalet olarak..
imaj değiştirdim açıkçası..
buralardan paylaşmam ama.. ben de kadın olarak elbet saçımla başımla uğraşır..
uğraşmadan gezermişim ben hep böyleymişim gibi yaparım..

neyse..
ben ani bir kararla..
bundan dört ya da beş sene önce..
kara kaşlı kara gözlü bir kadınken aniden sarışın bombaya dönmüştüm..
her türk kadını bir gün sarışın olabilir..
bunu unutmayın bakın..
ve ayrıca da kendimi sarışın olarak çok sevdim..
ki çok şaşırtıcı idi..
zira yola çıkarken müsaitseniz bir boyaya geliyorum dediğim kuaföre doğru ilerlerken..
neden ben de sarışın olmayayım diye kendimi sorgulayıp..
kuaförü de şoka sormuştum..
net on dakikada verdiğim bu karar yüzünden..
aman ne olacak ki..
olmazsa gene boyarım demiştim teselli olarak..
ben bunu deyip evlenmiştim biliyor musun blog..
evliliğe karşı biri olarak..
baş ve işaret parmaklarım arasında sıkmadan tutup..
bakıp.. 
evlenme fikrine..
aman nolcak ki.. olmazsa boşanırım demiştim kendime..
kabul edebilme cesaretini bulmadan önce..
heyhey.. yüz yıllar geçti..

neyse sarışınlık da uzun ömürlü oldu..
ama bu yaz başı herşeyden ve dünyadan ve gündemden pek sıkılmışken hafifleyesim geldi..
gene kuaförü şoka sokarak hafiflemeye karar verdim..
kes dedim .. sırtıma inen saçlarımı..
zaten hep topluyorum..
kısacık kes..
ve beni kızıl yap..

kesme konusunda pek mutluyum..
ama kızıl olamadım..
benim içimde bir irlandalı bir cincır bir hürrem yokmuş..
olamadık bir arada...
çukulata dedim evet çukulata..
ama olmadı..
bozuk çukulata matlığı ve dönük renginden kurtulamadık ve her yıkamada alttan sırıtan hürrem..
neyse sonunda ..
kazı dedim kuaföre..
peruk alıcam..
uzayınca boyasız gezicem..
aman etme dediler son bi şans ver ..
ve kuaförden çıktığımda kolumda takılı çanta ile aynı renkte idi saçım..
koyu yeşil ..
haki..
ceviz yeşili..

akşam .. elimde tabancasız geldim ama dükkanı bastım resmen..
kazı dedim..
yapacaktım..

bu kadar görüntüsüyle uğraşmayan ben..
gerçek söylüyorum..
gardropta.. beyazlar siyahlar morlar ve bir miktar kum rengi..
ayakkabılar nerdeyse hep ayni..
dekolte aynı..
makyaj malzemem bile bin yıldır ton sur ton aynı..
uğraşmam yani..
ama bu saçla ..
deliricem..

ve sonuç.. sarışın oldum..
kısa saçlı sarışın kadın..

bugün hastaneye gittiğimde..
kendimi marilin gelmiş gibi hissettiren tüm hasta.. hasta yakını ve personele ve dahi patronuma.. 
şaka değil akşam işin var mı diyen bile oldu ayol..
teşekkür ediyorum..

kuaförde.. geç saate kadar oyalanınca..
tvittırdan antalya gelişmelerini izlememe olanak sağlayan vayrles desteği için..
ordan yayın yapan tüm dostlara emekleri için..candan teşekkür ediyorum..
bir yıkamaya gittim..
baktım faltaylının videosu yayınlanmış..
vayrles sen olmasan netciğim sen olmasan ben eksiğim annem..

guglanıma da  teşekkür ediyorum..
bana en inanılmaz yerlerden bilgi sağladığı için..
yaradanım kibelem bizi ayırmasın..
bilgiye birbirimize ulaşalım diliyorum hem de her zaman..

