çeyiz sandığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çeyiz sandığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Nisan 2016 Pazar

Rebeka kızkardeşim.. vircinya ablam oldukça.. dünya güzel olur.. gelecek var olur.. di mi canıtın..



iş yerimin karşısında bir pastane var..
kaldırim üzerinde masalar ve onlarin etrafında büyük saksılar içinde,,
taflanlar var..
bazen bir yerlere gitmek için o saksilarin yanindan geçerken ciyak ciyak bağırışan serçeleri duyuyorum..
şehrin en kalabalık ve trafik gürültulü semtinde benim dikkatimi çekebilecek kadar yüksek bir cıvıltı..
bir yek serçe yok görünürde.. ama talanlar hep kuş cıvıltısı..
durup dururken insanı gülumseten bir koro..
etrafima bakarım ..
koşturan kaygılı kalabalık içinde bencileyin..
bu sesi duyan ve içi kıpır kıpır olan var mı..
yoktur..
en azindan benim gibi tam o köşeye gelince duraksayan..
etrafa göz atan.. sesin kaynağını arayan kimseyi göremem..

Hey sen..
Sen ordaki..
Bu koşuşturan kalabalık içinde bizi farkeden kadın..
Sende hala ümit var..
Yaşamı sevme ve silinip gitmeme dürtün var senin..
diyorlar gibi geliyor bana..

gecen gün .. nefis ve aldatıcı kış güneşi altında yürürken o köşeden..
yine dikkatimi çekti..
ama bu kez sesin olmaması..
kimbilir güneşi görunce damlarda denizliklerde ısınmaya..
tüylerini kabartmaya mı gitmişlerdi..
ben hep soğuk havalarda mı geçiyordum ki ordan..
garsonlara sorayım dedim..
ama sesleri duyarken onlarla bu konuyu konuşmamıştım ki..
belki farkında bile değillerdi..

şu yukarda iki hatta üç ipucu var bu bloğun yazarının kimliği hakkında..
minicik şeylere önem verir.. sevinir..
minicik şeylerin verdiği mutluluğa alışmaz.. yokluğunu hemen kaybeder..
burda gevezedir ama gerçek hayatta pek rastgele iletişime girmez..

kaygiyi sevmem o yüzden yoluma devam ettim..
ama iki karar verdim..
işim ne olursa olsun.. kuşların sesini ilk yeniden duydugumda..
oturup bir kahve içecegim ve iki ..
garsonla konuşacağım.. neden oturduğumu söyleyeceğim..
kuşlar çağırdı diyeceğim..

Lalenin bir kac kez sözünü ettiği.. simonetta'nin bademleri kitabını alırken..
bazen böyle tuhaf kararlar verdiğim icin..
annesinin ağacının son ürünü olan kayısıları sonsuzlaştırırken bizi ordan oraya sürükleyeceği vadedilen kitabı da aldım..
badem ve kayısı.. ve iki kadın öyküsünün iyi bir çift olacağını düşündüm..
bir selçuk altun kitabını bitirince başlanacak kitabı ararken daha entelektüel gezinimler vadediyor diye..
yakındaki uzak'ı.. seçtim.. kayısılı kitabı seçtim..
bu da bu bloğun yazarının tuhaf taraflarından biri işte..
çağrışımlar ve rasgele yolculuklar..

kendine ait bir odayı okurken kendi iç sesimi.. ve bir kızkardeş bulduğum gibi..
bu kitabı okurken de.. annemle arada kalan son bir kaç çetrefili..
ve zor bir ergenlik sonrası oluşmakta olan çekirdekle aramdaki bazı çatışmaların kaynağını buldum..
ve yeni bir kızkardeş buldum..

sonra tabii şaşmaz şeyi yaptım..
yazarın peşine düştüm..
Feysimin bukunda arkadaş oldum..
saglam bir insan hakları ve kadinın insan haklari fikir insanı..
ümit veren biri..
dürten baştan çıkaran.. biri..

bu sabah.. feysden eklediği mutfak masasından internet üzerinden yaptığı söyleşi linkinı tıkladım..
ben uyurken sınava gidip gelen ve kanapeyi işgal etmiş olan çekirdeği rahat bırakıp ben de mutfağa konuşlandım..
önce şu kare atladı gözüme sakin bir ses tonu ve sakin bir yüz ifad
Esi..
arkada açık mutfakta emayeler..
o mavi çaydanlıktan benim de var.. harika..
ve o kitap yığını.. daha güzel iki şeyi alamazdı arkasına bir kadın..
yaşamın kalbi.. mutfak.. ve ruhumuzun güzelleştiricisi kitaplar..

birkaç nokta dinleyince..
sessiz kızkardeş çığlıkları attım..
iyi terbiye edildim ben..
sessiz çığlıkları ve sessiz firça atmaları bilirim..

"ben bir fikir önderi.. bir amigo değilim".. diyordu..
"polyanna değilim ben..
ama bir duvar varsa.. bir kapi da olabilir mi diye bakalım derim"..
bana uyar.. pencere de olabilir.. hava girsin yeter..

"toplum kokuşmuş halde.. politikacilar bizden habersiz kötü şeyler yapıyorlar..
ve ana akım medya bundan söz etmiyor.."
ne kadar da biz..
"tamam.. ama başka şeyler de oluyor.. ve ayni ana akım medya bunlardan da söz etmiyor..
ırkçılıkla.. homofobiyle ilgili.. kadın hakları ile ilgili..savaşan ve birşeyler başaran insanlar var..
ve ana akım medya onlardan da söz etmiyor..
başarıları.. zaferleri.. yazmıyor..
o zaman ben neden bunlardan söz etmeyeyim..
çunkü kötü haberleri paylaşan haber veren yeterince alternatif kaynak var..
ben zaferlerin üzerinde durayım.."

biliyorum bu ruh halini..
incecik bir aydınlık olsa sevinen kaynağını arayan ruh hali..
aslinda karanlığı isteyenlerin en korktuğu tipler..
yıkilmaz ümitliler..
aktif ümitveren şey takipçileri..

"öksüz şimdi " diye bir kavramdan bahsedildi sonra..
geçmişe üzulmek ve gelecek için kaygılanmak yüzünden..
an'ı öksüz bırakmaktan..
anı sahiplenmek derken önüne bak kendi küçük hayatına bak demediğı için ilgimi çekti..
doğru carpe diem olabilir bu tanımlama..

insanların güclü hissetmektense.. güçsüzlüğü daha kolay benimsediklerini..
geleceğin kurulmasında bir katkımız olacağını düşünmediklerini..
"ne yapabiliriz ki.."
"bilinmezliklerin endişe doğurduğunu.. endişe dilinin insanlara yakın geldiğini..
bir liderin gücünden çok etrafında toplanan kişilerin enerjisinin daha etkileyici olduğunu..
bunun o kitle içinde olan bireylerce farkedilmediğini..
püritan.. yani ahlakçı olmanın insanı bağlayıcılığını..
çünkü o kadar ahlakçı olabilir ki insan yediği.. yaptığı düşundükleri ve yaptığı herşey onu bu saf halinden çıkarabilir diye..
hiç birşey yapamaz ahlakı yaymak için..
o yüzdem.. im_puritan yani saf olmayanın etkinliğini.. yani ahlaksızlıkla mücadele etmek için biraz kirlenmek gerektiğini..
buna ahlaki tembellik olarak kabul ettiğini..
yaşamak için ince hesaplar yapmamayı..
şefkat bizim yeni para birimimiz diyen posteri taşıyan genci..
her bireyin öteki degil önemli olduğu toplum için uğraşanların olduğunu..
2metreye 3 metrelik hücresinde tüm dunyayla bağlantıda kalabilen olunabileceğini..
gençlerin bu "tanımlama" ve "tanimlanmış olanı bozma/değiştirme" fikirlerini..
çok beğendiğini..
anlattı..

sabahımı aydınlattı..
endişeden arındırdı..
sesi belki saksıdaki taflanların şarkısı kadar güçlüydü..
ama ben duydum..
ve bu sefer pas geçmeyeyim..
sizi de haberdar edeyim dedim...

Bir de haber var paylaşmam gereken..
Gerekcem net.. karanlığı despotizmi destekleyenlerin çok cahil olduklarından..
Her seçim sonrası.. çok cahiller analizi yapmaktan..
Üstten konuşan çok biliş analizlerden.. cehaletin baskıyı kabullendirici etkisini kabul etsem de çok sıkılan biriyim..
Felaketlerden sonra gelen ama onlar da veya peki sen şuna tepkı verdin mi önerge ve sorgulamarından da..

Bize gereken bilgi ve empati..

Ne yapabilirimin minik bir cevabıni buldum..
Ve insanların kapısını çalıp çok cahilsin seni eğitmeye geldim diyemeyeceğimize göre..
Okuma alışkanlığı olmadıgına inandığımiz..
Ya da maddi durumu kitap almaya elverişli olmayan ailelerin çocuklarından başlamamız gerektiğine inandim..