aslında melisa kesmez'in atları bağlayın geceyi burda geçireceğiz kitabındaki..
öykülerden birindeki..anne kız öyküsünde yola çıkıp çocukluğumda yataktan çıkmayan anneleri olan noktacık ve aslan kitabındaki kız çocuğuna ve kendime uzayan bir yazı yazacaktım..

ama ben sarışınım ya..
bu da böyle olsun biloggg....

en önemli haberi verecektim unuttum..
selgin gb'nin iğnelerin tanıtımı.. yazarla tanışma partisi imza şeysi var yarın ..
saat 14.30 sonrasında..
kadiköyde kafka kafede..
gidin bence..
belki üstünüzden bir kuş geçer..
kaçırmayın bence bu fırsatı der..
 giderim ben.. 
ne olsa..
bugün cuma..
cuma günleri.. bavul hazırlamak gibi..
ne olsa.. =)





Image Hosted by ImageShack.us

23 Şubat 2013 Cumartesi

şehzade çayı.. hibiscüs.. düğümlere üflesinler.. zemberek kuşu.. ve diğerleri..

çok fonksiyonlu..
runner.. tête à tête amerikan servis bir arada diye yazıyor yan sütunda..

geniş sütunda ise..
memleketimden insan manzaraları..
paylaşılan karikatür yoğunluğu arttı..
akıllı insanlar karikatüre mizaha sığınırlar ya böyle zamanlarda..

adamın beli ağrıyormuş..
istanbulda..
hem de daha yirmiyedi yaşında filan..
gitmediği kimse kalmamış geçirememişler..
kimlere mesela.. iki kez aynı bel çekici ye sonra bir de başkasına..
neyse şimdi iyiymiş..
kuyruk yağı ile kuru üzümü karıştırıp beline bağlaması söylenmiş yapmış onu..
süper gelmiş..
de idrar kaçırmaya başlamış..

bi telaş bende..
omur iliği baskını yedi yiyecek..
amanin diye..
hayır çünkü tüm bunları yapmış sekiz aydır ve sonunda gelmiş..
bana gelmiş..

top bende yani..
tetkiklerini yapıyorum..
bişey de çıkmıyor..
çıkanların da oturacak yeri yok fikir almıyor bilgi dahilinde.. 

diğeri mi..
o, sondayı çıkarmaya kalktığımda..
dört gün daha kalsın diyor..
neden diyorum..
birşeyi test edecekmiş..
neden kendine test yaptığını anlamıyorum..
zaten yapılmış testler var..
onbinlerce kişinin takiplerinden öğrenmişiz bunları..
hangi sonda ne kadar kalınca noluru biliyoruz yani..
hem bilen ben olmalıyım değil mi bu ilişkide..
hem bilim bu değil mi..
aynı ortamda aynı ortak özelliklere sahip öğelerden alınan dataların .. 
hesaplanması..
hem aynı hasta değil mi..
bana einsteinin anektodlarından bahseden..
atomu parçalamış da..
şimdi insanın içindeki 450 atom bombalık..
enerjiyi..
kullanmasını öğrenecek ve kendini iyileştirecekmiş..

karikatür vardı geçen..
bir kadın diğerine "bana ..... dedi amaaaaa"diyordu aşk dolu bir ifadeyle ..
diğeri de herif seni kekliyor özdemir asafı da alet ediyor diyordu..
o düşüyor aklıma..

selgin benden daha sabırsız evet..
eh ne olsa bir rahibe okulu terbiyesi var benim üzerimde..
ondandır fark ..
ve hem de on yıllık bir fark nerden baksan..
dünya üzerinde ..
değişiklikler yaratır düşünce inanç ve tahammül sistemlerinde..

ben ancak kaybettim sabrımı..
vah ki ne vah..

akşam..
telefonumdaki cipies kadın sesini dinleyerek istanbulun dağlarında varoş içi lüks villalarında..
ki en çok da bu güldürüyor beni..
kapılarındaki güvenlikler..
hani arkası sefilhane villaları..
yüksek duvarlar arkasındaki kendilerince yaşamı..
eğer bir topluca hezeyan olsa..
o güvenlikler..
ki çoğu da zaten alt mahallede oturuyorlar..
koruyacakmış gibi..