Onları değiştirmek değil amacım..
Onların gören gözünü açmak.. empatisini arttırmak..
Bunlar  olunca zaten iyiyi doğruyu goreceklerini biliyorum..
Küçük dünyevı çıkar hesaplarına düsmeden önceki yaşamlarına değerli dokunuşlar ancak kitaplar aracılığıyla olur..
Masallar ve öyküler..
O zaman ne yapıyoruz..

Yanımında çocuk kitapları taşıyoruz..
Çantada.. torpido gözünde.. iş yerinde çekmecede..
Ve o kitaplarla karşılaştığımız çocuklara dokunuyoruz..

Konuyu yaymak ve birbirimizi motive etmek için..
Bir sayfa açtım..
Oraya bununla ilgili paylaşımları ekleyebiliriz..
Herkese açık..
https://m.facebook.com/CantamizdaCocukKitaplari/

Beklerim.
İşığımızı kesen duvara bir çatlak olun derim..
Bugün kitap vermemin an'ına sevinirsiniz..
Gelecek için minik bir yatirim yapmış olursunuz..


31 Ocak 2016 Pazar

Beauvoir.. çeyiz sandığı.. karaduygun.. ve daha nice kızkardeş..


Takip ettiğim bir çevirmenler forumu var..
Tercümesi zor sözcük oyunlari.. meslek jargonları gibi konularda fikir alıp veriyorlar..
Dil düskünü.. sözcük düskünü ben de aralarına karıstım..
Bazan fikir verme hadsizliğinde bile bulunuyorum..

Bu sabah açtığımda birisi..
Sandık lekesini nasıl çeviririm chest stain deniyormuş ama pek olmadı sanki diyordu..
Bir çok güzel öneri gelmişti gerçi.. 
Hatta lekenin nasıl oluştugu bile yazışılmıştı..
Ama en dikkat çekici yorum..
Kıskandım.. sema kaygusuz çeviriyorsun..
Yorumuydu..

Çevirmen hem erkek hem de yabancı.. anglosakson bir adı var..
Nasıl anlasın sandık lekesini..
Ben de girdim benim gugl'animın arama motoruna dedim yaz..
Chest stain... neler çıktı dersiniz..
Yüzde ve göğüste ve ellerin sırtında oluşan lekelerin hangi yontemle çıkarıldığı..
Hani yaşlılık lekesidir de onlar..
Güneş lekesi denir lekeliyi incitmesin diye..
Şimdilerde önemi olan .. yaşlanmamak.. emek değil..
Bu arama sonucu buna işaret eder..
Yani chest stain derse.. içi boş kalacak bugünün önem sırasına göre..

Girdim gugl'anımın arama motoruna bi daha..
Antika mefruşattan nasıl çıkarılır zor lekeler.. dedim..
ingilizce dedim..
Hemen işbilir blog adresleri verdi.. 
yellow stain.. 
Sari leke.. 
O sandığı emeğiyle doldurmayana kolay öyle isimlendirivermek lekenin rengiyle..
Birinde şunu buldum..
Safe stain..
İşte bu..

İçinde güvende tutmaya çalışırken de lekelenebileceği anlamını barındırıyor..
Ama ben bunları ararken birisi çok daha üstününü bulmuş..
Broken dreams.. olsun demiş.. kırık hayaller..
Ya da lamented dowry.. yakınan çeyiz..
Bilmem artik çevirmen neyi seçer..
Ama bu önerilerde bulunan kızkardeş ile..
Aynı bağlamda düşünmüşüz..

Sonra yoruma yazmaya başlamışım ben..
Anglosakson erkeğe çeyiz anlatmaya.. 
Kaptırmış gidiyordum öyle..
Bir yerde kesip.. geldim buraya..

Yorumumu alıntılıyorum buraya..

"toplumsal yaşamın dramatik bir kısmıdır sandık lekesi.. 
kız beşiğe çeyiz sandığa derler.. 
kızın tek hedefi evlenmektir.. kız gidicidir.. 
giderken aile büyüklerinin şanını yürütmelidir.. 
ince el işleri ve pahalı malzemeden yapılan çeyiz üç günde hazırlanamaz.. 
o yüzden anneler anneannelerle başlar ilk çeyiz üretimleri.. 
sonra kız da öğrenir aynı beceriyi.. 
o da yapmaya başlar.. 
yıllar içinde modalar değişir.. yapılanlara daha yeni modeller eklenir.. 
sedir ağacı sandıklarda saklanır ki böcek güve gelmesin.. 
her yıl çıkarılıp.. beyaz sabunla yıkanıp.. gün ışığına asılır kisandık lekesi olmasın.. 
o çeyiz o sandıkta durdukca sararır.. 
evlenmesi geciktikçe kızın yüzüne leke olur.. ayıp olur..