beyoğlu kaçtı??
5 yedi eylül müydü.. beş 6 mı hep karıştırırım..

işte o ormaniçi varoş ortası lüks yere bıraktım bir çekirdek grubunu..
yağmur altında az aydınlatılmış yerde..
cipies.. kadın sesi.. konuştu yol boyunca tuhaf tercüme edilmiş programdan anlatım bozukluğu dolu yol tariflerini..
onun da kadın sesi olmasını istemiyorlarmış duymuş muydunuz..
ama benim yüzümde artık bir gülümseme mi risus sardonicus mu ne var bilmiyorum ben..

düğüm düğümsün ey halkım..
belime kuyruk yağı saıp..
runner üzerinde  tete a tete yemek sefaları yapıyorsun..
şehzade çayınla çakralarını açarken..
guglanımdan ucuz avrupa tur biletleri alıyorsun..
tahtaya vurup aman maşallah ne kolay yer bulduk diyorsun..

düğüm düğümsün..
einsteinla enerjiyi aynı cümlede kullanıp..
bilgin olmadan bedeninle ilgili fikir üretiyorsun..
hiç anlamı olmayan..
iğne yapılma süresine kendince bir anlam yükleyip..
onu benim anlamamı bekliyorsun..

düğüm düğümsün halkım..
bir yanda.. penguenden uçan kuşa sahip çıkmaya çalışırken..
diğer yandan gedeolarla savaşırken..
anayasayla ilgili değişikleri tarışıp..
açık oturumlarda e mail ile soru atıp..
cevabı twitlerken..
ahmet kayadan şarkılar dinliyorsun..
ağrıyan başına..
çiğnenm,ş ekmek sarıyor..
olmadı anevrizmam patlamış olabilir diye ön tanıyla doktora koşuyorsun..
bazı resimler görüp modilyaninin kadınlarına benzetebiliyor..sekiz marta kadın eğitim programları düzenliyor.. 
ama aile denilen dinamiğim seni ezmesine izin veriyorsun..

düğüm düğümsün halkım..
üstelik şehzade çayı bile içmeden böyle olabiliyorsun..
ne diyeyim ben en iyisi..
hay düğümlerine üflesinler ..diyeyim..

ben mi ..
ben iyiyim süperim hatta..
elimde iriş crimim..
yanında amerikın kahvem..
fransız krepleri yutuşturuyorum..
ingiliz çestırfildimde oturmuş..
yüzümde..
domates maskem..
üzerimde.. eşortmanlarım.. ayağımda çetiklerim..
elimde bir türk yazardan orta doğu öyküleri okurken..
fonda..
mor ve ötesi çalıyor..
deli diye.. 
"bir yarım akıllı, bir yarım deli
dört yanım akıllı, bir yanım deli
herkes akıllı, bir ben deli
bir ben deli, bir ben deli..."
bağırıyorlar yumuşak ve hafif tarazlı.... ne de güzel..

onar bağırıyor.. bana iyi geliyor..
zira bildiğim bir kör kuyu yok ki..
içine bağırayım..
millet top yekun kafayı yedi imdat diyeyim..
bildiğim bir kör kuyu yok ki içine ineyim..
zemberek kuşundaki gibi..
iyi hissedene kadar bi başıma oturayım.....

biterken.
the bloggessden alıntıladım..
xanax daha iyidir çünkü  xanax beni daha iyi bir anne yapıyor hadi şimdi  ... gidin.. " 


Image Hosted by ImageShack.us

19 Şubat 2013 Salı

kontrol kalemi ile sıkılan vidalar.. anlam bozuklukları.. anlatım bozuklukları.. çakralar valla bak çakralar var bu yazıda bi canıtın yok..

bilinen yedi çakra var diyolardı..
alternatif tıp da kendini geliştirmeye karar verdi..
eh tıp gelişir de..
çakracılar ay pardon alternatif tıpçılar  gelişmez mi..