evleneceğinde yine yıkanır odalara serilir.. 
çeyiz serilir ki kız ailesi icin ne kadar kıymetli anlaşılsın da gittiği yerde de değer görsün.. 
velev evlendi o kadar ince dantel.. ütüsü zor ham ketenler.. ipekler bürümcükler.. iğne oyaları..
kullanılmaz bile.. sandıkta durur.. yine yılda bir havalanır.. 
her havalanmada ana evinde onlar yapılırkenki günler anılır.. 
evlilik mutsuzsa.. ana baba kaybedildiyse.. kız gurbetteyse..
daha farklı anlam kazanir.. o sandık o lekeleri.. 
üstelik inatçidir çıkmaz o lekeler .. 
insanin gönül kırıklığı gibidir.. 
o yüzden olmasın diye uğrasılır.. 
çıkarması zor diye.. bugünün kimyasalları bile çıkarmaz.. 
tedavisi gün ışığıdır beyaz sabundur.. yine emektir... 
o kullanılmayanlar bazen ceyiz sahibinin kızının sandığına aktarılır.. 
aslında sandık lekesi altı çok dolu bir kavramdır.. 

bu toplumdaki anlamı tam olarak hiç bir dilde tam karsılık bulamayabilir.. 
 ben gidip bloguma yazayım bunları..niye başınızı şişirdiysem .. 
sevgi saygi ve barisla kaliniz.. "

Yok onlara dedim vedayı.. size degil.. 
devam edesim vardi ondan buraya geldim..
Annen ölür bir gün..
Onun evini boşaltırsın..
Onun çeyizinde kendisi için hazırladiğı her parçanın öyküsünü bildiğini farkedersin..
Senin kızın biliyor mudur..
Yok senin kızın aslında chest stain kızı devrini yaşamaktadır..
Aah kimselerin vakti yok..
Durup ince şeyleri anlamaya..
Boşuna dememiş şair..

Böyle deyip çekirdeğimi ezdiğim düşünülmesin..
Annesindeki karaduygun* onda olmasın zaten..
Daha çok taze ayol..
Ben şimdi yanıyorum elden çıkardığım onca şeye..
Bunları kullanacak sevecek biri değil önyargısıyla..
Her gün yeni bir inceliğiyle beni şaşırtarak büyümekte..
Keşke öyle fütursuz kalabilseydi dedirtmekte..

Sandığa gelince..
Bu kadar yetsin..
O sandığın içinde kalmasın kadınların yaşam ümidi..
Evlilik de içinde olduğum ama hala varlığını desteklemediğim bir kurum..
Hayat devletlerce bodrumlara denizlere trenlere mezarlara gömülmediği takdirde..
Sokaklarda burda ne işi var ki denilip fırsatçılarca sokak aralarında ırzına geçilmediğinde güzel..
Hayatı daha güzel yapan emek..
Misal fotoğraftaki sema kaygusuz kitabının yanında duran kutu..
Tereyağlı bisküviler içeriyor..
Fabrikasyon değildir elde yapılmıstır ibaresi var .. kutunun üzerinde.. emek emek yanında..
Uu gittim ordan amelinin o en güzel sahnesine..
Hayat güzel.. 4D kalp yapacaklar .. sıfırdan kırılmamış kalplerle devam edeceğiz yola..

Sandıklarda lekelenmemiş..
Haberlerde berelenmemiş olsun pazarınız..

#####
Ps1.. simone hakliymış.. bir yazma düzenin olursa yazabiliyormuşsun..
Peseiki.. anıları kadinlara emanet edin bence..
Psüç.. bu sefer fotolar benden.. biri sema'mın kitabı.. diğeri geçen yıl gittiğim sergide..
Bir aile arşivinin parçalanması sergisinde..
Osmanli beyzadenin kızı için yaptıği.. çeyiz alışverişi listesi ve tutarları..
Pese 4.. o sergiyi anlattığım yazı için..
http://atalet.blogspot.com.tr/2014/03/bir-arsivi-olusturmak-parcalamak-ulusa.html?m=1
Ordan sergi fotoğraflarina da bakabilirsiniz.. 
Pese sondan bir önceki..
Yazidaki şiir alıntısı bir başka kızkardeş.. gülten akın'dan..
Pese son ve 6.. yazıda kullanıp yıldızladığım sözcük karaduygun.. melankoli anlamında ve yine bir sema kaygusuz kitabının adıdır..
Pese bu sefer son..
Cizre'de ölen sultan'ın bir çeyiz sandığı var mıydı acaba.. hayalleri.. sevdiceği.. ailesi........

Follow my blog with Bloglovin