gelişir..
efenim meğer göz ardı ettiğimiz  önemli bir çakramız daha varmış..
ayak çakrası..
bizi bugüne çakıyor.. gelecekle ilgili planlarımızı geliştirmemizi sağlıyor muş..
bağlanabilir hale geliyor..
bağlantı kurabiliyormuşuz ol çakramız açık olunca..
ee..
ben de diyorum..
son bir iki aydır.. topuklu ayakkabı giymediğim..
yumuşak tabana geçtiğim için..
ayaklarım tak tak diye yere vurmadan yumyumuşacık basınca olmuş meğer hepsi..
yani ben ööle karar verdim..
ayak benim karar benim verdim gitti..

kesin benim topuk seslerim..
çakramı açıyomuş da haberim yokmuş..
muş diyorum çünkü çakramı bilmiyodum az biraz önce..
yoksa kesin yani.. 

neyse giydim topukları artık durduğum yerde sağlam..
ileriye dönük duracağım..

bak yazarken bile kendilerinden bahsettiğimi anladılar da..
ayak tabanlarımda bööle biri içten dışa (saat yönü) diğeri dıştan içe (saat yönünün tersinde) bir akım  oluştu sanki..
dönüyolar öle..

inanmıyor musun okur..
senin çakraların kapalıdır ondan  hissetmiyorsun.. kesin yani..
bak senin pankreasın da kirlidir şimdi..
onu açtırman lazım..
yok kuru temizleme efenim..
lağundride temizlenmez o pankreas..
kirlenir..
seni şeker hastası yapar..
(çamaşır makinesinin kalgonsuz halini düşün okur .. ne fecidir )
sonra sen uygun birini bulup da açtırmazsan temizletmezsen..
aman aman..
şekerin kalıcı olur da..
sen şimdi önce pankreasını temizlettirecek  birini bul..
sonra..
şeker ilaçlarını kes.. ki kolayca giresin komaya..
düşesin yollarda..
neyse..
ben  pankreasımı kibeleye emanet ettim..
yüksek yerlerde inandıklarım var benim organlarım tertemiz..
bi tek ayak çakralarımı unutmuşuz..
eh o kadar kusur olur..
onu da keşfettik zaten..
vurucaz ayakları yere..
patapatapata.. hani 
avemelerde.. bişey isteyip de alınmayan çocukların kendini karın üstü yere atmasından bir önceki tepinme hareketlerini yapıcaz...

kapı açık dursun diye taktı..
gerçekten taktı..

beş gün önce.. laf arasında söyledi..
üç gün önce..
elinde mor bir sümbülle söyledi..
bugün.. beş kişinin önünde..

takar ya patron..
neymiş aksaklıkları görürmüşüm..
ne gözse benimki.. 
kapının kenarından dışarı 90ar derece.. kuzey doğu- güney batı yönlerinde görüş açısı var..
ayrıca koridordaki on küsur odanın kapılarından içeri alt kattaki tedavi odalarından içeri de bakıcak sanki ..
oda kapısı açık olunca..
bilmiyor..
ayak çakralarım kapalı benim..

yok haksız demiyorum aslında..
zaten ben de..
tepinip.. ayak çakralarımı açmıştım..
yapılan hata nedeniyle..
hata dediysem.  tedavide uygulamada filan değil ha..
sadece zamanlamayla ilgili bişey..
haksız demiyorum..
hatta terör estiriyorum ama..
açık kapının..
etkili olamayacağı bir konu..
o yüzden taktı diyorum..

neyse kapı açık şimdi..
ama ben odada yokum tabii..
zira onbeş dakikada.. pes ettim..
hayır fıstık atcaklar nerdeyse.. 
kafeste maymun gibiyim..

bir de bizim insanımız..
telefonda konuşanın aynı anda kendisini 
dinleyip cevaplayabileceğini sanır..
yazı yazmanın..
tedavi düzenlemenin..
kaşınmak gibi otomatik bişey olduğunu o arada beynin hiç kullanılmadığını..
dolayısıyla..
akıllarına gelen abi gubi her türlü soruya cevap verebileceğinizi sanır..

o yüzden..
kapıyı açıp arkasına dayayıp çıkıyorum..
ayak çakralarımın açılması gerek..
bunun da en  iyi yürümekle açıldığı biliniyor..

ne var.. ben biliyorum işte siz niye bilmiyosunuz da..

gerçi çıplak ayak çimende ya da toprakta  diyor ama..
çimeni kim bulcak..
ben de ayakkabı tabanıma koyarım birer avuç toprak..
avrupa gezisine çıkan osmanlı sultanı gibi..
yürürüm..

işte yürürken ..
ortak odaya düştü yolum..

baktım teve açık..
kimse yok..
kapatayım derken gözüm bir iliştiyse..
programda birileri birilerinin evini restore ediyor..
en sevdiğim..
azcık baktım..

eh odadan çıkarmayacaklardı beni.
sorumluluk onların..

çokucuk da bakardım..
ama azcık baktım..
çünkü spiker..
anlatıyordu..
"matkapla delindi"..
görüntüde usta matkapla delik açıyo..
"şarjlı tornavida ile vidalandı"..
görüntüde.. usta vida sıkıyor..
ama en son ..
"duş başlığı yerine kontrol kalemi ile vidalandı"..
deyince..
bi durdum şööle..
baktım gerçekten usta..
tornavida yerine kontrol kalemi kullanıyor..

ben de yaparım..
mutfak çekmecesinde bir kontrol kalemi bulundururum..
ucunun kalınlığı pek yarayışlıdır..
bir çok vidaya hatta nerdeyse yıldız tornavida gerektiren vidalara bile uyar..
hem de  elektriği kontrol eder..
şimdi desem ki.. 
usta elektrikli alet monte ediyor da ondan kontrol kalemi kullanıyor..
hani elektrik çarpmasın filan diye.
yok..
duş başlığı takıyor..
yani aslında o kontrol kaleminin ağzını uygun bulmuş.. ince başlı tornavida aramaya zahmet etmemiş..
onu kullanmış..
yani istersen bıçak kenarıyla da yapabilirsin aynı işi..

yani demem o ki..
kontrol kaleminin ustayı çarpma olasılığını teşhis eden.. sistemdeki kaçak  elektriği algılama işlevi.. 
o vidanın yarığına oturtulup çevrilme işine ayrıca bir özellik katmıyor..

yani demem o ki..
vidanın kontrol marifetiyle  çevrildiğinin bilinmesi gerekmiyor..

program devam etmiş olabilir..
ama ben izlemedim..
zira..
salaklık hanem zaten dolmuştu..
depom tamdı..
ayak çakralarımı vura vura yürüdüm gittim..

ve düşündüm.
odadaki toplantıyı da düşündüm evet..
aynı şeydi..
sadece itiraz edecek bir cümle bulmuş olmak onu kullanmayı gerektirmiyor..
yani..
aynen yapabildiğin her şeyi ille de yapman gerekmediği gibi..
her teze bir antitez..
her yürütmeye bir itiraz kararı çıkartman gerekmiyor..

hiç durmadan cümle kurup..
havayı hareket ettirmeye gerek yok.
aslında..
ille de kuracaksan ..
bir cümle anlamı olsun..

dahası eminim bir sürü insan oturup bunu  izliyordur..
ve eminim hiç kimse o cümleye takılmamıştır..



Image Hosted by ImageShack.usdı kontrol kalemi.. 

18 Aralık 2012 Salı

atalet bilog.. doğum günü.. yaradılış.. kıyamet.. ve diğerleri..


kediler kutulara girmeye bayılırlar..
bebekliklerinde kardeşleriyle sıkışıp yatmalarından kalma bir zevk olsa gerek.. ama çok sevimli görünürler..

kediler elektronik aletlere sokulmaya tepesine tünemeye bayılırlar..
standby durumda bile sıcak olduklarından olabilir..
ama her şekilde kediler sevimli göründükleri için 
bu sokulma ve tüneme pozisyonlarında fotoğraflanırlar paylaşılırlar..
beden dilleri güzel zira..

ben bunu demeye gelmedim aslında..
ben kedilerin en çok her an maraza çıkarma ihtimallerini severim..
o yüzden de köpekçi değil kediciyim..
o yüzden evdeki şahane karakter pofiyi hep harcadım.. şaşkın şey diye..
yatıp karnını açmak..
gözünü dikip ondan ne isteyeceksin diye beklemek..
tabi ve tapınıcı haller..
hiç bana göre değil..
ne öyle sevileyim isterim.. ne de öyle davrananı severim..

ama ne zaman dişlerini pençesini göstereceği belirsiz.. canı isterse sevdirip istemezse uzak duranlar daha ilginç..
kabul ediyorum..
az mazoist bir durum..
ama karşılık verme şartı da var..
bu durumda hafif sadomazo eğilimlerim olduğu söylenebilir.

manevi tabii..
ve burda hafif önemli kelime..
altı mor flomasterle.. ayh.. ispirtoluyla çizili olan..
yoksa kuyruğuma basıldığında fena cırlarım..

ne diyecektim..
hah işte..
yıllar önce..
az sıkınca fazla uzağa kaçan..
diş macunu.. ketçap ya da daha hoş olsun hadi..
kamelya kokulu vücüt nemlendiricisi kıvamında..
fırlayıp atalete düşeli ben..
atalete dönüşeli ben..
ataleti yaratalı ben..
tam kaç sene olmuş.. 
altı..

kaynak:


az depresif.. çok alaycı..
pek eleştirici..
fazla sarkastik..

günlük anıları.. derleyip..
duyguları satır altlarına gizleyip..
çığlıkları paragraflara boğalı..
altı yıl..
bazen günde üç..
bazen haftada hiç..
yazı ekleyeli..
belki de en sansürsüz..
en kontrolsüz..
ekeli.. biçeli..
karşısına geçip seyredeli ben..
altı yıl..

atalet biraz ben..
biraz da canıtın az biraz da.. bloğun yazarı..

arada kuyruğum sıkıştığında..
şimdi atalet olsa ne derdi diye düşündüğümü.. ve onun sayesinde kuyruğu kurtardığım günlerim oldu..
kendime mühür alırken.
A kapitali alıp hatayı kasada farkettiğim..
dekorda monogram kullanmak istediğimde..
yine a kapitallerin peşine düştüğüm oldu..

diğer bloglardan farkı..
gerçek yaşamdan pek azının..
ataleti bilmesi tanıması..

sırf bu nedenle ataletin bir de blog feysbukunun olması..
önce depresif..
sonra buduarsal..
arada parluara uygun..
hatta abartırsam salon presyö kıvamında bir mekanı oldu..
bir sanal.. buluşma noktası.. düzensiz yazarak.. az biraz kan kaybetse de..
döne kıvrıla aynı yerlerden geçmekten başı dönse de..
burda işte..
ehlikeyif şemsiyesi altından yağmurdan korunamayınca..
atalete sığınan kadının..
günlüğü..
sayfa aralarında.. kurumuş çiçekler..
koparılmış takvim yaprakları..
gözyaşlarından buruşmuş kağıt mendiller..
kırmızı ruj izi kalmış peçeteler..
yemek tarifleri..
dergilerden koparılmış resimler..
fotoğraf kareleri..
mektuplar..

karıştırdıkça..
bunu gerçekten ben mi yazdım dediğim yazılar..
gerçekten böyle bir konuşma olmuştu dediğim anılar..

seviyorum seni.. atalet blog..
göbek bağımsın..
dış vurumumsun..
iç dalgamsın..
fırtına gözümsün..
çeyiz bohçamsın ..
dilek ağacımsın..
anı defterimsin..
foton terapistimsin..
şirincemsin..
iyi ki varsın..

...
bu arada eğer baştaki kedi konusu nedir derseniz..
kedidir kedi..



Image Hosted by ImageShack.us
Follow my blog with Bloglovin